14 Mayıs 2011 Cumartesi

Kazanma ihtimalimiz var



Suyunu içerken kulaklarını diken ve panik gözleriyle etrafı tarayan ceylan tedirginliğinde yaşıyoruz hayatı. Acaba şimdi ne olacak? Kapıyı kim çalacak? Telefonla kötü bir haber gelirse?
Nefeslerimizi tutmuş, iyi haber bekliyoruz.
Fakat ölüm, etrafımızda kol geziyor.
Gözlerinizi kapatıp, ömür kumaşınızı kesen Azrail’in makas seslerini duymaya çalışın…
 Ölümün sıcak nefesi dolanıyor ensenizde… Bunu dikkatlice baktığınız zaman incecik tüylerinizin havalanışından anlayacaksınız.
Bakın! Ayağınızın sol baş parmağı buz kesiyor azar azar… Birazdan soğukluk kulaklarınıza kadar ilerleyip filminizi ortada bitirebilir…
İşte siz o zaman kime ne diyebilirsiniz ki? Hiç! Hiç kimseye…
Dik tuttuğumuz başımız, ayaklarımızın altına düşmeden… Evet, Temmuzun kışkırtıcı güneşi bizi günahlara sevk ederken bunları düşünmeliyiz…
Kikirdeme, fingirdeme sesleri yükselirken sokaklardan, o sesi işitmeliyiz kardeşlerim: Kırt kırt kırt…
Ölümün sıcak nefesi geziniyor ensemizde ve biz su içen ceylan tedirginliğinde beklemeliyiz ezanları…
Madem oyun ve eğlenceden ibaret bu dünya, gelin seccadelerimizde oynayalım öyleyse, ufakta olsa kazanma ihtimalimiz var o zaman!

 
Bülent Akyürek


13 Mayıs 2011 Cuma

Süleymaniye Camii'nin Sırrı


Süleymaniye Cami'nin Sırrı


Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemini göstermek adına inşa ettirildi. Bu görev, tarihin en büyük ustası Mimarbaşı Sinan’a verildi. Camii ve külliyesi 7 senede bitirildi. Ancak 7 yıllık bu uzun süre Kanuni’nin canını sıkmıştı. Sinan’ın yapıyı neden bir türlü açmadığını anlamamıştı. O sırada her taraftan da dedikodular yağmaya başladı Sultan’a.  

  

Kanuni durumu kendi gözleriyle görmek için bir ikindi vakti Süleymaniye’ye gitti. Muhteşem yapının içine girdiğinde Sinan tam da söylendiği gibi caminin ortasında oturmuş nargilesini tüttürmekteydi. Sultan gözlerine inanamadı. Tok sesiyle ve bütün haşmetiyle ‘’ Bu ne iştir Mimarbaşı ‘’ diye haykırdı. Oysa Mimar Sinan’ın içtiği nargilede tömbeki yoktu. İçtiği sadece suydu. Usta mimar, nargilenin fokurtularını dinleyerek caminin akustiğini ölçmeye çalışıyordu. Mihraptaki imamın sesini, aynı oranda bütün camiye nasıl ulaştıracağını hesaplıyordu. Bunun için Anadolu’nun değişik köşelerinden 65 tane dev turşu küpü getirtti. Bu küpleri içleri boş, ağızları dışarıya gelecek şekilde kubbenin eteklerine dizdirdi. Amacına ulaşmıştı Mimarbaşı. Sesi, yüzlerce metrekarelik mekanın her köşesine, en iyi şekilde yaymayı başarmıştı. Kanuni’de , Sinan’ın niyetini anlamış, ustasını hemen bağışlamıştı. Mimar Sinan yapının içine bir de hava koridoru inşa etti. Elektriğin henüz bulunmadığı o yıllarda, Süleymaniye 275 dev kandille aydınlatılıyordu. Sinan, bu kandillerden çıkan is camiye zarar vermesin ve cemaati rahatsız etmesin diye orta kapının üzerine küçük bir odacık yaptırdı. Binanın değişik köşelerine açtığı oyuklardan giren islerin bu odada toplanmasını sağladı. Şaşırdınız değil mi? Durun, daha bitmedi… Ve adına da İs Odası denilen bu bölmenin içine özel bir nemlendirme sistemi kurdu Sinan. Odada toplanan islerden, dönemin en kaliteli mürekkebini damıttı.
Süleymaniye’nin duvarlarında gördüğünüz o muhteşem kalem işleri, yazılar, süslemeler, caminin kandillerinden çıkan isten damıtılan o mürekkeple yapıldı. Tekrar altını çiziyorum, bunlar günümüzden 458 yıl öncesinin bilimiyle, teknolojisiyle yapıldı.
Son bir şifre daha var..
Hani oyuklar var dedim ya isin bir odada toplanmasını sağlayan , hava akımını içeri alan. Dışarıya çıkıp o iki oyuktan içeriye baktığınızda, birinden caminin içindeki Allah, diğerinden ise Muhammed yazılı dev levhaları görürsünüz. Ayrıca Süleymaniye’nin hangi köşesini, hangi duvarını, hangi açısını ölçerseniz ölçün, sayısal olarak karşınıza Allah kelimesinin ve katlarının çıktığını görürsünüz.
Bu düşüncelere durgunluk verecek sanat eseri karşısında insanın Da Vinci’nin şifresi de neymiş diyesi geliyor… 

kadıncakararınca

1 Mayıs 2011 Pazar

Bizi nerede anacaksın Allah'ım


"Öyleyse Beni zikredin ki,Ben de sizi anayım."
Bakara/152

Bu nasıl iletişim!
Ne büyük vaat!
Nasıl bir şefkat!
Bizi nerede anacaksın Allah'ım?

Ali Ural