31 Aralık 2013 Salı

Gençken tadılması gereken 50 lezzet











Bakırköy Kız Meslek Lisesinde okurken tren istasyonunda ama bir ablayla tanışmış 
onu evine kadar bırakmış evini süpürmüş ve bulaşıklarını yıkamıştım te Allah'ım 



Allah için sevdiğim çok insan varda sırf yarattı diye de sevdiklerim var


Ah demem mi hep içimden geçiririm de
 bari o dönemde yerde duran bir taş olsaydım 
Efendimiz için ağlayan çocukların gözünde duran kum tanesi olsaydım, gözyaşı olsaydım.



Afrika içimde kanayan yarasın



...Vatan ve milleti selamete çıkart Ya Rab!






Uhud ne Hz. Hamza'nın ne de Musab b. Umeyr'in şehadetiyle düştü.

 Ümmet Uhud'u, münafıkların reisi Abdullah b Ubeyy üç kişiyle Allah Resulü'nün (s.a.v.) ordusundan ayrılınca kaybetti. 

Ya Aziz! Bütün mazlumlar adına "Ayakta Duran"a nusret eyle.




İhsan Şenocak






...dünya ve nefs



Hazret-i Mûsâ’yı suya salmadan önce «Emzir onu!» der Cenâb-ı Hak, böylece Mûsâ -aleyhisselâm- süt anneler arasından kendi annesinin kokusunu ve sütünü ayırt edecektir. Tıpkı bunun gibi Cenâb-ı Hak, elest bezminde ruhlara «Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?» diye sorarak süt vermiştir. Böylece Hak dostları dünya ve nefs karşısında aldanmaz ve Hak’tan gayrısı ile ülfet etmezler. Ve dünya hayatı, uzun bir gurbet ve hasret dönemine sabretmekten başka bir şey değildir. Ölüm ise sılaya kavuşmak için yola düşmektir…


(Mesnevî)

....Allah birdir.Başka işlere müracaat edip yorulma!






İKİNCİ KELİME: 

"Vahdehu" ُŞu kelimede şifalı, saadetli bir müjde vardır. Şöyle ki: Kâinatın ekser enva'ıyla alâkadar ve o alâkadarlık yüzünden perişan ve keşmekeş içinde boğulmak derecesine gelen ruh-u beşer ve kalb-i insanَ " vahdehu" kelimesinde bir melce', bir halaskâr bulur ki; onu bütün o keşmekeşten, o perişaniyetten kurtarır. Yani, "vahdehu"ُ manen der:

"Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet çekme, onlara temelluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünki Sultan-ı Kâinat birdir,
herşey'in anahtarı onun yanında, her şey'in dizgini onun elindedir; herşey onun emriyle halledilir.
Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun." 





15 Aralık 2013 Pazar

....çekişip didişme




...De ki




Kâh yanında , 

Kâh ardında 

Kâh yakınında 

Kâh uzağında duacınım…

De ki ; âmin






...çile yolu






Ey akıttığım gözyaşlarını göremeyen insanlar.
 Kalem de benim, kağıtta,
Sadece meyvem ve gölgem mi var sanırsınız?
 Tabut da benim darağacı da.
 Çile yolunda sadece siz mi yandınız?

SİNAN YAĞMUR





...kalplere merhamet ya Rab!






Ah Osmanlı Ah

Fotoğraf: Sultan Abdülmecid Han yaklaşık 150 sene önce, her birine özel bir (o zamanın) mikroskop tahsis ederek babası Sultan II. Mahmud’un kurduğu tıbbiyedeki öğrencilerini gezer, öğrenciler içinde Türk, Ermeni, Rum, Arab vs. öğrenciler vardır dolayısıyla müslüman, ortodoks hristiyan, kirkoryan vs… Bir tane öğrenci de Musevidir. Sultan durup, bu öğrenci hakkında (bu arada dikkat, Osmanlı bir şeriat devleti ve sultan dediğimiz adam müslümanların yeryüzündeki halifesi!..) “Bu Musevi çocuk etle süt bir arada yiyemez, hayvan iç yağı yiyemez, ona kendi şeriatindeki helal yiyecekleri temin ediyormusunuz?” diye sorar… Hatta Cumartesi günü dini vecibe olarak Yahudiler bayram eda ettiğinden ona özel tatil günü yapılmasını tembihler ve o öğrenciye özel bir mutfak kurdurur….
Osmanlı işte böyle “Osmanlı” olmuştu…. Şimdi kaç tane “laik” demokratik ülke var bu hassasiyeti sağlayabilen?

Felsefede meşhur bir hata, (straw man fullacy) korkuluk hatasını bazı konularda zaman zaman doruklarda yaşayan bir ülkenin vatandaşlarıyız. Osmanlı Devlet-i Aliyye, devlet rejimi ile ilgili kesin bir biçim tanımlamayan Kur’an Kerim’in şeri hükümlerinden beslenen adalet anlayışıyla bu gün ki “çağdaş” demokrasilerin yetişemediği bir adalet tesis etmişti…

Harun Davut Fındıkçı 
https://twitter.com/hd_eyyubi

(kaynaktan alıntıdır:http://www.harunfindikci.com/?p=497)



Sultan Abdülmecid Han yaklaşık 150 sene önce, her birine özel bir (o zamanın) mikroskop tahsis ederek babası Sultan II. Mahmud’un kurduğu tıbbiyedeki öğrencilerini gezer, öğrenciler içinde Türk, Ermeni, Rum, Arab vs. öğrenciler vardır dolayısıyla müslüman, ortodoks hristiyan, kirkoryan vs… Bir tane öğrenci de Musevidir. Sultan durup, bu öğrenci hakkında (bu arada dikkat, Osmanlı bir şeriat devleti ve sultan dediğimiz adam müslümanların yeryüzündeki halifesi!..) “Bu Musevi çocuk etle süt bir arada yiyemez, hayvan iç yağı yiyemez, ona kendi şeriatindeki helal yiyecekleri temin ediyormusunuz?” diye sorar… Hatta Cumartesi günü dini vecibe olarak Yahudiler bayram eda ettiğinden ona özel tatil günü yapılmasını tembihler ve o öğrenciye özel bir mutfak kurdurur….
Osmanlı işte böyle “Osmanlı” olmuştu…. Şimdi kaç tane “laik” demokratik ülke var bu hassasiyeti sağlayabilen?

Felsefede meşhur bir hata, (straw man fullacy) korkuluk hatasını bazı konularda zaman zaman doruklarda yaşayan bir ülkenin vatandaşlarıyız. Osmanlı Devlet-i Aliyye, devlet rejimi ile ilgili kesin bir biçim tanımlamayan Kur’an Kerim’in şeri hükümlerinden beslenen adalet anlayışıyla bu gün ki “çağdaş” demokrasilerin yetişemediği bir adalet tesis etmişti…

Harun Davut Fındıkçı 



SURİYE ÜŞÜYOR!






Suriye yaz 3072'ye gönder! [İHH]




...Altın ve Bakır (Tala ve Mes)


Altın ve Bakır bir Molla'nın aşkı 
İran filmleri içinde ayet, hadis,şiir geçtiği için beni mest ediyor,ağlatıyor,düşündürüyor.
Buyrun filmin konusuna bakalım.

Film Seyyid Rıza 'nın din eğitimi için ailesi ile birlikte Nişabur'dan Tahran'a taşınmasıyla başlıyor; eşi Zehra Sedat, çocukları Atife ile Emir Ali'den oluşan ailesinin değişen hayat düzenini anlatarak devam ediyor. Seyyid Rıza birçok medresede çeşitli hocalardan dersler almış ve eğitime Tahran'da alacağı "ahlak" dersi ile devam etmek istemektedir. Kaderin tecellisi olarak Tahran'daki hayatı, almayı hedeflediği "ahlak" öğretisinin teorik boyutundan ziyade bolca uygulama gerektiren bir eğitim haline gelecektir.                                                                   

Film ana karakterlerinden Zehra Sedat örgü örme, halı dokuma, dikiş dikme, ev işlerini yapmada oldukça becerikli, on parmağında on marifet olan bir kadın; bir bakıma Seyyid Rıza'nın eli ayağıdır. Bir kaç gündür el ve ayak uyuşmalarından, gözlerinin çift görmesinden bahsetmekteyken, bir gece düşer ve bayılır. Günler süren tetkikler sonucu MS hastası olduğu kesinleşir ve imtihanlar da burada başlar...

Duruma Seyyid Rıza'nın şaşkınlık, korku ve üzüntüyle verdiği "Doktor felç olacağını mı söyledi? Bize ne olacak? Emir Ali'ye?" tepkisi ise onların bekleyen zor günlerin bir bakıma öngörüsüdür.

Eline kitaptan başka bir şey almamış olan Rıza için hayatın ritmi bir anda değişir. Geçimini sağlamak için bozuk gözlerine rağmen halı dokuma... Bitmeyen ev işleri... Oğlunun altını değiştirme... Yemek yapma... Atife'yi okula hazırlama... Gitgide artan pek çok sorumlulukla baş başa kalmanın yanında eğitimini devam ettirme çabaları... Oğlu Emir Ali'yi de alarak medreseye giderek dersi kapıda dinleme ve burada alaycı ifadelere maruz kalma...

Ve oğlu kucağında dinlediği dersten bazı notlar:"...İlim üstüne ilim biriktirmek, karanlık üstüne karanlık... Ama amel olmadıkça ne fayda? Daha fazla biriktirmek yerine daha fazla amel edin..."

Tek zorlanan Rıza değildir elbet. Zehra Sedat için de yepyeni bir mücadele başlamıştır. Eli ayağı gücünü kaybetmiş, ailesinin bakımını üstlenmek bir yana, çoğu temel ihtiyacını bile bağımsız karşılayamayacak hale gelmiştir. Hastalığın yanına eşlik eden yetersizlik duyguları ve bir gün bir duygu patlaması:

"Bundan daha aşağılayıcı ne olabilir? Benim mutfağımı temizlemek istiyorsun. Felç oluyorum görmüyor musun? Ellerim güçsüz, bacaklarım artık benim değil. Çocuklarıma yemek pişiremiyorum."

Rıza'nın yanıtı: "Herkes hasta olur, hepimiz insanız... Sen dinlen, Allah' a tevekkül et".

Gerilen sinirlerle 8 evlilikleri boyunca birbirlerine ilk defa seslerini yükselttikleri anın ardından gelen naif dialogtan bir bölüm:

Zehra Sedat:"Sen bana daha önce asla bağırmamıştın. Maşallah sesin de..."

Seyyid Rıza: "Eğer sana bir daha sesimi yükseltirsem Allah beni affetmesin... Tabi senin de sesin..."

Bilindik bir hikâyeyi sıkmayan bir kurgu, dantel gibi işlenmiş detaylar ve duyguları izleyiciye çok iyi aktaran oyuncularla aile hayatına rehberlik edebilecek bir film. Birbirlerine sevgi ve saygı karışımı bakışlar... Komşuluk ilişkileri... Zihinsel engelli komşu çocuğuna bile Zehra Sedat'ın hastalığından dolayı "içim yanıyor" dedirtebilen bir insanlık... Hastanedeki hemşirenin boşanma kararını davranış ve sözleriyle etkileyebilen bir kadın duruşu ile her şerde bir hayır vardır düsturunu doğrulatan örnekler... Filizlenen bir ağaç dalına bakıp "mutluluk küçük şeyleri görmededir" dedirtmeler... Ve daha nice ayrıntılar.

Genel olarak ise Seyyid Rıza'nın olgunlaşmasının, terbiye edilişinin hikâyesi. Filmin ilk sahnelerinde, metrodaki yolculuğunda elindeki kitabı okuyan Seyyid Rıza ve metroda şiir kartları satan kızla ve çevresiyle pek bir iletişim kurmadığını gördüğümüz hali. Son sahnelerde ise yine metroda ve bu sefer elinde ailesi için yaptığı alışveriş paketleri ile aynı satıcı kızdan aldığı şiir kartı ve verdiği şeker ile kendini gösteren bir dönüşüm, fedakarlık, minnettarlık hikayesi... Yani emek verme hikâyesi. Tıpkı emek verince bakırın altına dönüşmesi gibi.

Ve verdiği bu emeğin bir bakıma teyidini aldığı, son sahnede bizleri bekleyen Seyyid Rıza'nın medresede dinlediği şiirsel üsluplu dersten yansımalar:

"Herkes bir ömür cennetin anahtarını aradı.. Bir hazine ya da bir kimya, bir iksir. Mutluluğun sırrını yanlış şeyde arıyorlar. Orada olmadığı malumdur. Bu hazineyi hayal edenler, bu hayal ile hazineyi kaçırıyorlar. Tüm bu mantık tek kelimeyle özetlenebilir: İster buna anahtar deyin, ister remz (şifre) . Ama hiç de öyle karmaşık değildir bu. Yüce Allah bu remzi Hz. Musa'ya bir kelimede söyledi: Buyurdu: Benim için sev, benim için buğz et. İşte bundan ötürü, tüm amellerin kabulünün remz'i "velayet"tir. Allah için sevmek. Allah kimleri seviyorsa, sen de onları seversin. Allah' tan ötürü sevmek, Allah için sevmek. Kaş ve göz; dış görünüş için değil... Hatta kendi gönlünüz için değil. Sadece Allah için! Eğer sevginin kriteri Allah olursa, kimse sizi takdir etmese de yine seversiniz. Vefasızlık görseniz de doğru olanı yapmaya devam edersiniz. Bu menzile varamayıp yarı yolda kalanlar Allah için çalışmıyorlar. Bu yolda Allah için ne kadar zorluk çekerseniz, daha çok Allah' a yakınlaşırsınız.

"Onun aşkının kimyasından,

Bu kara yüzüm altın oluverdi.

Evet; senin lutfunun mutluluğuyla,

Toprak altın olur." (Şirazi)

İnsanların arayıp durduğu bu kimya, aşktır. Gerisi çer çöptür. Eğer okuduklarınız bizimkiyle aynıysa, yırtıp atın kitaplarınızı...!

Çünkü aşk ilmi hiç bir kitapta yazmaz."

Kaynak: Gençöz, F., Aka, B. T. (2007). Sinema Tadında Psikoterapi. Bilim ve Teknik Dergisi.




Kimyagerler, tabiatta bir maddeyi başka bir maddeye çevirme kabiliyeti taşıyan "iksir" veya "kimya" adlı bir maddenin varlığına inanmış  ve asırlarca bu maddeyi arayıp durmuşlardır.

İksir; eriten, birleştiren ve tamamlayıcı bir unsurdur. Bakırı altına çevirir… Bu özelliklerin her üçü de aşkta vardır, hem eritici, hem birleştirici, hem tamamlayıcıdır. Ancak, en önemli boyutu "tamamlayıcı ve kemale erdirici" oluşudur. Bu nedenle Farsça şiir söyleyen şairler ötedenberi aşk‘a iksir, tabib, ilaç, derman, Eflatun, Calinus vb. isimler de vermişlerdir.

Aşk mutlak iksirdir, kimyanın özelliğini taşır, yani maddelerin yapısını değiştirir, insanlar da bir tür maddedir zaten…

Gönlü gönül eden aşktır,
Aşk olmasa gönül de bir avuç topraktır.


…Sevgi ve aşk tembeli çalışkan, hantalı atılgan ve hatta aptalı zekileştirir…

…Cimriyi eli açık; sabırsızı sabırlı ve tahammüllü insana dönüştüren güç, aşktan başkası değildir…

(Şehid Ayetullah Murtaza Mutahhari'nin Sevgi İksirinden..)

Evet.. Altın ve Bakır.. ve bir Mollanın aşkı.. Herşeyi değiştirecek bir iksir..

Humayun Esediyan'ın yönetmenliğini yaptığı bu İran Filminde, din öğrencisi Seyyid Rıza; eşinin MS (Multipl Skleroz) hastalığı teşhisinden sonra, edindiği İslami ilmini hayata geçirmek zorundadır..

Esediyan, filmi "Altın ve Bakır"da, Tahran'daki günlük hayat ile, en derin ve en temel İslami öğretiyi, yani aşkı; Hafız-ı Şirazi ve Celaleddin Rumi'nin şiirsel diliyle birleştiriyor.


Sevgi acıları tatlılaştırır
Bakırı altına dönüştürür. 
(Celaleddin Rumi)





Filmin özetinin sonunda Seyyid'in büyük bir aşkla  dinlediği dersinde görüyoruz ki,

“Herkes bir ömür cennetin anahtarını aradı. Bir hazine ya da bir kimya, bir iksir. Mutluluğun sırrını yanlış şeyde arıyorlar. Orada olmadığı malumdur. Bu hazineyi hayal edenler, bu hayal ile hazineyi kaçırıyorlar. Tüm bu mantık tek kelimeyle özetlenebilir: ister buna “anahtar” deyin, ister “şifre”. Ama hiç de öyle karmaşık değildir bu. Yüce Allah (c.c.) bu şifreyi, Hz. Musa (a.s.)’a bir kelimede söyledi: Buyurdu: “Benim için sev, benim için buğz et.”.



İşte bundan ötürü, tüm amellerin kabulünün şifresi “Velayet”tir. Allah için sevmek. Allah kimleri seviyorsa sen de onları seversin. Allah’tan ötürü sevmek, Allah için sevmek. Kaş ve göz, dış görünüş için değil… Hatta kendi gönlünüz için değil. Sadece Allah için! Eğer sevginin kriteri Allah olursa, kimse sizi taktir etmese de yine seversiniz. Vefasızlık görseniz de, yine doğru olanı yapmaya devam edersiniz.

Bu menzile varamayıp, yarı yolda kalanlar, Allah için çalışmıyorlar. Bu yolda Allah için ne kadar zorluk çekerseniz, daha çok Allah’a yakınlaşırsınız.


“O’nun aşkının kimyasından bu kara yüzüm altın oluverdi. Evet senin lütfunun mutluluğuyla toprak altın olur.” (Hafız Şirazi) İnsanların arayıp durduğu bu kimya, aşktır. Gerisi çer çöptür. Şimdi azizlerim neden bu sözü söylediler anlayacağız: “Eğer, okuduklarınız bizimkiyle aynıysa yırtın atın kitaplarınızı. Çünkü aşk ilmi hiç bir kitapta yazmaz!“

kaynak:iranmovies



4 Aralık 2013 Çarşamba

...biriz




Mümkün mü bu, olsun ruhumuz ilgisiz?
Sen bende ve ben sende doğar, gizleniriz.
Sen ben deyişim anlatabilmek için;
Sen-ben aramızda yok ki gerçekte bir'iz..

Hz. Mevlâna






1 Aralık 2013 Pazar

...öyle



İçim kabarıyor, bıraksalar da ıssızlarda başım önümde, kendime gömülerek dolaşsam.

Cahit Zarifoğlu




29 Kasım 2013 Cuma

...gönül dili...







Bazen üslubumuz bizi haklı olduğumuz 
davada haksız duruma düşürebilir, hakiki tesir gönül dilindedir.

Uğur Işılak






FATİH'İN AYASOFYA VAKFİYESİNDEKİ LANETİ








"Eğer bu hayır müesseseleri yıkılacak olursa, ikinci defa, üçüncü defa ila ahir yeniden inşa oluna..

Bütün bu şerh ve ta'yin eylediğim şeyler, tesbit edilen şekilde ve vakfiyede yazılı haliyle vakıf olmuştur; şartları değiştirilemez; kanunları tağyir edilemez; asılları maksatları dışında bir başka hale çevrilemez; tesbit edilen kuralları ve kaideleri eksiltilemez; vakfa herhangi bir şekilde müdahale Allâh'ın diğer haramları gibi haramdır.

Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen bâtıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve iptali için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir kurum ikame eylemek ve vakfın bölümlerinden birine itiraz etmek dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse; veya şer'-i şerife aykırı olarak vakıfda tasarruf etmeye azm eylerse, mesela şeriata ve vakfiyeye aykırı ferman, berat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve benzeri bir şey taleb ederse, kısaca bâtıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen geçersiz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haramı işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikâb eylemiş olur.

Allâh'ın, meleklerin ve bütün insanların la'neti üzerlerine olsun. Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun.

Hiç şüphe yok ki, Allâh her şeyi işitir ve her şeyi bilir."




...Yârin derdi devadır...






Yârin derdi devadır derde muhtaç etme beni

 Namertten ırak eyle merde muhtaç etme beni!

Serdar Tuncer

..toprak mı vefalı yoksa...





Ölüler toprağa gömülür, hatıralar yüreğe, 

toprak mı vefalı yürek mi vefalı bilemiyorum!..

Abdurrahim KARAKOÇ




...Kardeşim sen özgürsün!



Kardeşim sen parmaklıklar ardındada olsan özgürsün - Kardeşim sen pırangalara vurulsanda özgürsün
Sen Allah'a bağlandığın zaman - Sana Kölelerin tuzağı ne zarar verebilir ki

Kardeşim karanlığın ordularını kökten sileceksin - Ve bununla yerüzünde yeni bir fecr doğacak

Sen ruhunu bu fecrin doğuşuna teslim et - O zaman fecrin bizi uzaktan karşıladığını göreceksin

Kardeşim Muhakkak ki ellerinden kanlar akmıştır - ve zillete mahkum olmaktan yüz çevirmiştir

Muhakkak ki bir gün o şehadet aşıkları - Ebediyet kanı ile Cennete yükselecektir

Kardeşim sana ne oluyorki savaştan bıkmışsın - Omuzundan silahını atmışsın

Söyle bana kim fedakârlık edecek ve yaraları kim saracak - Ve yeniden sancağımızı kim dalgalandıracak

Kardeşim Muhakkak ki ben bugün sarsılmaz dayanağa sahibim - Ve yerlerine dayanmış dağları,kayaları parça parça ederim

ve yarın bu silahımla bozgunculara karşı savaşacağım - Taki yeryüzünden yok edinceye kadar

Ben Rabb ve din için intikam alacağım - Yılmadan Resul ve sunnet üzerine devam edeceğim -

Ya dünyayı kuşatacak zafer - Yada Allah'a sunulacak şehadet

Kesinlikle Kardeşim ben savaştan yılacak değilim - Silahıda atacak da değilim

Şayet kardeşim ben ölürsem şehidim - Sende övülmüş bir zaferle devam edersin

Muhakkak ki ben emin bir şekilde - Yıldızların Rabbı olan Allah a giden yol üzerindeyim

İster beni affedin ister beni cezalandırın - Muhakkak ki ben verilen ahde eminim

Kardeşim yürü tereddüt etmeden arkana bakma - Senin yolun kanla boyanmıştır

Oraya buraya aldırış etme - Allah'dan başkasına boyun eğme

Kanadı kırık bir kuş değiliz ki - Bundan dolayı zelil görünüp öldürülelim

Adım adım çarpışmaya çağıran - Kanların sesini işitiyorum

Kardeşim benim üzerime ağlarsan - Benim kabrimi o içten damlalarla ıslatırsan

Ufalanmış kemıklerden kendıne meşale oluştur , Ve ışığıyla yaklaşan zafere doğru ilerle

Kardeşim biz ölürsek sevdiklerimize kavuşacağız - Rabbımızın bahçeleri bizim için hazırlanmıştır
Muhakkak ki o Cennetin kuşları etrafımızda kanat çırpacaktır - Ebedi diyar bizim için nekadar hoştur

Seyyid Kutub (rah.a)






16 Kasım 2013 Cumartesi

...dost





Bu nasıl yüz böyle, bu nasıl ışık? 

Bu nasıl ay böyle, bu nasıl güneş?

 Mağaradan mı çıktı, dağdan mı iniyor, yalnızlığın adamı, o dost?.. 


Hz.Mevlana




...dört kutsal kelime







"Dört kutsal kelime duydum;
acz , nasip , Rahmet , ölüm..”

Cahit Zarifoğlu



...incelik





Dedenin veya anne babanın vefatının sene-i devriyelerine düğün tarihini dek getirir misin? Getirmezsin.
İşte Muharrem ayı geldiğinde de en az ilk iki haftası düğün dernek yapılmazmış çıkması beklenirmiş. Annenden babandan kıymetlidir Hz. Hüseyin…

Cam bardak, cam kâse falan sonradan gelmedir.
İçini göstermeyen kapta su içerlermiş eskiden ruhu Hüseyin üzülmesin diye.
İncinir veya incinmez ama böyle düşünmek seni inceltir.


 Fatih Çıtlak,  Mesnevi Okumaları


umuthuzmeleri



...Bak dostum






Bir insanı olduğu gibi kabul
etmek sevdadandır.. Ama eksiğini
düzeltmeye çalışıp tavsiyede
bulunmak, imandan.


Mehmet Deveci







..dost..yitirmek..gurbet..





Dostları yitirmek gurbettir.

Hz.Ali (r.a)





...Allah'ı (cc) hatırlatan dost





“Yüzü aklına gelince kalbinin 

“Allah” dediği kişi Allah’ın dostudur.”


 Serdar Tuncer





15 Kasım 2013 Cuma

...Allahuekber



Müslümanlığı araştırdıktan sonra İslam'a girmeye karar veren işitme engelli Fransız vatandaşı, dilini kullanamayınca diğer bir yönteme başvurdu. İşaret dili kullanarak şahadet getiren Fransız Müslüman olduktan sonra çevresinde bulunan diğer Katar vatandaşları ile birlikte gözyaşlarına boğuldu.


Haber 7




...içimden






Dünyalar kuruldu
dünyalarda şehirler kuruldu
ve birden
kendimi bir şehirde buldum
sokaklarda yürüyen
yaşayan ve ölen insanlardan

kendimi bir şehirde buldum.
karanlık gecelerde yürüdüm
yarı aydınlık yerlerde oturdum
adımı çağıran dost yüzler buldum
dost dost diye haykırmak istedim
içimden sevindim

Düşünmedim ne başını
ne sonunu
düşünmedim ne kendimi
ne de senin kim olduğunu
yalnız
senin için çok güzel rüyalar gördüm
uyandım
karşımda seni buldum
dosttan daha dost
güzelden daha başka

içimden sevindim
içimden sevdim
içimden. 

Asaf Halet Çelebi