28 Aralık 2010 Salı

Siz hiç eşinizle yarıştınız mı?

Yine bir sefer vaktiydi. Hz Peygamber ile, hanımı Ayşe gelmişti. Allah’ın Resulü her seferinde bir hanımını yanında götürürdü. Bu defa kura Ayşe’ye çıkmıştı. İslam ordusu çölün kızgın kumlarında yol alırken Hz Peygamber hanımına yavaşlamasını söyledi. Orduya da devam edin işareti yaptı.

Nihayet ordu uzaklaşmış, Hz Peygamber ve eşi geride kalmışlardı. Kâinatın yüzüsuyu hürmetine yaratıldığı Allah elçisi hanımına sordu?
-Yarışalım mı ya Ayşe?

Ordu savaşa gidiyordu. Savaştan daha önemli bir mesele yoktu ve bu bir ölüm kalım meselesi idi. Bu durumda bile Allah’ın Resulü hanımını ihmal etmiyor ve hatta bugün için bile bize çok ayıp gelecek, hatta koca koca adamların hayatta yapamayacakları bir şeyi istiyordu hanımından

.-Yarışalım mı ya Ayşe?

Ordu silahlarını kuşanmış, düşman üzerine süzülüyordu. Dünyevi anlamda bundan daha büyük bir konu olamazdı. Savaş, ölüm ve kan belki de biraz sonra yollara dökülecekti. O ise hanımına soruyordu:

 -Yarışalım mı ya Ayşe?
Sonunda Hz Ayşe de yarışa razı oldu. Bir çizgi çizip yarışa başladılar. Hz Ayşe ve âlemlere Rahmet olarak gönderilen yarışıyorlardı.Ve yarışı Hz Ayşe kazandı. Öylece orduya vâsıl oldular. Hz Peygamber iş olsun diye değil, bugün idrak dahi edemeyeceğimiz bir tarzda savaşa giderken dahi hanımına vakit ayırmıştı.
Sonra bir başka seferde orduyu yine ileriye gönderdi Hz Peygamber.

Hanımına yine sordu:
-Yarışalım mı ya Ayşe.

Ve hanımı yine tamam dedi. Yarıştılar kızgın kumların üstünde yürüyen orduya doğru. Bu defa Hz Peygamber kazanmıştı.



27 Aralık 2010 Pazartesi

Duaların kabul olsun ister misin?


Kral arkadaşım Ali Odabaşı’yla bir masada sessizce oturuyoruz. Aniden sordu: “Duaların kabul olsun ister misin?”
“İsterim” deyiverdim.
Bilgece bir hoşnutlukla nasihati ilikledi:

"Öyleyse başkaları içinde dua et."

Murat Menteş


26 Aralık 2010 Pazar

Şifa Ayetleri


Şifa Ayetleri Kur'an'ı Kerim'de
Tevbe Suresi 14,Yunus Suresi 57,Nahl Suresi 69,İsra Suresi 82,
Şuara Suresi 80 ve Fussilet Suresi 44 geçmektedir.




18 Aralık 2010 Cumartesi

Elf olmayı dilemişim


"elif" olmak zordur
cünkü "elif" olmak
yuvarlak bir dünyada dik durmanın
dik ve önde
belki acıyla
ama vazgeçmeden durmanın
dünya ne kadar dönerse dönsün
olduğu yerde kalmanın adıdır “elif” olmak
……….
zordur “elif” olmak
“elif” olmak hep vurulmaktır
“elif” olmak yalnızca “elif” olmaktır
……..
”elif” demeden hiçbir şey denilemezben “elif” dedim
artık her şeyi söyleyebilirim*

/ dostum, “elif” olmayı dilemişim sanırım bir vakt-i seherde, bir cesaretle….zor(luğunu)  bilmemişim o zamanlarda; dilemişim..yar’ın huzurunda bir “elif” misali durabilmeyi dilemişim; oysa şimdilerde dizlerimin bağı çözülür; diz çökerim..be’ye meylederim; “başlasın bu cümle artık!” derken yine “elif” misali kalıveririm bir bir’in huzurunda..yine zorlukla, yalnızca, yalın-ca…/

“elif” olmak zor imiş!
ama her elif’in yanında akvâ olan’ın yardımı, yar’lığı var imiş!!

dostum, bilir misin “elif “ olmaya talip olmak nedir, bilir misin insan nasıl “elif” olur? dilersin o’ndan sadece o’nun yar-lığını, dilenirsin…o’nun kucağından başka mekanlar sana soğuk gelir, üşürsün bir ağustos sıcağında..yürüdüğün yollar sana yabancı gelir; bildik mekanlar sıkar seni..tanımadığın sîmalar sana âşina gelir, tanımadığın kişiler senin niyazına girer; tanıdıkların ise yabancı nazarlarla bakarlar sana. hikmetine eremediğin hallerle örülür hayatın; susmayı seversin; sükûtu seversin; sükûtu hal edinenleri seversin…

dostum, bilir misin, “elif” bağlanmaz kendisinden sonraki harfe…sadece kendinden önceki harfe bağlanır; en önceki’ne belki de..sen, dünyana sonradan girenlere sıkıca bağlandığın vakit “elif” olmaz adın..sanırsın ki o zaman üzerindeki zorluklar kalkacak; ama herkes yüklenir üzerine..yardımsız yar’lar doluşur dünyana..”yardımıyla gelen yar” gitti diye…

aklımın al(a)madığı hallerin eteğinde gezinir dururum; belki aklım acziyetiyle susabilmeyi öğrenir diye..başımı tâ yüreğime kadar eğer, dinlerim o kısık fısıltıyı şimdilerde…

dostum, şimdilerde “elif” der susarım; elimi bileğime koyar dinlerim nabzımı..atışları, dünyadaki hiç kimsenin isminde artmaz…yüreğim dünyadaki kimsenin isminde titremez; bu belki de lütuftur, yar’dandır …bu, belki de “elif “olmanın gereğidir.
/allahu a’lem…/

“elif” olmayı dileten de “var”imiş dostum;
“yar” olmayı dileyen imiş…
nokta!
*mevlana idris                                                                               
sare nokta

4 Aralık 2010 Cumartesi

Hayırlı işler yapmakta acele ediniz



 
"Hayırlı işler yapmakta acele ediniz!
Yakında karanlık gece parçaları gibi fitneler olacaktır.
Kişi mümin olarak sabahlar,kafir olarak geceler,yine mümin olarak geceler,kafir olarak sabahlar,
Çünkü dünya malı karşılığında dinini satar."

Müslim


1 Aralık 2010 Çarşamba

Gökyüzü şu ayrılığı anlasaydı


Gökyüzü şu ayrılığı duyup anlasaydı.
Yıldızları ağlardı,güneşi ve ayı da
Padişah bilseydi ne çeşit tahttan indirileceğini kendide ağlardı,tahtı ile tacı da
Uçan kuş bilmiş olsaydı niye avlandığını
Kırılır kolu kanadı,başlardı ağlamaya
Sağırdır kulağın ecelin,işitmez feryatları
Yoksa dayanır mıydı hiç kanlı yürek sağnağına
Öz çocuğunu yitiren dir dev anadır dünya

Mevlana