30 Kasım 2009 Pazartesi

Öğrenen ve Öğreten Ol!



"Sizin en hayırlınız,

Kur'ân'ı öğrenen ve öğretenlerinizdir."  

Buhârî    


İnsanoğlu için gerçek hayat,ilim ve irfanla kabil

olacağından,öğrenip öğretmeyi ihmal edenler,hayatta

 dahi olsalar ölü sayılırlar.

Zira insanın yaratılışının gayesi,görüp bilmek ve

 öğrendiklerini başkalarına bildirmekten ibarettir.


M.Fethullah Gülen

29 Kasım 2009 Pazar

Rachel Corrie



Barış eylemcisi Rachel Corrie,İsrail ordusunun Gazze şeridinde
Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına engel olmaya çalışırken bir buldozer tarafından ezilmişti.



Rachel sadece 23 yıl süren hayatını,insana güven üstüne kurmuştu.
"Hepimiz diğer çocukları merak eden çocuklarız."diyordu ilk mektubunda.Annesine yazdığı ilk mektupta "Dış dünyaya ulaşma konusunda zorlanıyorum ama Irak'a yönelik bir savaşın kaçınılmaz hale geldiğini duyuyorum.Burada Gazze'nin 'yeniden işgali' konusunda ciddi bir kaygı hâkim.Gazze, her gün bir ölçüde yeniden işgal ediliyor ama korkulan, tankların kimi sokaklara girip bir kaç saat ya da gün sonra halkı köşelerden gözleyip vurmak amacıyla çekilmesi yerine bütün sokaklara girip yerleşmesi.İnsanlar bu savaşın,bütün bu yörenin insanına nelere mal olacağını hâlâ dikkate almıyorsa,artık düşünmenin zamanıdır."

Tıme Türk

22 Kasım 2009 Pazar

Sevgili dost merhameti gördün mü?



Sevgili Dost,
Merhameti gördün mü? Kaybolduğundan beri-kaçırılmışta olabilir- kendisinden haber alınamayan merhameti."Kayıp Aranıyor" ilânlarından bir ses çıkmadığına göre,merhameti tanıyanlar gazete okumuyor,sokaklarda dolaşmıyorlar."insanlık nâmına" bir kıpırtı olmayınca "kanun nâmına"harekete geçiliyor ve kasaba halkı Şerif'in arkasına düşüp,merhameti kaçıranları aramaya başlıyor.Meşalelerin dili karanlığı didikliyor,gecenin kenarını tutuşturuyor.Eller ağızın iki kenarına tutulup bağrılıyor:"Merhamet! Merhamet!" Ses ormanın içinde nereye gideceğini bilmiyor,panik içinde sağa sola koşuşturuyor,çalılara takılıyor,yaprakları döküyor,baykuşları korkutuyor,sonra bir kuyunun içine düşüp,ıslak bir şekilde geri dönüyor:"Merhamet!"
"Merhamet" yankı yapıyor.
Aramadık yer bırakmıyorlar.Buluta bakıyorlar,dağılıyor.Gölgeye bakıyorlar,çekiliyor.Taşları bile birer birer uyandırıyorlar oyuklarında.Taşların altı solucan kaynıyor.

Sevgili Dost,
Merhameti gördün mü? Eşkâlini tarif etmem gerektiğini biliyorum ama,bu hiç de kolay değil.Kanadı var, desem;hemen yolarlar.Gözleri var desem; mil çekerler sürme diye.Ayakları var, desem;mıhlarlar sandelyeye.
"Nesi var?"  / "Gülüşü var!" Ağlatırlar.
"Nesi var?"  / "Yaprakları var!" Kopartırlar.
"Nesi Var?" / "Beyazı var!" Karartırlar.

Sevgili Dost,
Merhameti gördün mü? Ne olur bana da göster.Kimseye söylemem,söz zarar veremezler.Beni kanadının altına almasa da ne çıkar;emerim ışığını.Dizinin üstüne yatırmasa da olur;kim söylemiş uyuduğumu?

Sevgili Dost,
Merhameti gördün mü?Tamam, söyleme biliyorsan yerini.Bari hayatta olduğunu haber ver."Merhamet ölmedi değil mi?"

Sevgili Dost,
Cennetle cehennem yarışa kalktı.Sen hâlâ susuyorsun.Güneş dürüldü,yıldızlar döküldü,vahşi hayvanlar bir araya toplandı.Sen hâlâ susuyorsun.

Sevgili Dost,
Merhameti gördün mü?

Ali Ural
Posta Kutusundaki Mızıka

20 Kasım 2009 Cuma

Yardım edenlerin en hayırlısı



Ey Hayr'ün-Nasirîn,Yardım edenlerin En Hayırlısı.

Ey Müste'ân,Tek ve Son Sığınılacak Olan,Ey Hafız!

Ey Kâdir,Ey Muktedir,Ey Kavî!

Zalimlerin gürûhûna karşı bize yardım et!

Bozguncular gürûhuna karşı bize yardım et! (29/30)

Kâfirler gürûhuna karşı bize yardım et! (2/286)

Bizi yalnız bırakma! (21/86)

Bize koruyucu ve yardımcılar gönder! (4/75)

Bizi zalimlerin elinde rezil ve rüsvâ eyleme! (10/85)

Bizi inkârcıların elinde oyuncak eyleme! (60/5)

Bizim üzerimizden inkârcıların baskısını kaldır! (4/84)

Ey Hayr'ül-Mâkirîn,Tuzak Kuranların En Hayırlısı!

Onların insanlar ve inanlar için hazırladıkları tuzakları boşa çıkar! (14/46)

Onların tuzaklarını kendi başlarına geçir! (3/54,8/30)


Senai Demirci

(Her Güne Bir Dua) 


İĞRENİYORUM



Elimden doğruca,güzelce,iyice bir yazı mı çıkıyor? İğreniyorum! Hâlâ bu memlekette, doğru, güzel ve doğru olanı savunma gayretimden bu gayretin boşluğunu anlayamamak enayiliğinden iğreniyorum!

Olanlar ortadayken, hep  bugünü erteleyici ve gelmeyecek bir istikbale ısmarlayacı "cek" ve "cak" edatlarından iğreniyorum!

(Perikles) gibi (Attik) Yunan medeniyetinin en haşmetli ve her şeyi tamam cemiyetinde (Lirik) şiirin babası (Pindaros) şöyle der: "Meğer bütün bir ömür katırlara saman yerine çiçek sunmuşum!..." Ben de aynı meraret duygusuyla güneşi cepte kaybetmiş bir topluma bu sırrı anlatamamanın sefaletinden iğreniyorum!

Dudaklarla kalbler arasındaki mesafeden,her akşam yorganı başına çeker çekmez uyuyuveren nefs muhasebesi yoksunu eyemgüder politikacıdan tecrit kampı iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce girip çıkan marka müslümanlarından iğreniyorum! Gördüğü şeyi nasıl görebildiğini izahtan acizken gözüyle görmediği için Allah'ı inkâr eden maddeciden iğreniyorum!

Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden,çile çekmeden olmaya bakan ezberci medeniyetçiden,hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyveleriyle ateşe atmayı inkılâp sayan devrimbazdan ve bunlara inananlardan,kapılanlardan iğreniyorum!

Hâsılı,dil adına dilden,ev adına elden,vatan adına vatandan ve köy,köylü,şehir,şehirli,gazete,dergi,kitap,mektep,talebe,muallim,
polis,memur,kanun,nizam,kadın,erkek,dost,ahbap ne varsa bunların gerçekleri adına hepsinden iğreniyorum!

Ötesi var mı?
Ağlayamayan,anlamayan,içini kanatamayan,yumruğunu sıkamayan insandan,Allah'ın Kur'an da "belhüm adal-hayvandan aşağı" diye andığı iki ayaklılardan iğreniyorum!

Necip Fazıl Kısakürek (17 Mart 1980)

4 Kasım 2009 Çarşamba

Taşların kalıntıları



Kısır umutların,işlevli acılarla yoğrulduğu ve bakışlardan kan sızdığı bir gecede,enkaz yüreğime şehit oldum.
Devrik cümlelerimin ortasına ünlem koyup
 hiçbir vakit devrilmeyen sızılarıma yeni
cümleler doğurabilme arayışına koyuldum.

Çıkılması imkansız seferler,gidilmesi yasak mekanlar ve annesiz yaşlar oluyor içimdeki yaraların kanaması.Süslü cümlelerin en sade anlamsızlığında vuslatı kayıp ellerime yeni uğraşlar arıyorum.
Aramak,bir çareden doğuş.Çaresizliği ise kabul ediyorum,en çıkmaz sokak yalnızlığımla.
Yakarışını intihar ettiğim kaldırımlar,
anneliğini soyundu üzerinden.Bir ölüm eşiğinde şimdi annem.
Henüz gözlerindeki Meryem'i ve sözlerindeki Eyüb'ü bulamamışken,babamsa çocukluğumun penceresinden gençliğin mekansızlığına yolculuk için aldığı ilk bilete büyütmüştü keşkelerimi.

Bu gece Züleyha uğradı,çukurlarında boğulduğum gözlerime.Yusuf ne vakit uğrar kestiremiyorum.Uyuyan dillerimde yanıma kalan,yarım bırakan taşların kalıntıları saklı.Geç bir vakitte erken giden gençliği yakalama anlamsızlığıyla,erken gelen yaşlılığımı bereketlendiriyorum.

Gazze'ye varmadan oyuncak bebeklerimi vurdular gözlerinden.Gözlerim vurgunken tanklarla sözlerimin üzerinden geçtiler.Susuyorum artık,gün gece,ve daha bilmem kaç gün gece.İnsanlar güzel dileklerini bayramlar dışında sandıklarından çıkarmazlar mı?
Ya da neden tüm güzellikler bayramlar dışında sandıklar da saklı?

Sahi en son ne zamandı,içime bayramı düşürüp dışıma bayramlık giydireli?

Niye kararmış kızıl okyanuslardan sesleniyor sessizlik.Adam boyu yalnızlığıma sigara izmaritleri mi karıştı?Görüş mesafem hüsrana daraldı.Kelimeler birbirini kovalıyor.Sol köşemi yönetemeyen tahtsız hükümdar yoruluyor.Hangisi hangiliğimi anlatıyor bilemiyorum.Bilememek ağrısıyla soru işaretlerinin kapı eşiğinde üç noktalaşıyorum.

Kitap yüklü damarlarımdan akacak kelimeleri biriktirip,cümlelerimi şairlere bağışlama fikri,bu şehrin en fermansız kanamalarına sebepler doğuruyor.Kardeşçe yaşlar döktüm az önce şehrimden Filistin'e ve kar yağdı az sonra Filistin'den İstanbul'a.

 Müsterih infilaklar,dar ağacına çıkması muhtemel yarınlar ve hücreleri sökülmüş girdaplar,zamansız zamanlara doğurdu beni.Ahlarım koynuma yılan oldu her an besleyip büyüttüğüm.Giden bu yolculardan en çok ben şansızım.Ne kadar çok yaşadıysam,o kadar çok yalnızım...
/
çocukların avucunda
gözyaşı döküyor
Taif'te yumuşak
Filistin'de sert
olamayan taşlar
/