31 Ekim 2014 Cuma

Orada merhamet varmış



                                                                                            Uçmaklara uçanlara uçuşa
                                                                                            Bu çok fazla


İlk sendin elini tutunca ayakları yerden kesilen
Hep aynı kalmanın laneti üzerinden gitti
İlk uçuşundu ya da kaçıncı acemiliğin
Yüzünü aydınlatan güneşe sırtını dönerek döne döne
Yine yüzün sonra sırtın ve yine
Yükseliyordun uzaklaşıyordun gidene benzemiyordun
İstiyordum, devam etmeye devam etmek
Sağlam ipler, metal zincirler, bol güneş
Yolun tozu kalkıyor, tepelerde üç çeşit kuş
Havalanıyorlar bütün, büyük, büyülü
Orada merhamet varmış, uçuşunu izleyen
Kadim dinlerde ölümden sonra uçar, kayıp bir dil gibi ruh
Rüzgâra kapılıp gitmenin gök katında bir anıtı
Çırpınışın tutsağı, hologram gösterisi
Bir rüyada her şeyin sonunu özetleyen
Zamanın karşısına alıp bir rüyayı koy
Çirkinse de koy yitmişse de bir unutuşla
Kanlı kavgasında dünyanın, kalbinin yedeğini al
Kabuğunu kırmasın diye her dokunan eliyle
Uzakları koy, çok uzakları, sabah uyanmayı kolaylaştıran
Kış bastırınca odaya kapatan hafta sonlarını koy
İçinden kolay çıkılmayan bir rüya olsun geriye doğru say
Uçak radarlarına takılan kuşları topla sürüsüyle boy
Bir uyurgezerin hazırlığı gibi toy
Çünkü düştün uçmakla kurtulacağın o yerde
Çünkü düştün
Bir intihar süsü gibi güneşe karşı asılmış temiz çamaşırlar
Çünkü düştün
Çin porseleni gibi sözlerin hiç akılda kalmadı
Çünkü düştün
Yağmurla biten bir piknikten kalmış gibi çürüdün
Pencereni kapat, sonsuz kızaran günbatımında
Harfleri çözeceğiz, biten rüyalarda yaşayan.

Zeynep Arkan

27 Ekim 2014 Pazartesi

Ey Kudüs!




Ağladım tükeninceye kadar gözyaşlarım

Namaz kıldım sönünceye dek kandiller
Usanıncaya kadar rüku ettim
Muhammed'i sordum sende kaybolan
Ey Kudüs, ey nebilerin çıktığı şehir


Ey Kudüs, ey şeriatler feneri
Ey parmakları yanan güzel çocuk
Hüzün var gözlerinde, ey iffet şehri
Ey Resulün uğradığı bahçe
Kaldırımlarında hüzün varRESUL,
Minarelerinde hüzün var
Ey Kudüs, ey karalara bürünen şehir
Kim çalacak çanlarını Kıyamet kilisesinin
Pazar sabahları
Kim taşıyacak çocuklara oyuncakları
Yılbaşı gecesinde

Ey Kudüs, ey hüzünler şehri
Ey gözlerinden kocaman yaşlar akan
Kim durduracak düşmanları
Üzerine çullanan, ey dinlerin incisi
Kim silecek kanları duvarlarından
İncil’i kim kurtaracak
Kim kurtaracak Kur'an’ı
Kim kurtaracak Mesih’i kendisini öldürenlerden
İnsanlığı kim kurtaracak

Ey Kudüs, ey şehrim
Ey Kudüs, ey sevgilim
Yarın, yarın çiçek açacak limon
Sevinecek yeşil sümbüller ve zeytin
Gözler gülecek
Geri dönecek göçmen güvercinler
Tertemiz yuvasına
Ve geri dönecek çocuklar oynamaya
Buluşacak babalarla oğullar
Ey memleketim
Ey barış ve bereket şehri


 Nizar Kabbani



24 Ekim 2014 Cuma

Haydi,konuş!




Haydi, konuş,

 bana birşeyler söyle, Cuma! 

Tutarım sözünü.



Nuri PAKDİL





Muharrem ayı orucu





Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem mealen şöyle buyurdu:
"Ramazan orucundan sonra orucun en faziletlisi, Allah’ın ayı olan Muharrem ayı orucudur..."


 Hadis-i Şerif Meali; Kaynak: Müslim 1153/202





çünkü sen...






Çünkü sen, bir çocuktan Kudüs yaparsın..




HİCRİ SENE SONU VE SENE BAŞI DUALARI




SENE SONU DUASI 

24 EKİM CUMA 2014





SENE BAŞI DUASI

25 EKİM CUMARTESİ 2014




Zilhicce ayının son günü ve Muharrem ayının birinci gününde(hicri yılın ilk günü) muhakkak oruçlu olmak lazımdır, (tutabilen Muharrem ayının ilk on gününü oruçla geçirmesi daha da sevaptır)bu sene işlenecek günahlardan korunmak ve işlenecek günahlarında afvedilmesi için...

Allah ibadetlerinizi kabul etsin inşaAllah


İhvanlar.netten alıntıdır.











21 Ekim 2014 Salı

Hakikâtli sağanakmış seninkisi.




Ayıramıyorsam gece ile gündüzü, 
Ve hep bir şeyler kurak kalıyorsa bağışla.
Hâlis duygular yeşerttim güzin coğrafyanda.
Hakikâtli sağanakmış seninkisi.

Ebru Aydoğan






Aliya'nın efsane olan devasa haç cavabı





Avrupa’nın ortasında 1992’de yapılan Boşnak katliamına tüm dünya kör olmuş ve yapılan zulmü görmezden gelmişti.
O yıllarda sadece Türkiye ve birkaç ülke yaşanan bu vahşete sesini yükseltmişti.
Efsane komutan Aliya İzzetbegoviç ise eldeki sınırlı imkanlarla ülkesini ayakta tutmaya çalışırken bir yandan da İslam bayrağını yere düşürmemek için büyük çaba sarfediyordu.
Gözü dönmüş Sırp ve Hırvat askerler, komutanlarından aldıkları emirle yaşlı-çocuk-kadın demeden Boşnakları hunharca katlediyordu.
Hatta bu vahşet daha da ileri gitmiş, Avrupa’nın önde gelen ülkeleri ve ABD’den gelen zenginler, bu komutanlara para ödeyerek başkent Saraybosna’nın ele geçirdikleri tepelerinden sniper silahlarıyla sivil Boşnakları da avlıyorlardı.
Artık iş Avrupa’dan sadece Boşnakları yok etmek değil İslam’ı da yok etmeye gidiyordu.
İslam adına ne varsa yakılıp yıkılıyordu. Köprüler, camiler, hanlar vb… Osmanlı eseri olan Mostar Köprüsü de tüm dünyanın gözü önünde canlı yayında bombalanarak yıkılmıştı.
Mostar’ın en hakim tepesi Hum tepesine ise devasa bir haç dikilmişti.



Bu konuyla ilgili Aliya’nın en yakınları şu hatırayı aktarıyor;

Bosna Savaşı esnasında, Osmanlı yadigârı Mostar Köprüsü’nün bulunduğu Mostar şehrinde Hırvat komutanla görüşen Aliya İzzetbegoviç’e, komutan, tehdit havasında dağın tepesine dikilen devasa büyüklükteki haç’ı göstererek “Bak, biz haçı nasıl diktik. Şimdi sizin hilâlden daha yukarıda bir haçımız var. Bunu kaldırmaya gücünüz yeter mi?” diye manalı bir soru sorar. Aliya İzzetbegoviç de, bu söz karşısında meseleyi gülümseyerek geçiştirir, “Hele bir gün geceye dönsün” der.

Akşam karanlığı basınca da onu dışarıya davet edip şahadet parmağını göğe kaldırarak tüyleri diken diken eden şu sözleri söyler: “Sayın komutan, şimdi sen de bir semaya bakıver! Şu hilâli ve yıldızı görüyor musunuz? Senin onları yok etmeye gücün yeter mi? Ne kadar yükseklere haç dikseniz de onu geçemezsiniz ve asla onu oradan da indiremezsiniz. Onlar semada olduğu müddetçe biz de inşallah varlığımızı devam ettireceğiz!..”

Efsaneleşen bu hikâyenin yayılmasıyla farklı türleri de ortaya çıkmıyor değil. Bosna basınında ise yaşananlar şöyle anlatılmaktadır:

“Hun tepesine haç dikilmesi sırasında silahlı çok sayıda Boşnak genç haçı indirmek ister. İçlerinden biri İzzetbegoviç’e ‘İzin ver o haçı başlarına geçirelim’ der. İzzetbegoviç parmağını gökyüzüne doğrultur ve Ay’ı gösterir. Etrafını saran ateşli kalabalığa ‘O hilalden daha yükseğe dikmedikleri sürece sorun yok’ cevabını vererek gençleri sakinleştirir.”

Haber 7


Anneme öldüğümü şimdi nasıl söyleyeceğim?





Kaldırın üstümdeki bu kavgayı
Gövdem eziliyor yeni kurulan şehirlerin altında
İki coğrafi bölgeyi öğrenebildim ancak
Biri babalarının günahlarını yarıştıran çocuklara
Diğeri kanı kurumayan hainlerine ağlayan annelere ait
Geriye kalanlar toprak bütünlüğü. 
 
 
Yenilen kadınlara
Ve soy isimsiz yaşıtlarıma
Sahip çıkmayan caddelerin önüne attım kendimi
Evimin kapısından girebilecek yüzü bulmak için.
Nereye saklayayım şimdi 
Bunca utangaç hayatı?
Hangi yönü göstereyim 
Üzerine cinayet bulaştıran bu adama?
 
 
Bu kadar kızmasaydım tüccarlara
Ve saçlarına dokunmayı yalnızlıktan saymasaydım
Deneyebilirdim fazladan bir şey daha istemeyi Allah’tan
Unuttum 
Yeniden nefes almaya başlayacağım yeri
Anneme öldüğümü şimdi nasıl söyleyeceğim?
 
 
 
Çağrı Oruk




20 Ekim 2014 Pazartesi

..sevdiğim kolla beni





Gelinmiyor akşam zaman kaplanı 
kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde 
hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde 
kıvrılıp yeniden yakalanıyorum 
cam kesiyor göğüslerimi 

boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım

hem şarklıyım ben 
gövdem yara dolu


sevdiğim kolla beni

Cahit Zarifoğlu






Bir Yetim ve Bu Yağmur




İHH 6.Yetim Buluşmasındaydım.
Çocuklar mutlu benim içim buruk
Hepsinin ayrı ayrı acıları savaş,afetler,hastalıklar,
anne ve babalarından Mevla Teala'nın rızasıyla ayrı kalmak.
Nasıl gülebilirsin ki gördüğün her yetimde gözlerin doluyor  Rabbi'nin yazdığı kaderi hatırlatıyor.



Görevli kardeşlerim yetim çocuklarımızın hazırlağı teşekkür mektubunu verdi.
 yani Yetim mektubu...
Elime alıp okumak bile tarif edilemez.Ne acılar çektiklerini,nasıl yalnızlıklarla imtihan olduklarını tahmin etmek...yaşayan bilir.
Nasibim'e  benim balalar Kırgız Türkü oldukları için Kırgızistan bayrağı düştü elhamdülillah.
Eve dönüş yolunda Rabbim'in rahmetine yakalandık.Yağmur ve dua kapıları..
Kabulünü bekleyen dualar ederken benimle aynı yolu paylaşan bir baba omzuna aldığı iki yaşındaki oğluna bu şiir'i okuyordu oğluda tekrarlayarak.
Rabbim ömrümüze şiir seven ağzı dualı şiir li dostlar nasip et .Amiin.













16 Ekim 2014 Perşembe

bana bir mektup gönder



bir mektup göndersen de açıp okumasam

ben hangisiyim; sen demekten başka

sana ulaşamayan zarf efendilerinin,
aç beni, başka pulum yok, başka mektubum
yok, yoksul olduğum söylenecek yoksa sana
annemin bir gül olarak terkettiğinden beri
beni gönderdiğin mektuplar ormanına

şehri karıştırmıyorum, seni yanlış anlarlar

kendimi karıştırıyorum, uçmaktan yanayım

ruhunu parmaklarında dolaştıran perinin
tevekkül penceresine konduğu eski ormanlarda

hangi yüzüğünden düştüm bu yolculuğa;

bilseydim, sen gönderseydin, ben o mektuba

yazılacak kadar aransaydım dilinin ormanında
açmazdım yine, yine yüzükler kazanırdın;
bana suluboya bir orman göndereceğini bile bile,
`peri ve eşek' mes'elini yazdığımı bile bile,
ormanlara dair Şiirler okumak için
ayrı ve birleşik Şehirler kurduğumuzu bile bile,
açmazdım bu sırlara layık olmayan Şehri
içinden çıkacak ormana

bana orman gönderme, içinden Şehir çıkar;

beni bir mektuba gönder, içinden birine

almamış gibi yaparım, vapura binmem,
yoluna inmem, ormanların sisi çökmeden önce

mektupların perileri

perilerin ormanları biriktirdiğine

yüzüklerin parmaklarda sessizce eridiğine
inanırım, eski orman tadı sinmiştir
açılmayan mektuba
gönderilse de.



Haydar Ergülen





Öldüler..




Üzerine parfüm değil de; Kitap kokusu sinmiş kadınlar vardı..

Gittiler, öldüler, bittiler...

Osman Nuri Ünsal


15 Ekim 2014 Çarşamba

İHH 6.Uluslararası Yetim Buluşması




Yetimlerin mutluluğunda nice güzellikler var.

Herkesi yetimlere umut olacak 6.Uluslararası Çocuk 

Buluşması'na davet ediyoruz.








Bizler biri ile konuşurken...





İmam-ı Azam Ebu Hanife Rahimehullah şöyle dedi:

“Bizler biri ile konuşurken, arkadaşımızın ayağının hak yoldan kayması endişesiyle, her birimizin başı üstünde uçmasından korktuğumuz bir kuş varmış gibi davranır, ona göre hesaplı konuşurduk.

Hâlbuki sizler konuşurken, her biriniz arkadaşınızın ayağının kaymasını (sapmasını) istiyorsunuz. Bu, arkadaşının kâfir olmasını istemek gibidir. Kim de arkadaşının kâfir olmasını isterse, arkadaşı kâfir olmadan kendisi kâfir olur.”

[ Burhâneddîn ez-Zernûcî,Ta‘lîmü’l-Müteallim, s. 17 ]




9 Ekim 2014 Perşembe

Huzurunda biraz yenileceğim.







Seninle iki satır konuşmak için gayretler aldım
Bize gelişi üç yeni zelanda doları
İnandım hep kontradan gelen yalanlara
Müdahale istedim iktisadi birimlerden
Sana, bana ve tüm geçmişlerimizin ruhuna
Enflasyonum düştü, işsizliğim artışta
İyi olmayacak hastanın ayağına yanlış teşhis
Cebimden piyasaya temsili kavimler göçü
Kuraklık, açlık hiç yoksa parasızlık

Gıyabında biraz seveceğim seni
Bir mektup yazacağım uzun yıllar sonrasına

Seninle iki satır konuşmak için harfler aldım
Teminat gösterdim, o zaman nefeslerim hep borç
Çeperlerim dertten hacizli, ensemde sürüyle devlet
Şimdi nasıl desem; aksilik bizde ata mesleği
Harflere küçük gelen ödemesi peşin gayretler
Ölü doğdu kulağına okunacak kelimeler

Huzurunda biraz yenileceğim sana
Mütevazı olamam, iyiyim bu konuda

Seninle iki satır konuşmak için trenler aldım
Sahibinden; iki vagon, bir lokomotif
Kolay olmadı, birkaç hayalimi sattım
Ah bir trenin onlara gelişi nedir bilir misin
Bir kez daha üzülerek inandım

Patlayan birkaç silah ve yere yığılan izmarit
Kesilen bir yol, kirli elbiseler, uzaklaşırken atlar
Tren yola çıkarken, kalan birkaç hayalim;
Seninle bir ömür yurtsuz olmak,
Gelişine, uzaklardan gelen bir hayat
Küçülüyordu Çirkin Tuco’nun ellerinde


Şafak Tarhan





Sıkıldıysan...




Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:


(Sıkıntıları sadaka ile önleyin.) [Deylemî]


(İstigfara devam eden, sıkıntılardan kurtulur.) [Nesâî] 


(Tarak kullanmak, sıkıntıyı giderir.) [Deylemî]


(Güzel koku ve temiz elbise sıkıntıyı azaltır.) [Bostan]


(Abdestten artan suyu içmek sıkıntıyı giderir.) [Deylemî] 


(Akik yüzük sıkıntıyı giderir.) [Ukayli] 


(Başkasının sıkıntısını giderenin sıkıntısı gider.) [İ. Ahmed]


(Sıkıntıda duâm kabul olsun diyen, genişlikte çok duâ etsin.) [Tirmizî] 


(En üstün ibadet sıkıntıya sabretmektir.) [Tirmizi]


(La havle ve la kuvvete illa billah okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır.) [Hakim]


(Bir sıkıntıya düşünce, “Bismillâhirahmanirrahim velâ havle velâ kuvvete illa billâhil aliyyil azim” diyeni Allahü teâlâ, sıkıntı ve belalardan muhafaza eder.) [Deylemi, İbni Sünni]

(Rızka kavuşan çok Elhamdülillah desin. Rızkı azalan çok istiğfar etsin. Üzülüp sıkılan, la havle vela kuvvete illa billah desin.) [Beyheki, Hatib]

(Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere "La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim" derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir’a]

(Sıkıntılı iken “Hasbünallah ve ni’mel-vekil” deyiniz!) [İ. Merdeveyhi]

(Yasin okuyanın sıkıntısı gider.) [Deylemi]




Üç Kişiyi Öldüren Kasap Tahir'in Hikayesini Cantacı Necmi Abi'den Dinley...




Çantacı Necmi Abi sohbetlerini dinlemek bağımlılık yapıyor.







8 Ekim 2014 Çarşamba

...her eylül biraz daha ölürüz






Artık sadece adı var baharın
Serçeler şehri çoktan terk etti 
Kurduğun her cümle yarım yamalak 
Düşersen elinden kimse tutmaz ki 
 
Kalmış köşelerde boynu bükük manolya 
Bir ikindi vaktinin duvarında gölgeler 
Suretini yitirmiş sözlerin Kâbe’sinde 
Aslı gibidir mührü vurulmayı beklerken 
 
Boynu bükük bir başaktı geçen ömür
Ecelin tırpanıyla vakitsizce biçilen 
Her koştuğunda düşen bir çocuk işte hayat 
Susamış bir çiçeğin yapraklarında bükülen 
 
Bir avuç gözyaşından başka geriye ne kaldı 
Yılların yıkık köprüsünden sessizce geçerken
Dokunsalar ağlayacak yine manolyalar 
Bunun için her eylül biraz daha ölürüz
 
 
Mehmet Baş




Allah bana şifa versin





“Hayatımın en büyük derslerinden birini belirteyim: Bir gün erken yatıp güneşten önce uyandım ve uyumaya direndim. O günü berrak bir zihinle yaşadım. Başka bir gün gece yarısını geçkin uyudum ve sabah saat onda kalkabildim. O günü yorgun, dalgın ve dikkatsiz geçirdim. Birkaç gün, kitap yazıyorum diye sabahladım, gün ışığında biraz uyuyup işe gittim; bir hafta sonra arabamı park ettiğim yeri bulamaz oldum. Hatta kayın validemim adını bile unuttuğumu hatırlıyorum. Utanç vericiydi! Hantal bir bedenle askere gittiğimde dizlerim üstüne uzun süre duramaz, çabuk yorulur, askerlerin arasına gizlenip çömelerek beklerdim. Mecburen erkenden kalkıp, sabah sporu yaptığımız askerliğin ilk iki haftasını inlemelerle geçirdim. Üçüncü hafta inanılmaz bir değişime tanıklık ettim: Günüm iki kat uzadı, zihnim açıldı ve en şaşırtıcısı, ağır postalların içinde bile dozer gibi ezercesine, uçarcasına, taburu bir uçtan diğerine dolaşabilir hale geldim. Yorulmayı unuttum. Hayatımın iniş çıkışından aldığım ders şudur: Ne zaman yetersiz veya aşırı uyuduysam moralim, hafızam, psikolojim, zihnim, dayanıklılığım, üretkenliğim, enerjim çöktü. Uykumu düzenleyip spor yapınca hayatım da düzeldi. Demek ki hafıza, enerji, sağlık, huzur ve üretkenlik isteyen, erken yatıp erken kalkmalı, günlük 6-8 saat arasında uyumalı ve kondisyonlu yaşamaya çalışmalıdır.” 

Muhammed Bozdağ

Mü'min İsek Kardeşiz - (Şehzâdebaşı Sohbetleri)Nureddin Yıldız







7 Ekim 2014 Salı

...çünkü bağlanmak

 



Bağlanmak istemiyordu çünkü bağlanmak, içinde yaşadığı faydasız yaşamı itiraf etmek anlamına gelecekti. 
Sonunda herkesin izlediği ve aslında kurtulmak istediği yola girecekse, şimdiye kadar çevresinden dolaşmakla ne kazanmıştı ki? 

 Jose Saramago




4 Ekim 2014 Cumartesi

Kurban bayramıdır en derin bayram bence




şekere alışmış akrebi öldürmezsen
şekerden zehir yapacaktır
çocukların için bunu iyi bil
bu öldürdüğüm çocuk için bir örnektir
her yaz bahçelerde binlerce akrep öldürülecektir
geziye çıkan çocuklar için
gün görmemiş menekşeler derilecektir
baharı gecikmiş kentler için
kurban bayramında ortalık ışımadan uyanılır lambalar yakılır koyunlar üstüne 
bir ışık düşer dağ ışığından önce
kurban bıçak sesini duyar ezan sesinden önce

saatlarını çabuk tüket ey ulu gece
kurban bayramıdır en derin bayram bence
bu ne uslu yumuşak yaratıklardır ki 
kilometrelerce 
günlerce
yolu aşarlar sabah kuşluk öğle
ikindi ve çöldedirler akşamları
ve sonra yorgun doldururlar çarşıları
ve top patlamadan önce
her biri başları gün doğusuna dönük
bir evin önündedir
çocukların önündedir
çocuk ellerinden alırlar son dünya yeşilliğini
bir bengisu gibi içerler
son sularını
saatlarını çabuk tüket ey ulu gece
kurban bayramıdır en derin bayram bence
Kur'an dinlemiş ve ondan boyun eğmişlerdir sanki
yaşamın sırrına bizden önce ermişlerdir sanki
kendilerini bir ses uğruna kurban vermişlerdir sanki
ölmeden önce ölümden sonrasını görmüşlerdir sanki
dağlarda yankılanmışlar derelerde ağarmışlardır sanki
düşlerinde mekke'ye varmışlardır sanki
saatlerini çabuk tüket ayını ve yıldızlarını yak ey gece
bizim kalbimizde kurbanlar kesilmeden önce


Sezai Karakoç/Hızırla Kırk Saat




2 Ekim 2014 Perşembe

Ey gönül bakma cihane







Baktığın dağların düşüncesi bile ağlatır beni

Hür olurum buyruklarını bir bir donansam sultanım.

Aşkın bin gözlü devasa bir baş imiş..

Yur her birini uykularından sohbetin

Dinlen ey Zarif bilâtedbir çok söz açtın ;

Bu kırık akılla ne cürettir yaptığın?



A.Cahit Zarifoğlu