30 Haziran 2014 Pazartesi

En İyi Ramazan İçin Sekiz Tüyo‏



-Dua
Öncelikle Allah'a bu Ramazan'ı şimdiye kadar yaşadığınız en unutulmaz Ramazan yapması için dua edib. Her şeyin anahtarı O'nun elinde olduğuna göre..


-Zihninizi ve herşeyi sakinleştirin..
Tv, internet, radyo, cep telefonu, iPod, mp3 çalar... ne varsa günün tamamında olmasa bile en azından 15-20 dk. kapatın. Sakin bir yer bulun, gözlerinizi kapatın ve Rabbinizle irtibat kurun.. En başta aklınız lüzumlu-lüzumsuz bir çok şeyle dolu gibi görünecektir. Fakat siz onu şu 3 şeyi düşünmeye zorlayın:

* Allah
* hayattaki gayeniz
* hayatınızı gerektiği gibi yaşayabiliyor musunuz?

Bunu her gün yapmayı deneyin. Veya en azından haftada 3-4 gün yapmayı deneyin.


-Büyük Müslümanları öğrenin
Daha önce okumuş, öğrenmiş olsanız bile Hayatü's Sahabeyi bu sene bir daha okuyun. Her gün bir sahabenin hayatını okuyun, dinleyin. Kısa ve öz de olsa, bu başka müslümanların ne kadar zorluklar karşısında imanlarını koruduklarını öğrenmenin muhteşem bir yolu. Mutlaka denenmesi gereken bir yol!


-Kur'ânla irtibat kurun
Kur'ân Rabbimizin bizimle konuşması. Ruhun kemale ermesinde çok önemli bir adım. Bu Ramazan, Kur'ân'a yeni bir yolla sarılın. Düzenli olarak Kur'ân okuyorsanız, bu sefer uzun zamandır okumadığınız bir sureyi deneyebilirsiniz. Düzenli olarak okumuyorsanız, günde sadece 2 dk. okuyabilirsiniz. Her gün öylesine açtığınız bir sayfadan itibaren 2 dk. okumayı deneyin!

Aynı zamanda, bir Kur'ân günlüğü tutup, o gün okuduğunuz Kur'ân ile alakalı hislerinizi fikirlerinizi yazabilirsiniz..


-Başkalarını ihmal etmeyin
Aileden uzak olursa olsun, çocuklarıyla/eşiyle problemleri olan insanlara bu Ramazan hususi bir gayretle daha fazla yardımcı olmaya çalışın. Bunun karşılığında alacağınız manevi lezzete fazlasıyla değer!


-Açları doyurun
Mideniz daha Ramazanda bayram yaparken, o dilenciye bir iki kuruş daha verebilirsiniz, yemek mutfaklarında/çadırlarında gönüllü çalışabilirsiniz, eve/işe giderken bir iki eve yiyecek bi şeyler bırakabilirsiniz.. Aynı zamanda son felaketlerdeki insanları da unutmayın.. Yardım edecek bir yer bulmak çok kolay..


-Hayat boyu yapageldiğiniz bir yanlışı bitirin!
Sizi rahatsız eden hareketleriniz neler, bi düşünün. Sonra en kötüsünü bulun. Tembellik? Gurur? Hor görme? Cimrilik? Sabırsızlık? Ne olursa olsun, bu Ramazanı onun için bir son yapın. Her gün o kötü huyunuzun aksini gerektiren şeyler yapın. Allah'ın izniyle, bir süre sonra ne büyük bir değişiklik yaptığınızı şaşırarak farkedeceksiniz!


-Kadir gecelerini kullanın!
Ramazan'ın son on gecesine boşuna Kadir gecesi denmemiştir. Bu hususi zamanları içten, ihlaslı, kalbî duâlarla, kendinizi gözden geçirerek ve ciddi düşüncelerle geçirebilirsiniz..

Hayırlı Ramazanlar..




25 Haziran 2014 Çarşamba

hadi bi taş fırlat!








''Eğer bir yerde yangın varken biri seni ibadet etmeye çağırıyorsa bil ki bu bir hainin davetidir..."

Ali Şeriati






Allah Kerim

Fotoğraf: Çay Dost...



Allah yar yar!



Fotoğraf: Eyüp Sultan'dan herkese huzurlu geceler...



Bağrım yosun tuttu bir görseler.

A. Cahit Zarifoğlu





SAHİ, SEN BENİ ALLAH YOLUNDA NASIL KAYBETTİN?




Babam çok yoğun bir adamdı benim.. Gecesi gündüzü yoktu, durmadan çalışır didinirdi Allah yolunda.. Dışarıda yapılacak çok iş vardı, ulaşılması gereken çok insan..
Velhasıl yoğundu benim babam..
Eve geldiğinde değişik bir şey olurdu bizim için.. Hani sofrada bir yabancı gibi, sevdiğimiz bir misafir, arada uğrayan bir akraba gibi.. Odaya nasıl gireceğimizi şaşırırdık o varken, kaşığı ağzımıza nasıl götüreceğimizi.. Bir yanımız tedirgin, bir yanımız içten içe sevinirdi hep o varken..
Bir koşuşturmaca derken büyüdük gittik hepimiz..
Ben ne zaman çocukluğuma dönsem, hep babamı özlerken bulurdum kendimi.. Bunu söylemedim pek kimseye.. Mesela ağlamadım hiç..
O zaman ben idealist bir kızım ya.. Gözümde gözlük, elimde kitaplar ve kardeşlerim küçük.. “Böyle olmamalı baba” diyorum, sesimi bir ben duyuyorum.. “Sen bir şey desen ya anne” diyorum, “Ama yavrum, babanız Allah yolunda.. Nasıl engel olayım?” diyen çaresiz bir anne buluyorum..

Geçmedi mi, o günler de geçti..
Derken büyüdüm, evlendim.. Ayaklarım yerden bir karış yukarda, başımda bulutlar.. “Bizim yuvamız farklı olacak” dedim.. “Akşamları evimize gürül gürül baba sesi dolacak, benim çocuklarım babalarına doyacak..”
Güzeldi ilk günler.. Elim boştu, zihnim dingin, bedenim dinç.. Akşam olmazsan geceye bekledim seni.. Sen geldiğinde başlardı hayat bana.. Ne fark ederdi ki? Saat, zaman ne ifade ederdi?
Sonraları peş peşe çocuklar.. Elimde bitmez meşgaleler, zihnim dağınık, bedenim yorgun, gözlerim uykusuz.. Bir baktım zaman daralmaya başladı ve baktım yoksun sen..
İlkin beklemeye zorladım kendimi, dayanamadı bedenim..
Sonra zamanla sensiz uyumaya alıştım.. Baba’sız evimin kapısını tedirgince kilitlemeye..
Bir  gün “Biraz daha erken gelsen” dedim.. “Evet” dedin, “Ben de istiyorum, lakin dün gece bir çocuk vardı esrar bağımlısı, onunla konuşuyordum, kalkmak olmazdı..”
“Tamam” dedim, Allah yolundaydın..
Bir gün “Her akşam çıkmasan” dedim.. “Ama dersler” dedin.. “Öğrenciler, dışarda öyle çok iş var ki, ben uğraşmasam kim uğraşacak?” dedin..
Sustum.. “Ama biz?” diyemedim.. Allah yoluna engel olmaktan çekindim..
Bir gün anneme; “Anne, ne yapıyordun babam yokken onca zaman?” dedim, suratımda hayatın ideallerimi buruşturup da attığı bir izle.. “N’apayım yavrum, siz vardınız” dedi..
Zaman geçti böylece, sen yoktun, ben artık “Çocuklarım var” dedim.. “Oğlum büyüyor, evimizin erkeği, kızlarım en büyük yardımcım..”

Bir sabah evden çıkmıştın, çok geçmeden aradın; “Akşama bir programınız var mı?” Düşündüm, ne olabilirdi ki? “Yok” dedim.. “Tamam, o zaman bu akşam yemekler benden, üstüne de güzel bir çay içer, sohbet ederiz” dedin..
Çocuklara söyledim.. Hepsinin gözünde birer ışıltı.. Biri; “Eşarbımı ütüleyeyim ben o zaman” diyor, diğeri; “Anne, pantolonumu kirliye mi attın?” diye soruyor.. Evde bir hazırlık, telaş..
Akşama iki saat vardı, aradın tekrar; “Ya benim ilgilendiğim çocuklardan biri vardı ya, evden kaçmış. Bu akşam mutlaka onunla konuşmalıyım. Kusura bakmayın, başka zaman telafi ederiz” dedin..
“Tamam” dedim, “Allah yardımcın olsun..”
Çocuklar anladılar konuşmamdan, bir şey demedi hiç biri.. Biri eşarbını bıraktı ütü masasında, diğeri elindeki pantolonu koydu kenara.. Bir varmış bir yokmuş gibi döndüler dünyalarına..

Ben döndüm kaldığım yerden işime gücüme..
O an bir şey hissetmedim.. Hiçbir şey.. Üzülmedim..

Sonra durdum birdenbire.. Döndüm baktım kendime; “Annem oldum ben” dedim irkilerek..
Beklerdim, beklemez olmuşum..
Dert ederdim, önemsemez olmuşum..
Bir şey diyemesem de burulurdu içim, fark etmez olmuşum..
“Ne önemi var ki?” der olmuşum..

Annem olmuşum ben..
Özlerdim, özlemez olmuşum..

Oturdum ağladım sonra, ağladım..
Çocukluğumda kalan baba hasretine ağladım..
Babalarına doyamayan çocuklarıma ağladım..
Anneme ağladım, kalbime ağladım..

Gecenin bir yarımı olup da geldiğinde sen, hani şaşırdın ayakta olmama; “Neyin var?” dedin..
Ben ilk defa konuştum:
“Sevmekse seviyorum elbet, kocamsın, başımın tacısın.. Ama ben seni özlemiyorum artık.. Yokluğunu fark etmiyorum, varlığını hissetmiyorum..
Ben seni öylesine severken naptın bana böyle?
Kalbimi nasıl bu hissizlik çukuruna attın?”

“Ama..” diyecek oldun sen.. Sustun sonra, ellerimi tuttun..
Ellerimi saran ellerine bakıp sordum bir kez daha:
“Ben her gün içimde yavaş yavaş veda ederken sana, sen nerdeydin?”
Sustun..
“Sahi, sen beni Allah yolunda nasıl kaybettin?”

                                                                                                                   

...daha iyi yenilelim

Fotoğraf: Gana, Almanya'yı yenemedi.
Şili, Hollanya yenildi.
İran, Arjantin'i elinden kaçırdı.
Bu yazının sporla ilgili olduğunu gören birçok duyarlı arkadaş sayfasını yeniledi. Ölmeyecek sözlere ihtiyacı var birçok insanın; hemen unutacağı.

Aşağıdaki kızlar "daha iyi yenilelim" diye dikiyorlar topları.
Aşağıdaki kızlar ayda 70-100 dolar alabilmek için 100-160 dolara satılan topları üretiyorlar.
Aşağıdaki kızların yukarı çıkmak gibi bir telaşı yok.
Aşağıdaki kızlar Pakistan Hava Kuvvetlerinden bir teymenle evlenme hayali bile kuramazlar.
Aşağıdaki kızlar işlerini yapıyorlar ve arada bir yukarıdaki kızların nasıl yukarı çıktıklarını düşünmeden edemiyorlar.
Aşağıdaki kızların başlarına bir yumruk iniyor ve top dikmeye devam ediyorlar...
Daha iyi yenilmemiz için.
Susmamız için.
E, işte siz de hakkınıza şükredin! Bakın, ne güzel iş çıktı size de, desin topla ve bizimle oynayanlar diye, hızlı hızlı, 40 dakikada bir top çıkartıyorlar meydana.
...
Kızım gelse ve ben onu denize götürsem. Ölmeyecek sözlerimi de sustururum. Ölmeyecek sözlerimi de sustururum. Al Dino'dan Kopriva, Amal Matluthui'den Malkıtt dinlediğimi de söylemem.
...
Siz topla daha güzel oynayın diye, siz, bize daha çok gol atın diye, bakın karakızlarımız nasıl da dikkatle hazırlıyorlar toplarınızı...



Gana, Almanya'yı yenemedi.
Şili, Hollanya yenildi.
İran, Arjantin'i elinden kaçırdı.
Bu yazının sporla ilgili olduğunu gören birçok duyarlı arkadaş sayfasını yeniledi. Ölmeyecek sözlere ihtiyacı var birçok insanın; hemen unutacağı.

Aşağıdaki kızlar "daha iyi yenilelim" diye dikiyorlar topları.
Aşağıdaki kızlar ayda 70-100 dolar alabilmek için 100-160 dolara satılan topları üretiyorlar.
Aşağıdaki kızların yukarı çıkmak gibi bir telaşı yok.
Aşağıdaki kızlar Pakistan Hava Kuvvetlerinden bir teymenle evlenme hayali bile kuramazlar.
Aşağıdaki kızlar işlerini yapıyorlar ve arada bir yukarıdaki kızların nasıl yukarı çıktıklarını düşünmeden edemiyorlar.
Aşağıdaki kızların başlarına bir yumruk iniyor ve top dikmeye devam ediyorlar...
Daha iyi yenilmemiz için.
Susmamız için.
E, işte siz de hakkınıza şükredin! Bakın, ne güzel iş çıktı size de, desin topla ve bizimle oynayanlar diye, hızlı hızlı, 40 dakikada bir top çıkartıyorlar meydana.
...
 Ölmeyecek sözlerimi de sustururum. Ölmeyecek sözlerimi de sustururum. Al Dino'dan Kopriva, Amal Matluthui'den Malkıtt dinlediğimi de söylemem.
...
Siz topla daha güzel oynayın diye, siz, bize daha çok gol atın diye, bakın karakızlarımız nasıl da dikkatle hazırlıyorlar toplarınızı...


Zeki Bulduk



10 Haziran 2014 Salı

:)

Allah ve Resüluna karşı gönlünüzde bir sevgi besliyorsanız...








Allah ve Resüluna karşı gönlünüzde bir sevgi besliyorsanız, isimleri anıldığı zaman sesiniz titriyorsa, gözünüz yaşarıyorsa, burnunuza bir şey tıkanıyorsa, vallahi ve billahi Allah ve Resülu sizi seviyordur.

 Ömer Tuğrul İnançer




Öyle bir dünya doğuyor ki...







Bir dünya doğuyor ve bu dünyanın doğuşunda hissedar olmıyan milletlere artık içtimaî manada ölüm ve yokluk düşüyor. Öyle bir dünya doğuyor ki, niçin yaşadıklarını ve ürediklerini izah edemeyen milletlere, yarın, üstünde süründükleri stepleri sulamak vazifesini verecektir.

İdeolocya Örgüsü




6 Haziran 2014 Cuma

Ah zavallı dostlarım...

Fotoğraf: Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor yurdundan. Hayır, kirlettiği bir odadan kaçar gibi. Unutuyor ki vatanı kenefe çeviren kendisi. Aydın, Tanzimat’tan beri Batı kapitalizminin şuursuz simsarı. Tanzimat bir medeniyetin fethi değil bir ırzını teslim. Ve aydın harabe haline getirdiği bu memleketin enkazından bir şeyler yüklenip Batı’ya kaçmak istiyor. O enkazla yeni bir bina kurmak güç şey. Ama zavallı dostlarım, dünyanın en güzel coğrafyasını cehennemleştiren biziz!.. Bavulunuzda, hafızanızda o cehennemi taşıyorsunuz. Kaçış, daima zelilanedir. Bu kaçış bir kendini arayış da değil, pervanenin ışığa koşması da. Hürriyet, hürriyet... ne hürriyeti? Mevcut hürriyetleri kullanıyor musun? 1963 Türkiyesi Voltaire’lerin Fransa’sından yüz kere daha hür. Voltaire’ler nerede?

Cemil Meriç - Jurnal

Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor yurdundan. Hayır, kirlettiği bir odadan kaçar gibi. Unutuyor ki vatanı kenefe çeviren kendisi. Aydın, Tanzimat’tan beri Batı kapitalizminin şuursuz simsarı. Tanzimat bir medeniyetin fethi değil bir ırzını teslim. Ve aydın harabe haline getirdiği bu memleketin enkazından bir şeyler yüklenip Batı’ya kaçmak istiyor. O enkazla yeni bir bina kurmak güç şey. Ama zavallı dostlarım, dünyanın en güzel coğrafyasını cehennemleştiren biziz!.. Bavulunuzda, hafızanızda o cehennemi taşıyorsunuz. Kaçış, daima zelilanedir. Bu kaçış bir kendini arayış da değil, pervanenin ışığa koşması da. Hürriyet, hürriyet... ne hürriyeti? Mevcut hürriyetleri kullanıyor musun? 1963 Türkiyesi Voltaire’lerin Fransa’sından yüz kere daha hür. Voltaire’ler nerede?

Cemil Meriç - Jurnal




3 Haziran 2014 Salı

Adaleti Savun!






Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu.
Kardeşlerim, Moazzam Begg çok kısa bir sürede aklıma Hz. Ali (r.a.)’den rivayet edilen bir sözü getirmişti: “Onu koparan elde kokusunu bırakan çiçek gibi ol”, Ve vallahi 7-8 yıl önce Moazzam Begg’le tanıştığımda onun bu sözü hatırlatan bir karakterde olduğunu görmüştüm. Kokusu Amerikalılar ve bu sistem tarafından koparılmasına sebep oldu, Ve bu koku Hakk’ın, hakikatin kokusuydu, adaletin kokusuydu, birliğin kokusuydu.
Beni tutuklayın, onu tutuklayın, herkesi tutuklayın. Ve ne yaparlarsa yapsınlar, Tüm âlemlerin yaratıcısı olan Allah’ın adına yemin ederim ki milyonlarca başka Moazzam Begg’ler olacak. Bizler buradayız, çünkü Allah’ın rahmeti tüm dünyayı kuşatıyor. Allah Rahman’dır, merhametli olandır, Ve Allah Hz. Muhammed sallallahualeyhivessellem’i tüm dünyaya bir rahmet olarak gönderdi. Bugün burada mağdurlar olarak toplanmadık, burada protestocular olarak toplanmadık, Vallahi burada öğretmenler olarak toplandık. Bu insanlara adaleti öğretmeliyiz. Allah Kur’an-ı Kerim’de der ki, “Muhakkak ki Allah (c.c.) âdil olanları sever.” (Maide 5:42) Allah Kur’an-ı Kerim’de der ki:
Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır…(Maide 5:8)
EY İMAN EDENLER!
ALLAH İÇİN HAKKI AYAKTA TUTANLAR VE ADALETLE ŞAHİTLİK YAPANLAR OLUNUZ.
BİR KAVME OLAN KİNİNİZ
SİZİ ADALETSİZLİĞE SEVKETMESİN.
ADALETLİ OLUN
ADALETLİ OLUN
ÇÜNKÜ O, TAKVAYA DAHA YAKINDIR (MAİDE 5:8)
Bu insanlara merhametimizden dolayı öğretmemiz gerekir, Çünkü İslami kurallarla yönetilirken-evet, şeriat ile; Sky News ya da Fox News’un gösterdiği şeriatla değil de gerçek şeriatla yönetilirken, Yahudiler bizi zulümden kurtaranlar olarak görmüştü. Akademisyen Zion Zohar’ın dediği gibi, “Müslümanlar İber Yarımadasında Cebelitarık sokaklarında yürürken, Yahudiler onları zulümden kurtaracak kimseler olarak görmüşlerdi.”
Kardeşlerim ve arkadaşlarım, biz öğretmenler olarak buradayız. Onlara gerçek adaletin ne olduğunu öğretmeliyiz, ve onlara dünya terörünün bir hayaleti takip ettiğini hatırlatmalıyız. Bu ülkede daha fazla insan kirayı ya da faturaları ödeyemedikleri için ölüyor. Daha fazla insan bebek ölümleri yüzünden hayatını kaybediyor, sefaletten ötürü.Amerika’da daha fazla insan köpek ısırmalarından dolayı ölüyor. Fakat K9’lar üzerine bir savaş görmüyorum. Kardeşlerim ve arkadaşlarım, bu insanlara gerçek teröristlerin kim olduğunu öğretmeliyiz, evet, biz terörizme karşıyız, Tom Amca’ya da bunu defalarca söyledik. Vallahi, benim görüşümde gerçek terörizm kapitalizmdir. Adaletsizliği çok daha fazla insanı öldürür. 2013’te Afrika’da 10.6 milyon çocuk açlıktan öldü. Neden benim oğlum Zekeriya, Afrikalı herhangi bir çocuktan farklı olsun? Bunun sebebi temelleri zayıf bir sistemin getirisi olan, ilahi hakikatin değil de kısıtlı bir zihnin ürünü olan hukuk kurallarını kullanmamızdır. Uyanın! Vallahi, uyanın! Çünkü, Malcolm X’in de dediği gibi, eğer bir şey için ayak diremezseniz, her darbe sizi yere serebilir. “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun!” (Enfâl 8:24) Yürüyen ölüler olmayın, bu çağrıya cevap verin. Ve Bu çağrıya her zaman için geldiğinizi görmek istiyorum, Facebook’u ve Twitter’ı gereksiz şeyler için kullanmayı bırakın. Televizyon izlemeyi, kebap yemeyi, nargile cafelere, kahvehanelere gitmeyi bırakın; Zaman fedakârlık zamanıdır. Eğer şimdi bunu yapmazsanız, yerinize kim yapacak? Allah sizden razı olsun.

2 Haziran 2014 Pazartesi

Nedir gülüm sendeki sır!


Kim bilir, kaç gencin rüyasına girdin, aldın onları ufkunun sevdasına yaklaştırdın, kaç gence ilham oldun, ihya ettin. Kim bilir kaç genç şimdi senin aziz hatırana bakıp iç geçiriyor ve gönlünün en derin yerinde filizlenen şu ümitle hayat buluyor: “Furkan olmak istiyorum.”

Her şeyin bir vakti merhunu var. O yüzden bu mektubun neden şimdi vakitsiz gelip yüreğime oturduğunu hiç merak etmeyeceğim. Yazdığımın sana ulaşıp ulaşmayacağını da üçüncü şahıslar merak etmesinler. Elbet sana bir işittiren, bildiren, gördüren olur. Hiç ölmeyecek bir hayat ile yaşadığına inandığımız kadar buna da inanırız biz. Zannımız o ki Rabbinin katında taltif ediliyorsun. Tattığın nimetlerin sevinci içindesin. Bunu ayet söylüyor. Ama aynı ayet, senin başka bir sevincinin haberini de veriyor bize. O sevinç, seçtiğin yolun doğru olduğuna dair bir sevinçtir. Artık sen şunu da gayet iyi biliyorsun ki, senin gibi olmak isteyenlere korku ve üzüntü yoktur. Bu sevinç, senin gibi olmak isteyenlerin sevincidir. Allah sana bu sevinci de tattırdığına göre, demek adına kıyamete kadar hiç bitmeyecek bir yol açılmıştır. Tıpkı her şehide olduğu gibi… Ve tıpkı şehâdeti özleyen ve sırasını bekleyen her şehit adayına vaat edildiği gibi…
Hani demiştin ya : “Şehâdet şerbetine son saatler. Var mı daha güzel şey? Varsa o da sadece annemdir, ama ondan emin değilim. İkisinin kıyası çok zor. Şehâdet mi annem mi?”
Zor soru cidden Furkancığım, zor soru… Anne sevgisi fıtridir. Onu veren öyle vermiştir ki yanına konulan her sevgi muhakkak küçük kalır. Hele bir de kendi sevgisinin yanında şehâdet sevgisinin yeşermesine müsaade eden o anne, o babanın sevgisi hangi sevgi ile kıyas edilebilir ki? Biz böyle konuşup duralım, sen işi halledip gittin, değil mi? Satırlarda çözemediğini, sadırda çözdün ve sevgiline kavuştun. Sonrasını biliyoruz, önceden belki sadece anne- babanın sevgilisiydin, şimdi onlarla beraber hepimizin, bütün ümmetin, bütün mazlumların sevgilisi oldun.
Geçen hafta babanla tanıştım. İsminin geçtiği her yerde titreyen sesi ile seni o kadar içten ve güzel anlatıyordu ki! Gidişinle –dirilişinle demeliydim aslında- ailenin bir daha eskisi gibi olmayacak hayatı kim bilir ne ilginç tecellilerle bezeniyor. Bunları söze ya da kâğıda dökmek iş değil. İş, ne büyük bir mana ile dirildiğini anlamak ve anlatmak belki de… Kim bilir, kaç gencin rüyasına girdin, aldın onları ufkunun sevdasına yaklaştırdın, kaç gence ilham oldun, ihya ettin. Kim bilir kaç genç şimdi senin aziz hatırana bakıp iç geçiriyor ve gönlünün en derin yerinde filizlenen şu ümitle hayat buluyor: “Furkan olmak istiyorum.”
Şimdi kim çıkıp da senin ölüp gittiğini iddia edebilir ki? Sana öldü diyenler yaşamanın ne olduğunu bilmiyorlar. Sen kuzum, öyle bir yerinden yakalamışsın ki hayatı, hayata hayat olmuşsun. Ölüp gitmemek, bitip yitmemek isteyen mi var? Senin 19 yıllık hayatının önüne gelecek diz çökecek. Onu okuyacak; dâvânı, aşkını öğrenecek, sonra aşk olsun diyecek içinin en deriniyle. Ve sonra nasibi kadar, senden öğrendiği kadarı ile hayatını kurtaracak, hemen şimdi bitiverecek gibi duran şu kısacık hayattan kurtulacak, hiç bitmeyecek bir hayata adım atacak.
Evet Furkancığım, sen şu çarkı kaymış, kendi kısırlığından başkasına yol vermeyen dünyada, sonsuzluğa nasıl kapı açılır, bunu gösterdin bize. Dünyanın bütün tüketicilerine yani bizlere çok pahalı bir ders verdin. Bütün mantıki adımların, akıl yürütmelerin, gelecek planlarının ve kariyer planlarının üstünü tek ve şık bir hareketle nasıl da kolayca çiziverdin. O tek ve şık hareketle aşkınlığın, fedakârlığın ve saflığın destanını nasıl da kolayca yazıverdin. Hiç ölmeyecekmiş gibi sarıldığımız şu hayatta dönüp bize, yüzünde anlamlı bir tebessüm ile hemen ölüveren sen, hasbiliğinle hepimizin hesabiliğini nasıl da alt üst ediverdin! Dünya ve biz’e bakıp, şehadet ve ben deyip nasıl da bizden sıyrılıverdin? Biz hepimiz seni yüreklerimizde hissettik. Hepimiz ama hepimiz... Dünyanın bütün mazlumları, garipleri ve kimsesizleri... Hepimiz ama hepimiz... Dünyanın bütün zalimleri, mütekebbirleri ve gaddarları... Ve şu şirazeden çıkmış dünya…
Bir gün bir çocuk ayağa kalkabilir. Dişlerini kenetleyip, yumruklarını sıkıp karanlığın ortasına yürüyebilir. Arkasından yükselen “Ne yapıyorsun sen” çığırışlarına, önünden yükselen “Ne yapıyorsun sen” bağırışlarına aldırmadan fütursuzca ilerleyebilir. O öyle tarihin ve çevrenin ve herkesin üstüne üstüne yürürken bizim seslerimiz kesilebilir. Kimimizde yürek hoplatan bir heyecan, kimimizde anlamlı bir sükût ve kimimizde çaresiz bir ıstırap... Hepimiz sadece ve öylece seyredebiliriz. Sonra bir gürültü kopabilir. Ateşin çocuklarından çıkan o beş ateş parçası kulaklarımızı sağır edebilir ve fakat o mübarek inilti kadar yer etmez yüreğimizde. O an sıcacık bir kaç damla kan gelip, soğuk yüzümüze, alnımızın çatına sıçrayabilir. Kalbimiz duramaz yerinde, paramparça olur, belki gözümüzden birkaç damla yaş gelip o asil kan ile birleşir. Sonra ne olur? Şu olur: yumruklarımız ve kalplerimiz sımsıkı olur. Ve biz bir uykudan uyanırız.

Aşk olsun gülüm, aşk olsun. Seni bu kadar minnetsiz ve mihnetsiz kılan nedir? Seni bu umarsız ve apansız bahara salan nedir? Nedir sendeki sır gülüm nedir?

Bir gün bir çocuk ayağa kalkabilir. Dişlerini kenetleyip, yumruklarını sıkıp karanlığın ortasına yürüyebilir. O an karanlıkta bir hareket başlar. Çocuk karanlığa dalar. O siyahlık sanki onu yutmuş gibi olur, çünkü çocuk bir an kaybolmuştur. Ama karanlıkta bir hareket, bir kıpırdanma olmuştur. Karanlık kocaman ağzını açar, sanki kusar gibi, ortasından bir ışık huzmesi göğe doğru çıkar. O an kılıçla ortadan ikiye yarılmış gibi çatırdar. O ışık huzmesi uzar, göğü de deler, gök ötesi göklere erer. Göklerden, çoktandır irtibatımızın kalmadığı o göklerden bir kapı açılır. O kapıdan bir seyr ü sefer başlar. Gencecik, ter ü taze delikanlılar girer oradan. Meryem misali kızlar girer oradan. Alır o kapı hepsini senin farkınla bezer. Alır o kapı hepsini Furkan yapar. Furkan olan kurtulur. Furkan olan sonsuza yol bulur.
Bir gün bir çocuk ayağa kalkabilir. Dişlerini kenetleyip, yumruklarını sıkıp karanlığın ortasına yürüyebilir. Yürüyebilir ve herkese yaşadıklarının bir yalan olduğunu haykırabilir. Ve bunu öyle saf, öyle temiz ve öyle sade bir surette yapar ki herkes orada öyle şaşkın kalabilir. Duvar gibi yüzlere, boş bakan gözlere ve kurumuş özlere o çocuk bir nazar atar. O an bir diriliş başlar. Bunu öyle klas, öyle şık ve öyle asil bir hareketle yapabilir ki söz yalan olur. Gözlerimizde minnet ve yüreğimizde hayret bize bir hal olur. Mecalimiz kalmaz, ezberimiz bozulur, elimiz ayağımız tutulur. Nihayet kendimize gelip şunu deriz: Aşk olsun gülüm, aşk olsun. Seni bu kadar minnetsiz ve mihnetsiz kılan nedir? Seni bu umarsız ve apansız bahara salan nedir? Nedir sendeki sır gülüm nedir?
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.” (Al-i İmran, 169-170)
Mehmet Lütfi Aslan
Genç Dergi

...gel kurtar beni




Ey uyku ey anne gel  kurtar beni
Ezildim aklımın hesaplarında

Akif İnan