28 Aralık 2010 Salı

Siz hiç eşinizle yarıştınız mı?

Yine bir sefer vaktiydi. Hz Peygamber ile, hanımı Ayşe gelmişti. Allah’ın Resulü her seferinde bir hanımını yanında götürürdü. Bu defa kura Ayşe’ye çıkmıştı. İslam ordusu çölün kızgın kumlarında yol alırken Hz Peygamber hanımına yavaşlamasını söyledi. Orduya da devam edin işareti yaptı.

Nihayet ordu uzaklaşmış, Hz Peygamber ve eşi geride kalmışlardı. Kâinatın yüzüsuyu hürmetine yaratıldığı Allah elçisi hanımına sordu?
-Yarışalım mı ya Ayşe?

Ordu savaşa gidiyordu. Savaştan daha önemli bir mesele yoktu ve bu bir ölüm kalım meselesi idi. Bu durumda bile Allah’ın Resulü hanımını ihmal etmiyor ve hatta bugün için bile bize çok ayıp gelecek, hatta koca koca adamların hayatta yapamayacakları bir şeyi istiyordu hanımından

.-Yarışalım mı ya Ayşe?

Ordu silahlarını kuşanmış, düşman üzerine süzülüyordu. Dünyevi anlamda bundan daha büyük bir konu olamazdı. Savaş, ölüm ve kan belki de biraz sonra yollara dökülecekti. O ise hanımına soruyordu:

 -Yarışalım mı ya Ayşe?
Sonunda Hz Ayşe de yarışa razı oldu. Bir çizgi çizip yarışa başladılar. Hz Ayşe ve âlemlere Rahmet olarak gönderilen yarışıyorlardı.Ve yarışı Hz Ayşe kazandı. Öylece orduya vâsıl oldular. Hz Peygamber iş olsun diye değil, bugün idrak dahi edemeyeceğimiz bir tarzda savaşa giderken dahi hanımına vakit ayırmıştı.
Sonra bir başka seferde orduyu yine ileriye gönderdi Hz Peygamber.

Hanımına yine sordu:
-Yarışalım mı ya Ayşe.

Ve hanımı yine tamam dedi. Yarıştılar kızgın kumların üstünde yürüyen orduya doğru. Bu defa Hz Peygamber kazanmıştı.



27 Aralık 2010 Pazartesi

Duaların kabul olsun ister misin?


Kral arkadaşım Ali Odabaşı’yla bir masada sessizce oturuyoruz. Aniden sordu: “Duaların kabul olsun ister misin?”
“İsterim” deyiverdim.
Bilgece bir hoşnutlukla nasihati ilikledi:

"Öyleyse başkaları içinde dua et."

Murat Menteş


26 Aralık 2010 Pazar

Şifa Ayetleri


Şifa Ayetleri Kur'an'ı Kerim'de
Tevbe Suresi 14,Yunus Suresi 57,Nahl Suresi 69,İsra Suresi 82,
Şuara Suresi 80 ve Fussilet Suresi 44 geçmektedir.




18 Aralık 2010 Cumartesi

Elf olmayı dilemişim


"elif" olmak zordur
cünkü "elif" olmak
yuvarlak bir dünyada dik durmanın
dik ve önde
belki acıyla
ama vazgeçmeden durmanın
dünya ne kadar dönerse dönsün
olduğu yerde kalmanın adıdır “elif” olmak
……….
zordur “elif” olmak
“elif” olmak hep vurulmaktır
“elif” olmak yalnızca “elif” olmaktır
……..
”elif” demeden hiçbir şey denilemezben “elif” dedim
artık her şeyi söyleyebilirim*

/ dostum, “elif” olmayı dilemişim sanırım bir vakt-i seherde, bir cesaretle….zor(luğunu)  bilmemişim o zamanlarda; dilemişim..yar’ın huzurunda bir “elif” misali durabilmeyi dilemişim; oysa şimdilerde dizlerimin bağı çözülür; diz çökerim..be’ye meylederim; “başlasın bu cümle artık!” derken yine “elif” misali kalıveririm bir bir’in huzurunda..yine zorlukla, yalnızca, yalın-ca…/

“elif” olmak zor imiş!
ama her elif’in yanında akvâ olan’ın yardımı, yar’lığı var imiş!!

dostum, bilir misin “elif “ olmaya talip olmak nedir, bilir misin insan nasıl “elif” olur? dilersin o’ndan sadece o’nun yar-lığını, dilenirsin…o’nun kucağından başka mekanlar sana soğuk gelir, üşürsün bir ağustos sıcağında..yürüdüğün yollar sana yabancı gelir; bildik mekanlar sıkar seni..tanımadığın sîmalar sana âşina gelir, tanımadığın kişiler senin niyazına girer; tanıdıkların ise yabancı nazarlarla bakarlar sana. hikmetine eremediğin hallerle örülür hayatın; susmayı seversin; sükûtu seversin; sükûtu hal edinenleri seversin…

dostum, bilir misin, “elif” bağlanmaz kendisinden sonraki harfe…sadece kendinden önceki harfe bağlanır; en önceki’ne belki de..sen, dünyana sonradan girenlere sıkıca bağlandığın vakit “elif” olmaz adın..sanırsın ki o zaman üzerindeki zorluklar kalkacak; ama herkes yüklenir üzerine..yardımsız yar’lar doluşur dünyana..”yardımıyla gelen yar” gitti diye…

aklımın al(a)madığı hallerin eteğinde gezinir dururum; belki aklım acziyetiyle susabilmeyi öğrenir diye..başımı tâ yüreğime kadar eğer, dinlerim o kısık fısıltıyı şimdilerde…

dostum, şimdilerde “elif” der susarım; elimi bileğime koyar dinlerim nabzımı..atışları, dünyadaki hiç kimsenin isminde artmaz…yüreğim dünyadaki kimsenin isminde titremez; bu belki de lütuftur, yar’dandır …bu, belki de “elif “olmanın gereğidir.
/allahu a’lem…/

“elif” olmayı dileten de “var”imiş dostum;
“yar” olmayı dileyen imiş…
nokta!
*mevlana idris                                                                               
sare nokta

4 Aralık 2010 Cumartesi

Hayırlı işler yapmakta acele ediniz



 
"Hayırlı işler yapmakta acele ediniz!
Yakında karanlık gece parçaları gibi fitneler olacaktır.
Kişi mümin olarak sabahlar,kafir olarak geceler,yine mümin olarak geceler,kafir olarak sabahlar,
Çünkü dünya malı karşılığında dinini satar."

Müslim


1 Aralık 2010 Çarşamba

Gökyüzü şu ayrılığı anlasaydı


Gökyüzü şu ayrılığı duyup anlasaydı.
Yıldızları ağlardı,güneşi ve ayı da
Padişah bilseydi ne çeşit tahttan indirileceğini kendide ağlardı,tahtı ile tacı da
Uçan kuş bilmiş olsaydı niye avlandığını
Kırılır kolu kanadı,başlardı ağlamaya
Sağırdır kulağın ecelin,işitmez feryatları
Yoksa dayanır mıydı hiç kanlı yürek sağnağına
Öz çocuğunu yitiren dir dev anadır dünya

Mevlana


30 Kasım 2010 Salı

İbrahim,gönlümü put sanıp da kıran kim?


Ben Yusuf'u seviyordum oysa,
Aşkımın adıydı Yusuf...
Hani şu güzelliğinden geçtiği sokaklarda kadınların kandilleri söndürüp onun ışığıyla aydınlandığı,
Hani Züleyha'nın ellerine verdiği bıçaklarla kalplerini doğradıkları,
Hani koskoca valinin öldürmeye kıyamayıp da ömür boyu hapse yolladığı...
Yusuf'u seviyordum ben,
Yüzünün güzelliği ahlakının yanında sönük kalan Yusuf'u...

Sonra Osman'a aşık oldum,
Edebiyle melekleri bile kendisine hayran bırakan Osman'a..
Dedim ki; işte böyle olmalı eş,kendine eş tuttuğun...
Şimdi acısı düştü içime,
Yangınlara atılan,evladını kendi elleriyle kurban etmekle imtihan olunan adamın.

Soruyorum şimdi:
"İbrahim,gönlümü put sanıp da kıran kim?"

27 Kasım 2010 Cumartesi

Seninle ölmeyi...

ImageShack, free image hosting, free video hosting, image hosting, video hosting, photo image hosting site, video hosting site

İlle gerek mi özlediğimi söylemek
Ya da sevdiğimi seni
Hem gelecek günlere bıraktım
Seninle olmayı
Seninle ölmeyi bir güzel

Cahit Zarifoğlu

20 Kasım 2010 Cumartesi

Kalbinin yumuşamasını istiyorsan


Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan fakiri doyur,yetimin başını okşa.

Hz.Muhammed (a.s.m)

İbn-i Hanbel,II,263,387

14 Kasım 2010 Pazar

Biz Seni hoşnut olacağın kıbleye döndüreceğiz

click to zoom

Yüce Allah (cc),O'na Kâbe'ye yönelerek namaz kılmasını emreder.Bu emir,Allah'ın O'na duyduğu sevginin açık ispatlarından biridir.Çünkü,"En Sevgili" hiç sevmediği yahudilerden ayrılmak için namazlarında Kudüs yerine Kâbeyi bağrında taşıyan Mekke'ye yönelmek istemektedir.
Bu arzuyu uzun bir süre sinesinde taşıdıktan sonra bir gün Medine'nin Kuba mahallesindeki mescitte,öğle namazı sırasında sevindirilir.
Vahiy gelmektedir...
"Biz yüzünü çokça semaya doğru çevirdiğini görüyoruz.And olsun ki Biz,seni hoşnud olacağın bir kıbleye döndüreceğiz...Şimdi sen yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.(Bakara-144)"
 Halk dilinde,bir kimse başka kimseyi sevmekle nitelendireceği zaman hep kullanılan bir kalıplaşmış ifade vardır.
Denir ki;"Falanca falancaya sevgisinden dolayı kıblesini değiştirdi."
Allah (cc) 'da  en sevdiği kulu için kıbleyi hakiki manada değiştirir ve "Seni memnun olacağın bir kıbleye döndüreceğiz." buyurur.
"Benim memnun olacağım bir kıbleye döndüreceğiz demez.
Sanki Allah(cc) şöyle der gibidir;"Ey Sevgili! Herkes benim rızamın peşindeyken,Ben seni hoşnud etmeyi istiyorum...Hem de her iki dünyada da...Bu dünya da örneğin,kıbleyi değiştirerek,ahirette ise
"Rabbin sana verecek,sen de razı olacaksın.(Duha-5)" ayetinin haber verdiği şerefli makamla...

(Fahruddin-i Razi,Tefsir-i Kebir)

29 Ekim 2010 Cuma

26 Ekim 2010 Salı

Sakın onlarla gitme!


Her zamankinden daha kalabalıklar. Kadınlar ve erkekler ve yaşlılar hepsi oradalar ve senin dışarı çıkmanı bekliyorlar. Seni sevmediklerini biliyorsun, hatta nefret ettiklerini. Gülümsemenden nefret ediyorlar, masumiyetinden, iffetli düşlerinden, dua edişinden. Seni onlardan farklı kılan ne varsa nefret ediyorlar. Onlara kaybettiklerini hatırlatıyorsun.
Zihinlerinin bir köşesinde kalan, her an rahatsızlık uyandıran, bir daha asla ulaşamayacakları masumiyetleri hatırlatıyorsun.
Yüzüne baktıklarında kaybettikleri Tanrının nefesini hissediyorlar.
Yüzlerinden utanıyorlar, akşamdan kalma sözlerinden, saçlarından ve şehvete gömdükleri aşklarından utanıyorlar.
Senin bu kentte yaşaman acı veriyor çok zaman.
Bu sokaklarda yürümen, konuşurken insanların gözlerine bakabilecek kadar cesur oluşun şaşırtıyor onları. Seni bir kuyuya gömebilmek, taşlamak, korkularla sarmak, ateşe atmak ya da geçmiş zamanlardan kalma bir acının koynuna atmak istiyorlar. Bir sabah güneşin doğuşunu, ayakta durarak, alnını toprağa dayayarak, avuçlarını gökyüzüne kaldırarak selamlaman şaşırtıyor hepsini.
Dışarıdalar ve senin de çıkmanı bekliyorlar.
Eğer çıktığında mahcup yürürsen mutlu olacaklar. Başın önde kalırsa, yaptığın her şeyden utanarak, ezik adımlarla yürürsen bundan mutlu olacaklar.
Onlardan özür dilemeni, pişman olmanı bekliyorlar.
Kendi yüzünden nefret etmeni bekliyorlar. Bir daha gözlerini gökyüzüne çevirip, düşsel hayallere dalmanı istemiyorlar. Onlar gibi davranmanı bekliyorlar, unutmanı yani, yani alışmanı her şeye.
Dilersen çık ve onlarla git!
Dilersen vazgeç benim dediğim her şeyden.
Kimse arkadan kötü sözler söylemeyecek.
İstersen çık ve onlarla git.
Ya da olanca gücünle defolmalarını söyle buradan.
Kirli yüzleriyle, hain gülümsemeleriyle, sahte ruhlarıyla birlikte buradan defolmalarını söyle.
Dışarı çık ve buram buram Medine kokan gökyüzüne dik bakışlarını. Asla tükenmeyeceğini anlasınlar. Düşemeyeceğini. Allah’ın ellerini nasıl tuttuğunu fark etsinler. Gözlerinden damlayan Kudüs, toprağımızı bereketlendirsin.
Dışarı çık ve parmak uçlarından güneye salınsın kırlangıçlar.
Meleklerin sözlerine karışsın kanat çırpışları.
Son taşını henüz hareket ettirmediğini haykır ve şahlarına sahip çıkmaları için uyar. Atların nal sesleriyle kentin sarılacağını söyle. Atların ayaklarında saçılan kıvılcımların bu kenti tutuşturacağını ve camlı binaları ve yüksek duvarlı binaları ve gri binaları yakacağını hatırlat.
Dışarı çık ve hayata dokun.
Hayat avuçlarında yükselsin. Avuçlarındaki çizgilerden, nehirler taşsın sokaklara ve önüne katsın her şeyi.
Hayatı parmaklarınla hisset. Yaşamak adına savur bütün yeminlerini.
Her şeyin yeniden başladığını söyle onlara.
Aşkı savun.
Üstü başı kavga kokan çocuklardan söz et onlara.
Dışarıdalar ve senin de çıkmanı bekliyorlar.
Senden nefret ediyorlar sakın unutma…
Ve lütfen……..
Lütfen onlarla gitme!
Sakın onlarla gitme……

Tarık Tufan

7 Ekim 2010 Perşembe

Konuştukça artıyor suskunluğumuz


Şimdi benzi solgun bir gül gibi
Ne işe yarıyorum
Saltanatına boyun eğmekten başka
Gülün izbesine takıldı ruhum
Sımsıcak bir tebessüm geçti dudaklarımdan
Konuştukça artıyor suskunluğun gülizbe
Sana söylenmedik sözler bırakıyorum
Tut ellerinden başlayan hikayenin
Aşk buralı değil
Sevgili
Buralı değil

Mehmet Şamil Baş


25 Eylül 2010 Cumartesi

Ben suç getirdim


Eli boş varılmaz varılan yere,
Boş gelmedim Yarab,
Ben suç getirdim!
Dağlar çekemez o ağır yükü,
İki kat sırtımda,pek güç getirdim...

23 Eylül 2010 Perşembe

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Vakit daraldı


Sen güzel Yusufsun,
bu alemde bir kuyu.
İp ise Allah'ın emrine sabretmektir.
Ey Yusuf,ip geldi,
iki elinle yapış.
İpi gözardı etme,
Vakit daraldı.

Mevlana C. Rumi 

12 Ağustos 2010 Perşembe

Bir veda koştu bana ve ısırdı canımı



Ey neşe
ey kızkardeşi huzurun
sesime küstüm konuşmam seninle
bir kör gibi yolu tıklayarak yürüyen
o güzel misafire söyle
toplarken balıkçı gülüşten ağlarını
ansızın terkettim anneden sarayımı
kiracıymış meğerse kabuklar yaralarda
bir veda koştu bana
ve ısırdı canımı

İbrahim Tenekeci


 

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Ben sizi kuşağınızdan yalkalamış...


"...Ben sizi kuşağınızdan yakalamış,ateşe düşmemeniz için gayret ediyorum;siz ise elimden kurtulup kendinizi ateşe atmaya çalışıyorsunuz."

Hz.Muhammed (asm)

17 Temmuz 2010 Cumartesi

iki çay


İki çay söylemiştik orda,
biri açık
Keşke yalnız bunun için
sevseydim seni...

Cemal Süreyya


26 Haziran 2010 Cumartesi

Fatihaya pusu


Namlunun ucunda bir gece vakti
Erirken ay
Yüzlerinde hâkî somurtaç bıçakları
Uhud dağı
Bedir kuyusu
Ve basıp karanfil kokulu rüyalarını çocukların
Şafak sökmeden daha alfebeyi
Dört bir yandan
Dört bin kez
Fatihaya pusu

Hüseyin Akın

18 Haziran 2010 Cuma

Açılan ellerimde çırpınan yüreğim var


Sen zulmetmezsin.
Nefsimiz zalim,ruhumuz mazlum.
Kalbimizin nurunu örten nefsaniyet tortuları,aklımızı yolumuza düşman etmiş.
Kendimizi çözmeyi bilmiyoruz ki,meselemizi çözelim.Çöz bizi.
Bizi kendimize getir.Biz burada sadece,Senin herşeyi bildiğini biliyoruz.
Herşeye gücünün yettiğine inanmaktan başka gücümüz yok!
Emanetlerinin,nimetlerinin hakkını veremiyoruz,onlarla bütünleşemiyoruz,onların bütünlüğünde hayatımızı bütünleştiremiyoruz.
Sürgünde gibiyiz,hicranlar içindeyiz.
Yaşadığımız hayat değil.
Bizim olmayanı yaşamak,yaşamak değil...
Ama gecenin sessizliğinde akan gözyaşları bizim,ifadesiz ve rağbetsiz kalmış aciz tefekkür çırpınışlarının iniltileri bizim,karanlıklara saldığımız sessiz çığlıklar bizim.
Onların hatırına bizi affeyle Yüce Rabbim!
Her kederin özel bir duası ve her duanın esma tecelliyatı ile bir sırrı var...
Ya Hafîz,Ya Kerîm,Ya Vedûd...
Ya Allah,Ya Allah,Ya Allah!
Bizi bizden koru,bizi kimlik şaşkını olmaktan kurtar.
Bizi şahsiyetimizle buluştur,bütünlüğümüzle ihya eyle.
Bize Muhammed Mustafa (asm)'ın gerçek ümmeti olmak saadetine müyesser kıl.
Ya Hayyü Kayyûm,Ya Hafîz,Ya Erhamerrâhimin...

"Açılan ellerimde,çırpınan yüreğim var.
Temkine gelmeyen,ten kafesinde çırpındıkça kendini daha çok yaralayan deli yüreğim.
Bağışla onu."

Ahmet Selim

11 Haziran 2010 Cuma

mevsimlerden keder mi?


Dinle hatırladıkça üzüyor beni çekilirken yaktığım rüya.
Mevsimlerden keder mi söyle?
Ne giysem yakışmıyor uçurumlardan başka.
Dağıtmıyor hiçbir güneş ruhumdaki sisi.
Ve ben hala yarın güzeldir diyorum,kalmasa da albenisi.

İbrahim Tenekeci

28 Mayıs 2010 Cuma

yerdeyim bende



Yaşına hürmeten senin ey dünya
Demedim bir şey,yaptıklarına
Kaldırmadım elimi karıncaya
Deme sakın,o yerde
Yerdeyim ben de.

İbrahim Tenekeci

16 Mayıs 2010 Pazar

beni öp sonra doğur


Kan görüyorum,taş görüyorum.
Bütün heykeller arasında,
Karabasan acemi,
uykusuzluğun sütlü inciri.
Kovanlara sızmıyor.
Annem küçükken öldü.
Beni öp sonra doğur.

Cemal Süreyya



24 Nisan 2010 Cumartesi

Müminin mümine karşı durumu



"Mümin'nin mümine karşı durumu,bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir."

Hz.Muhammed (a.s.m)

15 Nisan 2010 Perşembe

secde de olmadan secde de olmak


Şimdi geç kaldığımın telaşıyla ruhen çırpınıyorum.
Her secdenin ele geçmez bir fırsat olduğunu anlıyor ve
"Secde de olmadan secde de olmak" larımı
ah-vah ile  anıyorum.
Utanç içerisindeyim.

Cahit Zarifoğlu

26 Mart 2010 Cuma

Kalk Kudüs'e Gidelim



Bazı şehirleri özlemek,tek gözlü bir odaya toplaşıp,annenin sıcak tarhana çorbasıyla ısınmayı özlemek gibidir.
O şehirlerin sokakları,annenin ellerine benzer.Ağrıdan çatlayacak gibi duran alnını okşar durur gecenin bir yarısında.Annenin duası varsa,şehirlerinde duası vardır mırıldanıp durduğu.
Baş ağrılarım beni öldürecek biliyor musun?
Kalk Kudüs'e gidelim sevgilim.Tanrı şehrine gidelim.
Tanrı bizi gözetsin,korusun,kollasın Kudüs hatırına.Kalbimizin ağrısı,başımızın ağrısı,ruhumuzun ağrısı hafiflesin şehre yaklaştıkça.
Tarhana çorbası içer gibi içimize çekelim,gökyüzünde yaratılıp yeryüzüne indirilen bu şehrin sokaklarını.Kudüs'ün bulutlarından tespih yapıp "subhanallah" çekelim.
Peygamber sükunetine erelim şehrin sokaklarında.Tur'a çıkalım.Bağıralım boğazımızı yırtarcasına;
"Rabbimiz bizde aşk ehliyiz bize de yüzünü göster!"
Tur dağı paramparça olsun,kalbimiz paramparça olsun aşktan.
Kalk Kudüs'e gidelim sevgilim.
Meryem sırtını o ağacın gövdesine yaslayıp,bir intifada doğursun.Alnında biriken terleri silelim.Ellerinden sıkıca tutalım.Rabbimiz kuruyan ağacın dallarına meyveler versin.
Yahya peygamberin yanında büyüsün çocuklar.Elleri taş tutacak yaşa gelsin.Kalpleri aşk tutacak yaşa.
Sokaklarına atalım kendimizi.Adımızı söyleyelim kontrol noktalarında.
Horlanalım,ezilelim,bekleyelim saatlerce.Vazgeçmeyelim inatla.
Kalk Kudüs'e gidelim sevgilim.
Çöp bidonlarının arasında dolaşalım.Bak şu küçük çocuk var ya vuracaklar onu! Hani babasının arkasında duran.Başını babasının sırtına dayayan çocuk.İşte o! Vuracaklar birazdan onu.Çöp bidonlarının arasında dolaşalım.Endişe etme çocukların kalbine değen kurşunlar sekmez hiçbir yere.
Mescide gidelim.Yıkılacaksa üzerimize yıkılsın boşver.Sen elimi sıkı tut korkma.
Mescide gidelim.Bir bayram namaz kılalım şehirle birlikte.Zekeriya'nın yanında saf tutalım.Ve Musa'nın ve İsa'nın ve Yakup'un.Bekle birazdan Ömer de gelir buralara.
Şu beyaz sakallı adamı görüyor musun? İşte onun tekerlekli sandalyesini itelim birlikte.Nereye gitmek isterse oraya.Hayfa'dan aldığımız portakalları ikram edelim,o çok sever.
Birlikte Zeytin dağı'na çıkalım şehre bakalım doya doya.
Kalk Kudüs'e gidelim sevgilim.
Tanrı bizi gözetsin,korusun,kollasın Kudüs hatırına.Kalbimizin ağrısı,başımızın ağrısı,ruhumuzun ağrısı hafiflesin şehre yaklaştıkça.

Tarık Tufan

18 Mart 2010 Perşembe

Düdüğe döndüm ben


Zaaflarım sebebi ile çook tövbe bozduğum için günahtan çok tövbeden utanıyorum artık!
Eğer bu feleğin pençesinden harla gibi inlersem kınamayın beni
Çünkü o feleğin merleriyle düdüğe döndüm ben

Halid-i Bağdadi

10 Mart 2010 Çarşamba

Çok tehlikeli olacağız!

 

Birlikte öleceğiz bu fırtınada
Derin mezarlar kazıp,katiller için tutunarak içimizdeki ölümlere
Aynı güneşin altında 
Çok tehlikeli olacağız!


19 Şubat 2010 Cuma

ben çok gülerim ve...


Sen bakma böyle hüzünlü şeyler yazdığıma,ben çok gülerim.
Ve gülerken hiç kimse yalan olduğunu anlamaz.

Cemal Süreyya



11 Şubat 2010 Perşembe

rüzgara salıver gitsin


"Ümidim yılların seline düştü.
Saçının en titrek teline düştü.
Kuru yaprak gibi eline düştü.
İstersen rüzgara salıver gitsin."

Necip Fazıl Kısakürek

4 Şubat 2010 Perşembe

Nazar ayeti (Kalem suresi 51-52)



وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ


Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn(mecnûnun).Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyne.
Ve inkâr edenler, zikri (Kur'ân'ı) işittikleri zaman gerçekten seni, neredeyse gözleri ile devirirler. Ve: “Muhakkak ki o, gerçekten mecnundur (delidir).” derler.Oysa o (Kur'an) ,alemlere bir zikir(öğüt,hatırlatma,hüküm ve üstünbir şeref)den başka bir şey değildir.

23 Ocak 2010 Cumartesi

Buyrun Dost'un pazarına

"Allah müminlerden,canlarını ve mallarını,kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır." (Tevbe Suresi/111)



Malından kirlenmiş dağarcığı alır sana kendinden ışıklanan bir gönül nuru verir.
Şu buz kesmiş bedeni alır vehmimize sığmaz bir saltanat ihsan eder.
Bir kaç katra gözyaşı alır vehmimize sığmaz bir saltanat ihsan eder.
Bir kaç katra gözyaşı alır şekerlerin balların hasedettiği kevseri bağışlar.
Sevdalara dertlerle dolu ah'ı alır her ah'a karşılık yüzlerce mevki lutfeder... 
Gelde hemen şu eşi olmayan alışverişi durmayan pazarda eskileri sat hazır ve elde bir olan beyliği al..
Eğer bir şüphe gelir de yolunu vurursa en büyük alışveriş sahiplerini peygamberleri kendine senet yap..
Rumi 

6 Ocak 2010 Çarşamba

Aşkın sana kutlu olsun


"Aşina-yı aşk olandan ah-u zar eksik değil.
Keşti-i bahre demadem rüzigar eksik değil."
Aşık olanın ah ve inleyişleri eksik olmaz.
(Aşık, ahlarından ve inleyişlerinden bilinir.)
Denizde giden gemiye elbette her an bir rüzgar gerekir.
(Aşıkın gemisi de ancak ahın rüzgarıyla yel alabilir.)
Ey Aşık!
Sevgilinin hasretiyle seherlerinde ah ederek göz yaşı döktüğün geceler miktarınca,aşkın sana kutlu olsun!

İskender Pala