24 Aralık 2012 Pazartesi

...her ikisinin günahları




Erkek hanımına, hanım da beyine sevgiyle baktıklarında Cenab-ı Hak da onlara rahmet nazarıyla bakar.

Şayet erkek hanımının ellerinden tutarsa, her ikisinin de günahları parmaklarının arasından dökülür.

Hadis-i Şerif, Camiü” s-sagir,2;333 ~







...Ya severse?







Yâr çıksa kapıdan...



Aşık hiç yalnız kalır mı Hafız?

Yâr çıksa kapıdan,

Hasreti gelir.


Serdar Tuncer



22 Aralık 2012 Cumartesi

17 Aralık 2012 Pazartesi

...Şems’i gördüm göreli




İki dünya da yok oldu gitti bende 
Artık ne bu dünyadan sorsunlar beni, ne o dünyadan 
Sen bizim aynımızsın dedim ey can! 
Amma yaptın dedi, o da ne demek 
Şu gördüklerin hep benim 
Yoksa dedim sen O musun? 
“Hey, kendine gel! Sus!” dedi. 
“Benim ne olduğum dile gelmez..” 
Öyleyse dedim sana işte dilsiz, dudaksız konuşan biri 
Yoklukta ayaksız yürümedeyim, gökteki ay gibi 
İşte sana elsiz ayaksız durmadan koşan biri 
“Böyle koşup durmak,” dedi bir ses, “senin nene gerek?” 
Bak bana, apaçık ortadayım da gene gizliyim 
Sen beni gör asıl beni! 
Eşi bulunmaz bir gizli maden olmuşum 
Eşi bulunmaz bir deniz olmuşum ben 
Tebrizli Şems’i gördüm göreli 

Mevlana



...Gitmeliyim





“Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi
radikal fikirlerim vardı.
Annemi ikna edemedim.
Annem tanısa seni kesin çok severdi.
Bana kalırsa seni bütün dünya çok sever
Ben de seni çok severim ama şu an konu bu değil.
...
Gitmeliyim şimdilik kuşlara emanet ediyorum seni
işim var..”

Ali Lidar



...batmasın ya



Ses veriyorum.

Batsın.

...Sen gidiyorsun ya


 
 
 
Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için,
Saçlarını, gözlerini, ellerini.
Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya,
Her seferinde bir şey unutuyorsun, sıcak,
Termometrede yükselen çizgi çizgi.
...
Kimbilir nerelerde soğuyorsun.

Senin gözbebeklerin var ya, kadın kadın gülen.
İnsan insan bakan gözbebeklerin,
Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta,
Beni yıksa yıksa gözbebeklerin yerle bir eder.

Ne gelirse onlardan gelir bana,
Çalışma gücü, yaşama direnci.
Mutluluk gibi kazanılması zor,
Mutluluk gibi yitirilmesi kolay.

Bir açarsın ki mutluyum,
Bir kaparsın her şey elimden gitmiş.

Rıfat Ilgaz
 
 

14 Aralık 2012 Cuma

...Yaralı bir mektuptur Ebu Halid,




Yaralı bir mektuptur Ebu Halid,
Vurulmuş bir kardeşlik sızıyor sol cebinden,
Kendiyle karşılaşmayı arayan uçsuz bucaksız bir insandır.
Cinnet ile cennet arasında,
zardan bir ırmak gibi,
cihada saf tutan bir burukluktur.
Biliyor, ölmek vaktinde güzeldir.
Biliyor, özgür bir ülke,
öldüğü yerdedir.


Tuncay Yerlikaya


13 Aralık 2012 Perşembe

...Allah’ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın.

 
 
 
“Hep birlikte Allah’ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın.
 Parçalanıp ayrılmayın.
Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün.
Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti.
İşte O’nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.
Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı.
İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.”
 (Al-i İmran 103)
 
 
 

...Senin kapında bekliyoruz

 
 
Biz Sufiler, çok uzaklardan geldik..! Senin kapında bekliyoruz..!
Allah rızası için bize yüzünüzün güzelliğinden bir şeyler ver..!
Susuz kaldık..! Yanımızda boş ibriklerimiz var..! Çünkü, biliyoruz ki; senin ırmağından başka bir ırmakta, güzellik suyu yoktur..!
Ey huyu her zaman merhamet ve lütuf, iyilik olan güzel..!
Haydi, kapında bekleyen bu yoksullarına bir şeyler ver..!

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi(k.s.)
 
 

11 Aralık 2012 Salı

...Kanıyorum




Yürüyorum / hızlanıyorum / koşuyorum /çıkıyorum / iniyorum / haykırıyorum /havlıyorum / uluyorum / çağırıyorum / feryat ediyorum / hızlanıyorum /yavaşlıyorum / batıyorum / atik oluyorum / kuruyorum / yürüyorum / uçuyorum / görüyorum / görmüyorum / tökezliyorum / sarı oluyorum / yeşil oluyorum / mavi oluyorum / yarılıyorum /hıçkırarak ağlıyorum / susuyorum / yoruluyorum / acıkıyorum / düşüyorum / kalkıyorum / koşuyorum / unutuyorum / görüyorum / görmüyorum / hatırlıyorum / işitiyorum / görüyorum / sayıklıyorum / halüsinasyon görüyorum / fısıldıyorum / haykırıyorum / yapamıyorum / inliyorum / çıldırıyorum / yoldan çıkıyorum /azalıyorum / çoğalıyorum / düşüyorum /yükseliyorum / alçalıyorum / kanıyorum / ve bayılıyorum


Mahmut Derviş





9 Aralık 2012 Pazar

...Nesini sevdin ki ?

 
 
 
Bana hep diyorlar, "Nesini sevdin ki ?"
"Güzelliği yok, zengin falan da değil, yanına bile yakışmıyor..."
Tek bir cevabım var onlara...
"Dini tam..!"

Osman Nuri Ünsal
 
 
 

8 Aralık 2012 Cumartesi

...ne mübarek insan

 
 
 
Çeçenistan Grozni de bir minibüs, şoförün adı Musa.

Şöyle yazıyor; Yaşlılar, çocuklar ve sakatlar için,bunun yanında kim parasını evde unuttuysa yada parası bittiyse seyahat ücretsiz!

Ayrıca hastaneye yakınını görmeye giden ya da cenazeye başsağlığına giden ve hac görevini yapanlar içinde ücretsiz.

En altta da şöyle yazmış; Ve hiç kimseye bir şey açıklamak zorunda değilsiniz, bindiğiniz gibi, sessizce inin ve gidin.
 
(Bugün okuduğum ennn güzel yazı .Allah'ım ne mübarek insan)
 

...gönlümüzü aşkın ateşinde pişir







Niyet ettim Allah rızası için çay demlemeye.
Ya Rabbi ! Şu ateşin bu suyu kaynattığı gibi, gönlümüzüde
aşkının ateşinde pişir...

Serdar Tuncer





6 Aralık 2012 Perşembe

...Allah bilir

 



İnsanın sevdiklerini uyurken seyretmekten,
saçlarını öpmekten açılmışsa şayet üstünü örtmekten mahrum olması,
doğrusunu Allah bilir günahlarına kefaret sayılsa yeridir.

İbrahim Paşalı











...sevineyim

 
 
Ey sevgili ses ver.
Ses ver ki biraz sevineyim..

İbrahim Tenekeci
 
 
 

...sızı

 
 
Gözünde büyütme bu sızıyı...
Zaten müsait bir ölümde inmeyi istiyorum...
 
Züleyha Çay
 
 

5 Aralık 2012 Çarşamba

...Cemâat hâlinde olun. Mescidlere koşun.




Muâz bin Cebel’in (r.a.) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte, Peygamber Efendimiz (s.a.v.);

Sürüden uzak kalan koyunu kapan kurt gibi, şeytan da insanın kurdudur. Parça parça olmaktan sakının. Cemâat hâlinde olun. Mescidlere koşun” buyurdu.


(Parçalanıyormuyum ne? Bu hadis üzdü beni.)





...Kâbil



Oluk oluk kan akıyor İslam topraklarında. İblis kahkahalarla dolaşıyor aramızda elleriyle taşları işaret ederek. Kâbil'in haksız da olsa bir gerekçesi vardı öldürmek için kardeşini. Bir bebeği öldürmenin gerekçesi ne olabilir!

Hz. Âdem yüz sene hiç gülmeden yaşadı. Oğlu öldürülen ilk babaydı o. Oğlu katil olan ilk baba. İki büyük acıyı aynı anda yüklendi, çatırdadı omuzu. Bir avuç insan sığamamıştı koskoca dünyaya. Kıskançlık, Kâbil'in sınırlarını daraltmış, yaşayacağı bir yer bırakmamıştı kardeşi Hâbil'e. İblis, ilk intikamını oğullarını birbirine hasım ederek almıştı Hz. Âdem'den. İşte Kâbil, Hâbil'in boynundan tutup yere yatırmış fakat onu nasıl yok edeceğini bilmiyor. Ölüm nasıl bir şey, öldürmek nasıl bir şey! Henüz kan dökülmemiş dünyada. İblis o anı bekliyordu, "Onu öldürmek mi istiyorsun?" diye sordu dikilip karşısına. "Evet" derken neye evet dediğini bilmiyordu Kâbil. "O halde" dedi, İblis "Şu kayayı al ve ez başını!" Kâbil kayayı aldı, kardeşi ayaklarının dibinde. Aldı ve fırlattı başına doğru. Ne yapacağını bilmez bir halde taş kesilmişken annelerine koştu İblis; Hz. Havva'ya. "Ey Havva, Kâbil Hâbil'i öldürdü!" diye tısladı. "Ölüm de neymiş!" diye sesini yükseltti Hz. Havva, "Ölüm dediğin nedir!" İblis, "Artık ne yiyebilir ne içebilir o. Kımıldayamaz!" dedi. "Ölüm bu mu!" diye feryat etti Hz. Havva. Ölüm buydu: Altı kişilik bir dünyada beş kişi kalmak.

Hz. Âdem ağlıyor. Yeryüzünde ilk defa bir ölüme ağlanıyor. Bir oğul ölümüne. Artık dünya kan dökülmemiş bir dünya değil. Ne ağaçlar eski ağaçlar, ne dağlar eski dağlar. Denizlerin de rengi değişti, toprağın da. Her şey o gün oldu. O gün kaybetti meyveler tatlarını. Hz. Ali, Hz. Âdem'in ağzından o büyük acıyı şöyle dile getirdi şiirinde:

"Ülkeler değişti, içindekiler de

Çirkin ve değişik toprağın rengi artık

Renkler değişti, tatlar da

Azaldı yüzlerdeki tebessüm ve tatlılık

Hz. Âdem'e şöyle cevap verildi:

Hâbil de babası da birlikte öldürüldü

Kesilmiş ölü gibi oldu dipdiri adam."

Kâbil kardeşinin ölüsünü ne yapacağını bilemedi. Birden yakıcı bir pişmanlık karıştı kanına. Onu ortada bırakmak istemedi. Fakat ne yapılabilirdi bir ölüye! "Sonra Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek için, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Yazıklar olsun bana, bu karga gibi olmaktan aciz kaldım da, kardeşimin ölüsünü örtemedim, dedi ve pişmanlık duyanlardan oldu." (Maide, 31) Karga sesi güzelleşiyordu Kâbil'in sesi yanında. Leş kargası "insan" oluyordu, Kâbil leş kargası. İnsan kaybettiğinde insanlığını dağlardan çukurlara yuvarlanıyordu.

Hz. Âdem'in, Kâbil'i kovarken cümlesi şuydu: "Git! Artık sen, hiçbir zaman korkutulmaktan kurtulamayacak, gördüğün hiçbir kimseden güvenlik ve esenlikte olmayacaksın!" Kâbil geride korkunç bir âdet bırakarak gitti Nevz Dağı'ndan bir kaya gibi yuvarlanıp. Bundan böyle yeryüzünde işlenen her cinayetten Kâbil'in hesabına bir pay yazılacaktı. Bir cinayet çığ gibi büyüyerek yeni maktulleri katacaktı içine. Bir kişiyi öldürmek bütün insanlığı öldürmekti. Nitekim Kâbil de kurtaramadı bu kaostan kendini. Hiçbir zaman güvenlikte olmadı. Sonunda âmâ bir oğlunun taşıyla ezilerek verdi canını.

Aslında Hâbil Kâbil'den güçlüydü. Dileseydi öldürülmeden önce öldürebilirdi kardeşini. Bu yüzden ona, "Beni öldürmek için elini bana uzatırsan; ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Muhakkak ki ben âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım," (Mâide, 28) demişti. Ancak Allah'tan korkanların elinde güven içinde olabilirdi insanlık. Bu yüzden canını feda etmekte tereddüt etmedi bir an. Hani yüce Allah tarafından kabul edilen kurbanı var ya, kardeşini kıskançlıktan çıldırtan... İşte o kurbandı cennetten geçip Hz. İsmail'i kurtarmak için dünyaya yeniden dönen. O kurbandı Hz. İsmail'in boynundan uzaklaştıran bıçağı. İblis'ten rövanşı alan kurban o kurban!

Mahşer gününde maktuller katillerden kanlarının bedellerini isterler. Zulümlerini ödeyebilecek kadar iyilikleri varsa maktullere verirler onu. Eğer katillerin iyilikleri borçlarını ödemeye yetmezse bu kez maktulün günahlarını da yüklenerek cehenneme yuvarlanırlar. İbn Cerir et-Taberî'nin tefsirinde naklettiği bir söz var Abdullah b. Amr'dan: "Erkeklerden cehennem ehlinin en azgını Hz. Âdem'in kardeş katili oğludur. Onun kardeşini öldürdüğü günden beri yeryüzünde ne kadar kan dökülmüşse mutlaka ona bundan bir kötülük payı düşer. Çünkü o, öldürmeyi ilk kurallaştıran kimsedir."

Oluk oluk kan akıyor İslam topraklarında. İblis kahkahalarla dolaşıyor aramızda elleriyle taşları işaret ederek. Kâbil'in haksız da olsa bir gerekçesi vardı öldürmek için kardeşini. Bir bebeği öldürmenin gerekçesi ne olabilir! Bir şair olarak şöyle bir hayal canlanıyor gözümde: Kâbil cehennemde yalvarıyor Allah'a: Bütün günahlar kabulüm. Ne olur bu bebek cinayetlerinden bir pay yükleme üstüme!

Ali Ural-Zaman

...Çocuklar düşüyordu yağmur gibi...




Vücudumdan sonbahar geçiyordu
Bir portakal cenazesi gibi,
Parçalanmış bir bakır ay gibi,
uçan taşlar gibi,
uçan kumlar gibi.
Ve insanların yürekleri üstüne,
Ve benim inleyen yüreğimin üstüne
Çocuklar düşüyordu
Yağmur gibi.
Korkunç baskılar yaralar açıyordu gözlerimde,
Söylenemez, anlatılamaz baskılar
Ve ta oralarda, parçalanmış kollar bana
Dökülen kanların arasından sesleniyordu:
Gel!..Gel!.. Gel!..”

Mahmut Derviş




1 Aralık 2012 Cumartesi