30 Nisan 2014 Çarşamba

21 Nisan 2014 Pazartesi

Bi İnsan Mısır'daki 529 kardeşim için...


Abdurrahman Dilipak,Grup Yürüyüş,İhvan Milletvekili




Erem Şentürk





Allahu Ekber sesleri gökleri inletti,rahmet yağmurlarıyla ordaydık,
Mısır,Suriye,Filistin,Doğu Türkistan,Arakan,Myanmar,
zulüm gören tüm müslüman kardeşlerimiz için oradaydık.
Emeği geçen kardeşlerimden Allah razı olsun.



19 Nisan 2014 Cumartesi

Mısır'daki 529 kardeşin için susma!




20 Nisan Pazar saat  16:00'da Sefaköy metrobüs çıkışında Mısır'daki kardeşlerimiz için orada olacağız.

Katılımcılar,

Yazar Turan Kışlakçı
Yazar Abdurrahman Dilipak
Uğur Aslan
İhvan Türkiye Temsilcisi Ahmet Yusuf
Grup Yürüyüş
ve Eşref Ziya










15 Nisan 2014 Salı

Hayırlı işler yapmakta acele ediniz.





"Hayırlı işler yapmakta acele ediniz!
Yakında karanlık gece parçaları gibi fitneler olacaktır.
Kişi mümin olarak sabahlar,kafir olarak geceler,yine mümin olarak geceler,kafir olarak sabahlar,
Çünkü dünya malı karşılığında dinini satar."

Müslim






Biz Seni görmeden sevdik Ya Rasulallah




Ben seni görmeden sevdim sultanım…
Adını bilmeden, sır bildim yüreğimin sırrına seni…

Kilitli kapılarımın anahtarını vereceğin günü beklercesine bekledim sultanım seni... Hani ki zaman süzgecinden bir başka yıl geçip gitmedeydi sultanım… Bir yıl geçip gitmedeydi birikmiş bütün öfkesini boca ederek bedenime…

Yıl, koyu bir matemin kanatlarında savururken bedenimi, hani ki bir yıldız parlamıştı gökte… Bir küme yıldız ışıldamıştı sultanım, devrin kurtarıcısını işaret edercesine… Bir ışık huzmesi ki sultanım, semanın kuturlarından mucizeler düşüren yeryüzüne… 
Maverada bir güneş gibi açmıştın sen sultanım… Ezelî dostunun ve sana yardım edeceklerine dair misak veren nebîler eşliğinde başlamıştın göreve… Geleceğin bir duhanla sarsılacağı günler için sultanım ve Yaradan’ın yeryüzündeki kıymetlisi için bir ulu vazife verilmiş meğerki kutlu yüreğine…
Ve lâkin ben, karanlığın gözlerime oturduğu o dehşet dolu günlerde bilmiyordum sultanım sebebi varlığını… Bilmiyordum sultanım içimdeki acının aslî kaynağını… Bu sebeptendir ki, yalancı kederlerin çevrelediği gönül zindanımda kilitli kaldı mavi düşlerim sultanım hep…
Hayat duvarıma ıstırap harcını atarken ellerimle, hayali pencerelerime doğacak bir sırlı el beklemekten gayrı çarem olmadı. Dumanı keder yüklü göklerde aradım ben hep seni sultanım. Kayıp giden yıldızlara uzanırken çilemin gözyaşları, güneşimi gölgeleyen günlerde  aradım sultanım seni… 
O vakit, sen bende yoktun sultanım… Ve ben yoktum zamanın sensizliğinde…
Var olan bir gizli düştü sadece, bir sıla özlemiydi var olan, ruhumun… Sen, ürkek saatlerimde tutuşturduğum bir gizemli mumdun içimde… Feri kaçmış gözlerimin buğusunda titreşen görünmez meş’alemdin sultanım.
Değil âlem-i cihanı saran nur sancağından, adından dahi haberdar olmadan aradığım günlerdi sultanım seni… Daha o günlerde dahi sen, görüyordun sultanım besbelli acizliğimi…
Rüzgârların taşıyamadığı sessiz çığlıklarıma, denizlerin sahipsiz bıraktığı keder sağanağıma, kalbimin pas tutmuş bütün halkalarına, nurani gülüşünden bir ince tebessüm değiyordu daha o günlerde sultanım…
Ve seni bana, beni sana yakın kılacak an için yıkanıyordu zaman… Sözcükler birikiyordu harf harf belleğimde… Hece hece birikiyordu yüreğimde sultanım sana susamışlığım… Ve ben birikiyordum sultanım hüznümün eşliğinde…
Sana gelmenin, seni bulmanın dimağlara sığmayan bir bedeli vardı sultanım… Devrin en kutlu resûlüne varmanın yolu, gülümsemelerin unutulduğu buzdan saatler solumaktı gecede… Senin sırlı dokunuşuna erişmenin aşılası bir çilekeş dağı vardı sultanım önümde…
Çünkü sen, yaşam sevincimin tümden eridiği gün batımlarında doğacaktın kalbime… En beklenmedik anda saracaktın sahipsizliğimi…
Seni aramak sultanım…
Ve özlemek seni ölüm karanlığında…

Seni erişilmez merhalelerin koynundan bir billurî yakarışla istemek sultanım ve kanlı gözyaşlarıyla lime lime yarmak geceyi… Bir nefeslik hayat diler gibi dilemek sultanım seni ve ölmeden evvel yaşanası o bir tek an için, ömrün en zehir zemberek anlarını bayram bilmek…
Hani ki vakit geceden de geceydi sultanım… Yapraklarım düşmüştü ya dalımdan ansızın hani… Gözlerim başıboş, bensiz kalıvermişti… Hani ki sen o vakit de görüyordun ya sultanım beni...

Allah’ın tayin ettiği zaman ki, henüz gelmemişti… Sen o vakit, sırlar diyarından seyrediyordun sultanım beni… Seninle doğacak kutlu sabahların müjdesini vermek için beklemedeydin beni. Ve ben beklemedeydim sultanım seni…
Ve şimdi, yıllar sonra uzaklardan göz kırpıyorsun çocukluk düşlerime Sultanım… Adım adım büyüyen doğuşun efsunlu hecesini fısıldıyorsun kulağıma… 
Bir türlü kabuk bağlayamayan yarama merhem oluyorsun ya uzaklardan sultanım… Kalbimin kandilini fitilleyen mübarek ellerine sımsıkı sarılmak düşüyor bana…
Artık anladım ki sultanım, seni aramak seni bulmak demekmiş yangınlar âleminde…
Ve seni görmeden sevmek; kalbimde açacağın o kutlu düne değin ateşten bir kederi göğüslemekmiş…
Artık anladım ki sultanım, senin sevgi kalende bir avuç toprak olmak, bir değil bin ömre bedel imiş…

Mehtap Alperen

14 Nisan 2014 Pazartesi

durgun





Bana durgunsun diyorlar 
İnsan soyu dünyadan çekildi de 
Bir sen mi kaldın yeryüzünde 
Çenende unutulmuş bir elin 
Burda değilsin, fotoğrafta gibisin

Cevdet Karal




beni de getir yanında!



aslı’nı inkar etmek istiyorum kerem! yârin kaşları keman olsa, içimdeki yayları paramparça ederim hemen. içime çanlar çakana inat, zehirlerim zangoçlarımı. durur ve limanları yakılan bir kentin, gemisiz kalmasını kutsarım kıyılarımla. dönecek bir tek yolcusu bile yoktur uğurladığım günlerin. erken gelenleri kurşunlarım, suya sererim leşlerini. bekleyenler kazansın istiyorum bütün dünya harplerini! beklemek, bir mektuba başlayıp yarım bırakmak kadar asil bir niyettir. ki bir mektuba başlamak, her şeyden sevip vazgeçmek gibi bir kifayettir!
eliiiif, miiiim ve eliiiif... ant olsun harflerine harekeler serpeceğim. döneceksin dönecekler döneceğim. gecikmeyen yerlerimi vurmalısın sevgilim. gecik ve ertelen sen de! vaktinde gömüleceksin ne etsen de! kalkacak dakik olanların da bir bir naaşı. kazanmak istemiyorum hayata karşı! karşılıksız çıksam, ümidim nasıl olsa korunmuştur cürmümden. beni, vur! benden, kurşunlar sapsın! bana, çarmıhta iki odun bir haç... bırakana kadar ıskalar çak! bana bir ergen ölüsü miktarınca iltimas yarat! ve bir cezme vuracak gövdemiz, çok şiddetli susarak.
beni anlama, beni anlar gibi yap! yorulmayan gövdeni, hamlar gibi yap! delik deşik hırkamı tamlar gibi yap! ölünüp de yenilen gamlar gibi yap! yağmuru yağabilen damlar gibi yap! arabi’nin yandığı şamlar gibi yap! Allah’a yenilen ramlar gibi yap! ya beni de al getir, ya bu guslü çöz, içime kırdığın camlar gibi yap!
eğdiği gövdelere rüzgar bırakan sendin. ne gövdeydin, ne eğendin, ne yeldin! güneşi mahmuzladım, gözlerine şeddeler vurdu sabah. öğlen oldu mu kalbime müracaat edebilirdin. ikindinin ortasında bana bakman için her şey hazırdı. ki akşama anca yetişirdi beni tamamen kabullenmen. ol’madın, okunmayan harflerimi yok saydın hep. sesin kısaldı, boğuldun mahreçlerde... aramızda erken sonlandı hep cümleler!
işte bir kurdun boğazına oturmuş ötür. birazdan gemiler kopacak beni bir tufana götür. birazdan asalar yağacak nehirlerin Musa’sına. ve döşümü firavun’un sevdiği  bir kerem ovuşturur. kapıları dövmekten hiç evde yoktum. bulunmadım, çünkü muttasıl arıyordum. bir şeylere yetişemiyor olmanın uykusunu alıyordum. sevgilim, bu kahpe düzene bir saat kurmalıyım. seni çok seviyorum, nereye başvurmalıyım?
kenti yıldıran bir orman sırrı bahşet bu çölden. gerdiğim yay, oklar vurur sonsuzu. yerdiğim yar, yoklar durur o’nsuzu. seni sevmem hala öldürmediyse seni... dönerken... beni de getir yanında!


Alper Gencer




8 Nisan 2014 Salı

Bir biz vardık cihanda, bir de küffar...




Fotoğraf: Ağaç kesilmiyor
İnternet kapanmıyor
Dersane kapanmıyor
Twitter kapanmıyor

#529KardeşinAsılıyor



"Kıt'aları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. 

Bir biz vardık cihanda, bir de küffar... 

Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları.

 İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanir oldu.

 Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, 

"Ben Avrupalıyım" demeğe başladı, "Asya cûzzamlılar diyarıdir " Avrupali dostları acıyarak 

baktılar ihtiyara ve kulağna : 

"Hayır delikanlı" diye fısıldadılar, "sen bir az-gelişmişsin". Ve Hristiyan Batı'nin göğsümüze 

iliştirdiği bu idam yaftasını bir nîşan-i zişân gibi gururla benimsedi aydinlarımız."


Cemil Merıç






2.50 TL mi? Dünyaları Verseniz Değişmem!




Minik bir kardeşimizden küçük fakat bir o kadar da önemli bir dergi!
Konya Beyşehir İlkokulu 3. sınıf öğrencisi Zeynep Nur Kaya, bilgisayar yardımı olmadan, tek başına 12 sayfalık çok güzel bir dergi çıkarıyor. Çizgiler ve yazılar tamamen kendisine ait. Resim ve yazı yeteneği oldukça iyi. Dergiyi bitirdikten sonra oldukça yorgun düşüyormuş fakat o, bu durumu hiç önemsemiyor.
Dergiyi hazırladıktan sonra fotokopi olarak çoğaltıyor ve derginin tanesini 2.50 lira gibi uygun bir fiyata satıyor. Peki, ne yapıyor bu parayı?
Büyük emekler harcayarak çıkardığı bu derginin gelirini Suriyeli çocuklara bağış yapıyor. Örnek ve ders alınması gereken bir davranış sergiliyor. Bu küçük yaşında bu kadar büyük ve güzel bir yardım gerçekleştirdiği için kendisine teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyoruz.



GENÇ DERGİ 'den alınmıştır

529 KARDEŞİN ASILIYOR



Gömülü resim için kalıcı bağlantı











...






Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan 
sizinle toplu hâlde savaşmazlar.
 Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir.
 Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. 
Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.



Haşr/14




Sakın, ALLAH' 'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!





Sakın, ALLAH' 'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! 
Ancak, ALLAH onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor... 

İbrâhim Sûresi / 42. Ayet





1 Nisan 2014 Salı

Müslüman kişiyi telaşa düşürmek ne kötü bir şeydir.

 

Fotoğraf: Ebü’l-Hasen (RA)’den: Peygamber (SAV)’in yanında oturuyorduk.
Adamın biri kalkıp giderken, ayakkabısını orada unuttu.
Bir başkası da kalkıp onun ayakkabını getirdi ve altına koyup üzerine oturdu. 
Adam biraz sonra dönüp: 
- Hani benim ayakkabım ? diye sordu. 
Oradakiler: 
- Biz görmedik, dediler ve adam bir hayli telaşlandı. 
Sonra ayakkabının üzerine oturan adam: 
- İşte ayakkabın, dedi 
Bunun üzerine Efendimiz: 
- Müslüman kişiyi telaşa düşürmek ne kötü bir şeydir, buyurdu. 
Adam: 
- Ya Resulallah ! Ben şaka olsun diye yaptım, dedi. 
Efendimiz (SAV) : 
- Müslüman kişiyi telaşa düşürmek ne kötü şeydir, dedi ve bunu iki veya üç kere tekrarladı.. 
  
et-Terğib ; c: IV; s: 263 (Taberani’den naklen)


Ebü’l-Hasen (RA)’den: Peygamber (SAV)’in yanında oturuyorduk.
Adamın biri kalkıp giderken, ayakkabısını orada unuttu.
Bir başkası da kalkıp onun ayakkabını getirdi ve altına koyup üzerine oturdu. 
Adam biraz sonra dönüp: 
- Hani benim ayakkabım ? diye sordu.
Oradakiler:
- Biz görmedik, dediler ve adam bir hayli telaşlandı.
Sonra ayakkabının üzerine oturan adam:
- İşte ayakkabın, dedi
Bunun üzerine Efendimiz:
- Müslüman kişiyi telaşa düşürmek ne kötü bir şeydir, buyurdu.
Adam:
- Ya Resulallah ! Ben şaka olsun diye yaptım, dedi.
Efendimiz (SAV) :
- Müslüman kişiyi telaşa düşürmek ne kötü şeydir, dedi ve bunu iki veya üç kere tekrarladı..



et-Terğib ; c: IV; s: 263 (Taberani’den naklen)