29 Şubat 2012 Çarşamba

ağır ağır



Eski bir çömlek gibi tepeden tırnağa çatlamaya başladım.  Tarihin ağırlığı altında ezilen, alttan üstten tahliye edilmiş, kapılardan sakatlanmış, beynini tükürük hokkaları patlatmış, benzersiz, sevimsiz, zavallı gövdem ek yerlerinden ayrılmaya başladı. Kısacası kelimenin tam anlamıyla çözülüyorum, şimdilik ağır ağır, ama ivmenin arttığına dair belirtiler var. 


Salman Rushdie


28 Şubat 2012 Salı

Rahman O,Rahim O



Sana şefkat eden bir Rabbin var.Sahipsiz değilsin.O seni ve diğerlerini şefkatle terbiye ediyor.Herkesi merhametinin kucağında ağırlıyor.
Seni sevdiği için var eyledi.Seni severek var eyledi.Senin varlığından hoşnut.Varlığın O'na yük değil.Yaşaman O'na ağır gelmez.

Rabbin seni seviyor.Rabbin senin sevdiklerini de seviyor.Rabbin sevdiklerini sevmeni seviyor.Rabbin sevdiklerini sevindiriyor.Rabbin sevdiklerini sevindirmeni seviyor.
Üzülme.Endişe etme.

Senai Demirci



27 Şubat 2012 Pazartesi

Araftayız





"Araftayız. İrfanımızı maziye bağlayan köprüleri berhava ettik... Düşünce yok artık. Kinlerde, sevgilerde bir takım işaretlerin emrinde. Aslında bugün içinde bulunduğumuz boşluk maziyi iyi tanımayışımızdan doğmaktadır. Bu itibarla bizden öncekilerin neler düşündüklerini, neler tavsiye ettiklerini bilmek, yazdıklarını yeni harflere çevirmek, okumak, okutmak, tartışmak zorundayız! Neden bu şekilde ...düşünüyorlardı, nerelerde hata yapmışlardı? Çare? Zindanımızı yıkmak, mimarı ve işçisi cehaletimiz olan zindanı. Önce kendimizi tanımalıyız. Nasıl bir tarihin çocuklarıyız? Ne soran var ne bilen. Birleşmek ve düşünmek zorundayız. Bu zincirleri ne zaman kıracağız? Kendi kendimize vurduğumuz zincirleri..."

Cemil Meriç - Kültürden İrfana


26 Şubat 2012 Pazar

Ellerim...



Sonra yollara düşüyorum,
Ellerim cebimde,
Ama gitgide çoğalıyorlar,
Ellerim gitgide çoğalıyor,
Koyacak bir yer bulamıyorum.

Ah Muhsin Ünlü




Canın canı,sevenin cananı buradadır.




Hep böyle davranır, yüzünü bana döner,kalbiyle gülümser, benim kalbimden geçenleri aynıyla bilirdi. Adımlarımı hızlandırıp elini tutmak istedim, o da gülerek adımlarını hızlandırdı. Ona ilk vurulduğum,kuzuları otlattığımız, sevdasına düştüğüm günlerdeki gibiydi. Bana, “Can Yunus!” dedi yine, parmağını kalbimin üzerine koyarak:
“Burası kalbimin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır. Canın canı,sevenin cananı buradadır. O nokta, kurumuş bir damla kandan ibarettir. Adına sevda denir, siyaha çalan rengi yüzünden ona sevda derler. Bütün tecelli denizleri,bütün aşk ve ihtiras fırtınaları işte o bir damla kanın içinde dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa parçaları bütün vücuda dağılır. ”

İskender Pala/OD




23 Şubat 2012 Perşembe

21 Şubat 2012 Salı

Her an şükret!


 
 
 
“De ki ne sanıyorsunuz?

Aniden bütün suyunuz toprağın altında yok olup gitseydi (Allah’tan başka) kim size temiz kaynaklardan (yeni) su verebilir.”

(Mülk 30)


(Suyu ayakta içmeyin, vücuda zararlıdır. Yalnız abdestten artan su ve zemzemi şerif ayakta içilebilir.)

18 Şubat 2012 Cumartesi

siz gidin artık



"Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz
siz gidin artık
düşman dağıldı dedikleri anda
... anlaşılıyor
baştan beri bütün yenik düşenlerle
aynı kışlaktaymışız.."

İsmet Özel

15 Şubat 2012 Çarşamba

Sevgililer gününde düşman çatlatmak

 
Batı medeniyeti aşka, bireyin tüketim alışkanlıklarını değiştiren bir kaza süsü vermiştir. Aşkın, dünya malına karşı bir kayıtsızlığa dönüşmesini engellemek için bir yığın malzeme piyasaya sürülmüştür.
Hediyelik eşya satıcılarına uğramadan, romantik filmlerin gösterildiği sinemalara gitmeden, çiçekçilerin bitkisel dünyasına dalmadan, kafeteryalara takılmadan, diskoteklerde tepinmeden, aşk şarkılarının cd kayıtlarını kulağınıza küpe yapmadan, lüks restoranlarda yemek törenleri düzenlemeden aşkınızı inşa,izhar,ispat etmeniz imkansızdır.
Bir de sevgililer gününde düşman çatlatmanız.
 
Murat Menteş
 
 

14 Şubat 2012 Salı

Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:Anne


Şimdi mucizevi bir yerdeyim
Muc’un ucuz evinde
Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
Duvarlara hep senin resmini çiziyor
Dili geçmiş zamanda bir çok resim,
Hep gülümsüyorsun
Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
Durmadan soluyormuş gibi.

Hatırlar mısın?
Mavi saçlı bir Tanrı gibi severdim Burdur gölünü
O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü
Vişne bahçeleriyle dolu,
Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
Bazen ölmek istiyorum.
Beni yeniden doğurman için
İri, ekşi bir vişne tanesi gibi

Kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya
Bazen görülen rüyalar gibi kapkara
Bir ton rüya çıtırdarken
Sen kar yağmadan önce başkaydın,
Kar yağdıktan sonra bambaşka.

Sanki hep buluğ çağındaydın.
Kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları
Binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini.
Bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi.

Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı.
Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar…
Bir tek senin “çocuklar üşüyecek” rengi saçların vardı.

Ben bu eve Muc’un ucuz evi diyorum.
Yokluğunda böyle oldum.
Mucize öldükten sonra, buraya taşındım.
Ve inan
Muc bu evi bana ucuza verdi.

Yaşasaydın, hayatının ortasına
Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.

Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
diye başlayan bir çocuk romanında…
Şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi
Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini.

Şimdi mucizevi bir yerdeyim
Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burda
Ve çok ağır ilerliyor.
Yüzümdeki çillerden başka
İsyan eden biri yok hayatımda.

NOT: Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
Onları Muc’a evin karşılığında verdim
Çok ucuza.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
Anne.


Didem Madak 

7 Şubat 2012 Salı

..toprak kayıyor içim





Aşabilsem boğulmalarını ömrümün


Bir çocuk havliyle geçsem sevgisiz ıssızları


Yüzün cephesine koştur beni


İsyan eşiğim toprak kayıyor içim


Cahit Zarifoğlu


kendimden mahrum...




Yağmurda koşan bir çocuk olsam.

Vedalaşır gibi bildikleriyle.

Kendinden mahrum kalır mı insan?

Kalsam.

Duralım burada,güzel esiyor.



İbrahim Tenekeci