30 Nisan 2011 Cumartesi

Bursa Ulu Camii Minberindeki Gezegen Sistemi


1402 tarihinde (Hicri 804) inşa edilen Bursa’nın tarihi sembollerinden Ulu Caminin minberinin Doğu yakasında (mihraba bakan yüz) Güneş sistemi, Batı yakasında ise Galaksi Sistemi yer alırken evrenin kül olarak tasvir edildiği ileri sürüldü.. 602 yıllık tarihi minberdeki şekillerin bu tespiti doğruladığı iddia ediliyor. Minberin her iki yüzünde de şaşırtıcı şekilde birer evren krokisi var. Bu sadece bir tesadüf mü, yoksa bu minberin ustası gerçekten bir astronomi hayranı mıydı? ..
Şekillerle ilgili iddiayı ortaya atan Araştırmacı, Fevzi Ülgü ALSANCAK. 1980 yılından bu yana minber üzerinde yaptığı çalışmalarla tarihin derinliklerinde kalan gerçeklere ışık tuttuğunu söyleyen Alsancak, “Alan süsleme motiflerinde simetri yoksa mutlaka bir mesaj vardır” ilkesinden yola çıkarak,minberdeki şekiller üzerine yapılan yorumların tutarsız olduğunu söylüyor... Bilim teknoloji ve uzay bilimleri araştırma tekniklerine kafa yoran bir öğretmen olduğunu belirten Ülgü, motifleri dikkatlice incelediğinde minberin, mihraba bakan yüzünde güneş sistemini keşfettiğini söylüyor...

 Güneş ve gezegenler arasındaki mesafe büyük olduğu için yıldız gezegenlerden farklı olarak 9 damlacıklı kurs olarak işaretlenmiş...
Ülgü, yine Kündekari sanatının bir özelliği olan parçaların birleşmesiyle oluşan çukur kanal çizgilerinin de gezegenlerin yörüngesini temsil ettiğini söylüyor. Bu yüzeyde yer alan bir başka gizem ise serpiştirilmiş halde yıldız motifleri yer alması, ve bunların içinde kuyruklu yıldızların da bulunması...

Ülgü’nün dikkat çektiği en önemli detaylardan biri de, Plüton gezegeninin tek başına ayrı bir platformda ve bir açı farkı ile gösterilmiş olması. Bilindiği üzere güneş siteminin aynı düzlem üzerinde olan ilk 8 gezegeninin aksine Plüto ayrı düzlemde dolanmaktadır... 

Minberin Batı Cephesinde ise 7 adet Galaksi formatı tespit ettiğini söyleyen Ülgü, galaksi platformlarının 5 ayrı renkte sedef kakma ile gösterildiğini söylüyor. Ancak ne yazık ki bugün hatalı boyama teknikleri ile bu önemli detay büyük ölçüde yok edilmiş durumda. Ama kayıtlardan bunu doğrulamak mümkün...

Kündekari sanat açısından eşsiz bir değere sahip olan minberin ilginç bir özelliği de 6666 adet abanoz ağacı parçasından vücuda gelmesi. Bu rakamda halk arasında yaygın inaçla Kuran’ı Kerimdeki ayet sayısına tekabül etmektedir....

O dönemdeki İslam ve Türk alimlerinin matematik ve gök bilimlerine yönelik ilminin Batıya nazaran hayli ilerde olduğu da göz önüne alınırsa Ülgü’nün tezleri doğru olabilir mi?. Ne dersiniz bütün bu benzerlikler sadece bir tesadüf olabilir mi?


TARİHİ MİNBERİN ÖZELLİKLERİ
Minber bütünüyle kainatı sembolize ediyor..Minberin doğu cephesinde, biri dar dikdörtgen, diğeri alanı daha geniş üçgen biçiminde, bir diğeri en altta şerit halinde uzanan taşıyıcı dolap serisi, banko olmak üzere birbirine bitişik üç kompozisyon alanı bulunuyor. Üçgen ve dikdörtgen yüze ikisi birlikte Güneş Sistemi'nin kabartma formlarla işlendiği bir alan var. Gezegenlerin her biri yörünge hareketleriyle birlikte küresel kabartma motifler halinde Güneş'e olan uzaklık ve aralarındaki büyüklük karşılaştırmaları da verilerek olması gereken yerlerde....

Gezegenler, Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Pluto şeklinde olan Güneş'e uzaklık sıralaması da doğru. Büyüklük mukayesesi de baz alındığında Dünya'dan elli bin defa daha büyük olan Güneş, büyük bir ustalıkla mükemmel şekilde işlenmiş durumda...

Anlaşılacağı üzere dünyanın yuvarlak olup olmadığının bile tartışıldığı bir devirde bir ahşap işçisi bile o dönemde bilinen tüm gezegenleri rasgele bir yıldız olarak değil, güneş sistemimizdeki birer gezegen olarak işlemiş...
O çağda böyle bir bilgiye sahip olmak oldukça ilginç,ve o çağda bu bilginin sırrı ne..?
Alıntıdır.. 



7 Nisan 2011 Perşembe

Dedi;Her duaya cevap var


  

Yollanmamış mektuplarım vardı şehr-i kalbimde
Kahrını geceden alan bir sabahla azalan umutlarımı
Çoğaltan bir yangının şahidiydim! Geceydi. Bir feryâdın kınasını ellerime yaktığım ah-u figânım; mektuplarımdı. Mektup dediğimse, insana kulaksız duyduran, gözsüz gördürendi. Küllü bir sırdı… Yüzü suyu hürmetine yaratıldığımın hatrına inleyen nağmeler tutturdum her gece. Derdimi dert ile kavurdum Derdimde kavruldum! Dedim; “Rabbim! Ben sana dua etmekle hiç bedbaht ve mahsûn olmadım!” İhbârı ertelenen isteğimdi tek müsebbibim. İsteğim; Tüm kederlerimi helâk edecek bir muştu! Çilem; Taşıyabileceğim kadar! Sabahın tekil çoğulluğuna yakındı karanlıklar. Bir gün mekânın meçhule yakın avuçlarındayken ben, Yalaz yalaz kıyılarıma düşerken yıldırımlar, Yükümü taşıyamazken dağlar, Kıracakken dalımı kahırla esen rüzgârlar, Kurşun kurşun izini sürdüğüm adresi buldum! Yusuf’u görenlerin bıçağındaki sır ne ise, Mecnun’u çöllere düşüren ne ise, İnsanı dünyadan firâr ettiren şey ne ise, İşte onu buldum! Rahmet vardı gazabın üstünde Ve tüm sözlerin öncesine yazdım adını. Onu şahit tuttum âhiretime Onu şahit tuttum emânetime Yolunu yoluma bağladım. Tüm üşümeklerden sıyrıldım Açtım yüreğimi nasibime Mektuplarımı yollamaya başladım bir bir adresine. Eriyiverdi havf ile recâ arasında gidip gelen satırlarımın buzları Murâdımdı bu! Dedi: “Her duâya cevap var!”