8 Ocak 2011 Cumartesi

Kıyısında ayrılığın



Sabırla!... titreyerek!... öyle yalın!
ve kimse olmadan oturacağız!
kıyısında ayrılığın...

Cahit Zarifoğlu

1 Ocak 2011 Cumartesi

Birazdan yıldırımlar düşecek kentin sokaklarına

Afrika’nın bir bölümünde yaşayan kaplanlar arasında ilginç bir dayanışma örneği sergilenir. Güçlü yağmurlar beraberinde korkunç yıldırımlar taşırlar buralara. Adeta gökyüzünü yırtan yıldırımlar, yeryüzüne büyük bir gürültüyle inerler. Tarihin içinde tanrıların kavgası ya da öfkesiyle anılır yıldırımlar. Sahici bir öfkenin yansımasına benzer gerçektende.
İlginç olan bu yağmurlar yağarken kaplanların birlikte gerçekleştirdikleri bir olaydır. Yoğun yağmurlar arasında kaplanlar açık alanlara çıkarlar. Kısmen yıldırımlara karşı korunaklıdır açık alanlar. Çünkü ağaçların üzerine yıldırım düşmesi olasılığı fazladır. Büyük orman yangınlarına da neden olabilir bu yıldırım düşmeleri.
Açık alana toplanan kaplanlar yere uzanırlar.
Gruplar halinde yere uzanan kaplanlar kafalarını birbirlerinin kafalarına yaslarlar.
Tek bir şey yüzünden!
Eğer birinin üzerine yıldırım düşerse, diğerleri de onunla birlikte ölür. Yanyana, göğüs göğüse, kafa kafaya duran kaplanlar böylece ölüme birlikte gitme yemini ederler.
Birisi öldüğü anda diğerleri de ölsün diye.
Birbirlerine sahip çıkmak adına.
Dost olduklarını ispatlamak için.
Ölümü birlikte karşılayarak birlikte olmanın en omurlu yüzünü taşırlar. Kimse ihanet etmeden ve bir an olsun oradan kalkmayı düşünmeden öylece beklerler muhtemel bir ölümü.
Dostluğun ölümcül fedakarlığını paylaşırlar.
Kimi zaman kentin içinde de böyle grupların içinde olduğunuzu düşünürsünüz. Omuz omuza bir yaşam paylaşımında bulunduğunuzu. Statüler önemli olmaksızın yan yana uzamış insanlar olabileceğinizi düşünürken çıldırtıcı bir şüphenin esiri olursunuz. “Acaba kalkarlar mı birden” Yıldırım düştüğü anda kalkabileceklerinin korkusu sarar bütün benliğinizi.
Güvenemezsiniz.
Herkes birbirinin yüzüne şüpheyle bakar.
Kent, yıldırım düştüğünde yalnız kalanların acı hikayeleriyle doludur. Her bir sokağında, tek başına ölenlerin hazin izleri vardır kentin. Emeğini, geleceğini, gülümsemelerini paylaşan insanların, müthiş bir gürültüyle üzerlerine düşen yıldırımların altında, hiç ummadıkları bir anda tek başına kalmanın çaresizliği okunur yüzlerinden. Asıl soru sona kalanın kim olacağı sorusudur.
Kimin hangi mazeretle kalacağı.
Ya da kimin yakın durduğu halde, diğerlerine temas etmediği...
Bu yüzden kentin düşüş hikayelerinde trajik bir yalnızlık vardır. Korkunun ve çıkarların, her şeye rağmen yaşamı kutsamanın verdiği bir ihanet duygusu.
Her şeye rağmen, onursuz olsa da, yaşamı kutsamanın tiksindiren yüzleri.
Şimdi böyle bir tedirginlik duygusu taşıyorum kendi içimde. Kimseden emin olamıyorum sırf bu yüzden. Dahası gök gürültüleri duyulduğunda orada olabileceğimden bile kuşkuluyum.
Bu lanet olası kuşkular tek tek tüketiyor hepimizi.
Yağmur yağıyor...
Gök gürlüyor...
Birazdan yıldırımlar düşecek kentin sokaklarına.

Tarık Tufan