31 Ocak 2015 Cumartesi

İslam...





İslâm, hem kadına hem de erkeğe,
âşkın gerçek anlamını öğreten tek dindir…”


Şehîd Malcolm X



Çabuk olun!





“Çabuk olun! 
Çabuk olun! 
Kurtuluş yolu arayın!
 Kurtuluş yolu arayın! 
Çünkü arkanızda sizi hararetle isteyen ve peşinizden koşan bir ecel var.”

Hz.Ebubekir r.a




Çarşaf moda olsa...



Avrupa dese ki; “Çarşaf-ı Şerif bu yılın modası” Hemen kapanır bizim moda budalası!
Mahmut Efendi hz.







Kahrında Hoş,Lütfunda





Sevgilinin lütfunu gördüğünüz zaman sevmek kolaydır. 
Peki ya kâhrını görünce de sevebilir misiniz? 
 İskender Pala



29 Ocak 2015 Perşembe

korkuyorum




ilk fırsatta yarasını gösteren bir göz
güpegündüz yaşlandığını nasıl anlatsın
korkuyorum dedim hep sıradan şeylerden
geniş salon, mutlu koridor, güzel evlerden
Salim Nacar



Edebiyat profesörü ve yazar İskender Pala, Charlie Hebdo olayını değerlendirdi..



Son kitabında Hz. Muhammed'in(sav) hayatını anlatan edebiyat profesörü ve yazar İskender Pala, Charlie Hebdo olayını ve yeni kitabını Sabah'tan Salih Zengin ile konuştu. 
Charlie Hebdo olayı ile ilgili, İslam Peygamber'ine dil uzatan hiç kimseye hoş bakmayacağını belirterek "Onu hor görene karşı hoşgörü acizlik olur. Ama bununla mücadelenin yolu eline silah almak değildir" diyen Pala, son kitabı ile ilgili sorulan bir soruya da "İnsanlık Hz. Peygamber'in(sav) hayatını bilmediği ölçüde israf olmaktadır" cevabını verdi.
İşte o röportajdan bazı kısımlar...
- Peygamberimizin (sav) hayatını anlattığınız kitabınız tam da Paris'teki saldırıya denk geldi. Onun rahmet peygamberi olma vasfından bakarak Charlie Hebdo karikatürlerine karşı bakış açınız nedir?
- Hz. Peygamber'e (sav) dil uzatan hiç kimseye asla hoş bakmam ve müsamaha ile karşılamam. 
- Hor görmeye karşı hoşgörü olmaz mı? 
- Hayır, o acizlik olur. Ama bununla mücadele etmenin yolu eline bir silah alıp adamı öldürmek değildir. İslam geleneğinde Hz. Peygamber'e (sav) suret biçmek yoktur. Onun filmde temsil edilmesine, resimde yüzünün çizilmesine bile karşı iken biri çıkıp karikatürüyle aşağılamaya kalkıyorsa orada itirazım nettir. Yanlış olan, bu duruşu silah ile göstermektir. Bununla mücadeleyi Hz. Peygamber'i (sav) doğru anlatarak, İslam'ın ve Müslümanların saygınlığını yükselterek yapabiliriz. Bilimsel, sanatsal, kültürel alanda... Bize düşen Peygamber'e uzatılan dillerin cehaletini ortadan kaldıracak zeminleri hazırlamaktır. Onu çizenler onu hakikatiyle görselerdi belki öyle çizmeyebilirlerdi. 
- Ama görmek istemedikleri de ortada? 
- Buna hiç şüphemiz yok. Dünyada 2 milyar Hıristiyan, 1.6 milyar Müslüman, 37 milyon Yahudi, 2 milyar civarında da diğer dinlere mensup kişiler ve ateistler var. Son dönemlerde en büyük yükseliş nerede? İslam'da. O halde bu yükselişi engellemek için ince hesap yapan pek çok insan olacaktır. Bizdeki cihad kelimesi teröre karşı mücadelenin de adıdır. Müslüman teröre karşı da önlemlerini canıyla, malıyla almalıdır. Oysa biz cihadı sadece ele kılıç alıp savaşmak olarak yorumladık. Cihatçılar böyle böyle oluştu. Cihad, cehd kökünden gelir, bu gayret göstermek anlamındadır. İşimizi iyi yaparak, bilim üreterek, sanat üreterek, filmler çekerek cihat etmeyeceksin, siyasette, politikada, iktisatta, sosyal hayatta cihada önem vermeyeceksin, sadece eline kılıç alıp cihada duracaksın, bu yanlış! Peygamberin mescidi insan yetiştirilen, bilim üretilen bir mesciddi. Sormak lazım, sinema ya da sanat yoluyla İslam'a hizmet edilebilir mi edilemez mi? Ama biz sanatsal uğraşları camiden çok uzağa atmışız. 
ÇAREYİ KENDİMİZ BULMALIYIZ 
- "20 yaşında olsam İslam'a sıcak bakmazdım" beyanatınız çok dikkat çekti. İslam- terör algısına su taşımaz mı bu? 
- Taşıyacağından korktuğum için söyledim zaten. Ve yine söylüyorum. Bu algının önlemi alınmadığı, kendimize çeki düzen vermediğimiz sürece dünyada ve ülkemizde yetişen nesiller İslam'a sıcak bakmayacaklar, onlara İslam'ı anlatmakta zorlanacağız. Böylece gelecek 15 yıl içinde de dünyada pek çok şey değişecek. O cümleyi söylerken İslam ülkelerinde yaşayan herkes İslam karşıtlarının oynadığı bu tehlikeli algı oyununa karşı durmak ve mücadele etmekten mesuldürü anlatmaya çalıştım. Sağcısı solcusu, kadını erkeği, laik, muhafazakar, gemideki herkes... Kimse burada kendini dışarıda görme hakkına sahip değil. Kendimize bakıp çaremizi yine kendimiz bulacağız. O günü hatırlayın lütfen; bir toz duman, İslam'a verip veriştirilen şiddet, terör, kan vs. görselleri, yorumları... Böyle bir ortamda sosyal medyadan veya Tweeter'dan başka aydınlanma kanalı olmayan dünya gençliğinin İslam'a sıcak bakmalarını bekleyebilir misiniz? Nitekim bu algılar oluşsun diye Avrupa'da bazı çevreler körüğe ateş taşıyor, 'İslam terör dinidir. Sakın Müslümanlığa heves etmeyin.' algısını yayıyorlar. Bunun için de maalesef İslam ülkeleri yeterince malzeme sunuyor. O söyleşide kayda girmeyen cümlemde şuydu: 'Buna rağmen Allah'ın da bir hesabı var, bunlar ters tepebilir ve İslam daha da yükselebilir.' 
PEYGAMBER SEVGİSİ EKSİKLİĞİ İNSANLIK İÇİN İSRAFTIR
- Bülbülün Kırk Şarkısı... Böyle bir kitabı yazmaya ne zaman niyet ettiniz? 
- Eş dost hiç durmadan 'Kalemin, Efendimiz'i (sav) anlatsa' diye söyler dururdu ve ben de çekinip korkardım. Çünkü Hz. Peygamber'i (sav) yazmak siyer alimlerinin işi. Üstelik hayatı üzerinde kurgu yapılamaz. O yüzden kitabı cesaretle değil, ürkeklikle yazmaya başladım. Araştırıp okudukça edebi bir üslupla Hz. Peygamber'in (sav) hayatının anlatılmasının ihtiyacını, özellikle de genç okuyucular için daha çok gördüm. 
- Anlatıcı olarak neden bülbülü tercih ettiniz?
- Onun bütün hayatını anlatabilecek bir anlatıcıya ihtiyacı vardı. Peygamber gül kokusunda olduğu ve teri gül koktuğuna göre 'onu en iyi bir bülbül anlatır' diye düşündüm. Doğrudan anlatırsam onu konuşturmak zorunda kalırım. Oysa Efendimiz (sav) "Bana ait olmayan bir cümleyi bendenmiş gibi zikreden cehennemde yerini hazırlasın" buyuruyor. Böyle bir hitap karşısında titrememek mümkün değil. Bülbül, Peygamberimizin çevresindeki 40 kişiyi anlatıyor. Güneşe doğrudan bakamazsınız, onu iyi görebilmeniz için araya perde koymak lazım. Ben o 40 kişiyi arkasından böyle gördüm ve nuru öyle tanımladım. Siyerdeki bilgileri bir edip kalemiyle bilimsellikten sıyırarak edebi bir metin hale getirdim. 
- Peygamber (sav) sevgisine muhatap olmayan okurlar bu kitabı fazlasıyla kapalı olarak algılar mı sizce?
- Okur kitlem üzerinde bu türden çok fazla okur var. Onlar daha önceki kitaplarımda hiç böyle davranmadılar. Onlar biraz üslübuma biraz da dilime bakarak ve bir şeyleri doğru öğrenmek maksadıyla okuyorlar. Bugüne kadar hiçbir konuyu kendim uydurarak yazmadım. Hakkında kitap yazdığım insanlarla ruz-i mahşerde yüzyüze geleceğim ve onlara karşı mahcup olmak istemem. Hayatta iken dirilerin hakkı yeterince üzerimize geçiyor, bir de ölülerin hakkını üzerime almayı, hele hele kainatın efendisinin ümmeti olmakla iftihar etmek isterken onun gözünün ucuyla bile bir sitemli bakışına muhatap olmayı hiç istemem. Eğer meclisine gidebilirsem bir hediye götürmüş olmak için bu kitabı yazdım. Eli boş gidilmez, "Elimden gelen budur, bunu getirdim" demek isterim. 
- Peygamber (sav) sevgisinin çok kişiye ulaşmasının anlamı ne?
Bu çağın en büyük imani ve inanç problerimden birisi peygamberimizin hayatını iyi özümseyememiş olmamızdır. Onun hayatından örnek alacağımız pek çok sahne var. Bunları öğrendiğimizde biz daha iyi, müspet, gayretli, profesyonel insanlar olacağız. O her çağa şamil bir örnek.
- Herkesin kafasında farklı bir İslam anlayışı varken Efendimiz'in (sav) hayatı bu farklılıkları minimize mi ediyor?
- Şüphesiz Türkiye'deki İslamiyet'in bir kanadı Şamanizm'den getirilmiş adetlerle etiketlenmiş. Suudi Arabistan'daki Vahhabi düşüncesi başka etiketle, IŞİD, Boko Haram gibi örgütlerin İslam düşüncesi başka düşüncelerle etiketlenmiş. O zaman dünyadaki bütün Müslümanların tek tek "İslamiyet ne? Müslüman kim? Ben nerede duruyorum?" diye kendine sorması gerekiyor. Tam bu sorunun cevabı Kur'an merkezli hayattır ve o da Hz. Peygamber'in (sav) hayatıdır. Bugünkü insanlığın en önemsediği şey profesyonelliktir. Bana göre Hz. Peygamber çok profesyoneldi. Ama Müslüman dünyaya baktığınız zaman başka ülkelere göre daha geride olduğumuzu görüyoruz. İnsanın gayret etmesi, yaptığı işi iyi yapması kulluğunun en önemli parçasıdır. 
- Kitap 99.999 kelimeden oluşuyor. 100 bininci kelimeniz nedir? 
- Salavat... 

 Risale Haber - Haber Merkezi 



karşıda kaldık






Bugün ilk türkçe ezan okunmuştu.(Bu millet 18 yıl türkçe ezan dinledi.chp'nin bir kara lekesi olarak tarihe geçti)



Menderes'i hatası ile eleştirenlere; şimdi kaç insan öyle bir dönemde ezanı Muhammeddiyyi aslına çevirmeye cesaret edebilirdi. Ve karşılığında canını verebilirdi.
Ali Haydar Efendi'nin dediği gibi
" Bizim sabahlara kadar zikretmemizden daha hayırlıdır Adnan Menderes'in mecliste bir defa Allah demesi "



Kuşlar Yesin Diye 15 Dönüm Buğday Ekti




Gümüşhaneli genç işadamı Tahir Öztürk (28), kuşlar yesin diye köyünde 15 dönümlük boş tarlaya biçilmemek üzere buğday ekti.
Merkeze bağlı Boyluca köyü yaylası Ecel taşı mevkiinde ailesine ait 15 dönüm tarlaya buğday eken Öztürk, bölgede ekili tarla kalmadığından göç eden kuşların tekrar geri gelmesi için böyle bir girişimde bulunduklarını ve başarılı olduklarını söyledi.
Öztürk, özellikle keklik sesine hasret kaldıkları köyde ektikleri buğdayın başak verdiğini ve tarlayı biçmeyerek kuşların yemesi için bıraktıklarını belirterek, “Kuşlara ve seslerine olan hasretimizi yenmek için köyde atıl durumdaki 15 dönüm tarlaya buğday ektik. Bugünlerde buğdaylarımız hala başaklı halde ayakta duruyor. Biçmeyeceğiz de. Ekinler sayesinde kuşların tekrar geri dönmesi bizim için yeterli idi ve amacımıza da ulaştık. Şimdi doya doya keklik sesi dinliyoruz.” dedi.
Kent merkezinde çeşitli ticari faaliyetler sürdüren genç işadamı Öztürk, kuşları avcılardan korumak için köyde sürekli akrabalardan birilerinin durduğunu ve önümüzdeki yıllarda da tarlaları ekmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Ekosistem için bu bilinçli insanların gerçekten çoğalması lazım...




Ya Allah!




İnsan bir şahsı görür, onu sever, fakat kim olduğunu veya adını veya nereli olduğunu veya evini yurdunu bilmez. Bununla birlikte sevmek, o şahsı araştırmaya, evini ve yurdunu soruşturmaya sevk eder. Onu bulamadığında, peşinden gider, soruşturur.
Allah'ı sevmemiz de öyledir. Biz Allah'ı tecelligahlarında severiz. Leyla , Lübna veya başka bir ad veya herhangi bir özel isimde Allah'ı severiz, fakat sevdiğimizin Hakkın aynı olduğunu bilmeyiz. Bu nedenle ismi biliriz, fakat Hakkın aynı olduğunu bilmeyiz. Bu durumda ismi sevmiş hakikati tanımamış oluruz. Yaratılmışın ise hakikati sevilir, bilinir. Bazen ismi bilinmez, sevgi onu bilmeyi icbar eder. Başka bir ifadeyle sevgi sevileni tanımayı gerektirir. İçimizden bazı kimseler dünya hayatında O' nu tanır ve bilirken, bazı kimseler, herhangi bir şeyi seviyorken ölene kadar O' nu tanımazlar. 
Perde kalktığında Allah'tan başkasını sevmediği ve yaratılmışın adının kendisini perdelediğini anlar.

Fütuhat - c17,s16 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)



17 Ocak 2015 Cumartesi

Peygamber Efendimiz'e Yapılan Çirkinlik ve Doğu Türkistan'a destek için Sabah Namazın'da Buluşuyoruz.


18 Ocak Pazar günü Peygamber Efendimiz'e yapılan saygısızlığa tepki için 
Türkiye'nin 38 şehrinde sabah namazın da buluşuyoruz.

İrtibat No: 0 506 137 97 38




Doğu Türkistan da yapılan İslam ile ilgili yasaklar var bu yasaklar 1 Ocak itibariyle yasalaştı ve namaz kılmak oruç tutmak hatta  ve tesetttür yasağı getirildi .Bunların içinde zorunlu kürtaj bile var.Utanıyorum yemekten,içmekten,gülmekten,insanım demekten utanıyorum.Allah tan cenneti beklemek mi.Cenneti istemekten utanıyorum.Cenneti hak eden zulüm atlında olan kardeşlerimiz Açlıkla susuzlukla imtahan olan kardeşlerimiz.Türkiye nin de imtahanı bu.500 e yakın Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi Kayseri de ki lojmanlara yerleştirdik elhamdülillah.Ne kadar büyük bir millet olduğumuzu yine yine gösterdik.Allah'a bunu bize nasip ettiği için Allah a binlerce hamd olsun.




16 Ocak 2015 Cuma

Sana can feda Ya Rasulullah



bu ses
çağa vurulmuş mührü taşıyan
bin tufan yaşamış
bin engel aşanların
bu ses

-insanı kobay- dünyaya
kafa tutuş
hesap soruşun
bu ses o mana:
inançtan işlemez kurşun.


SALİH MİRZABEYOĞLU




Gözleriniz yaşardığı vakit...





Resûlullah (sav) buyuruyor:

“Gözleriniz yaşardığı vakitte hemen duâ edin. Zira o andaki duanız makbuldür.” 

(Müslim, c. 2, s. 185)



14 Ocak 2015 Çarşamba

Allah'ım içimizdeki şu beyinsizler yüzünden bizi helak etme! Amin.


Cumhuriyet yazarlarından Hikmet Çetinkaya ve Ceyda Karan  Efendimiz (asm) in karikatürünü köşelerinde paylaştılar.Amaçları Türkiyeyi karıştırmak.İçlerinde ki İslam düşmanlığını böyle kusmayı tercih ettiler.
Bu iki soysuzu Adem Özköse önderliğinde yarın Saat 13:00 de Çağlayan adliyesi önünde protestoya davet ediyoruz.








Muhalefet olucam diye Peygamber Efendimiz (asm) ve İslam'a hakaret içeren karikatürlerin basılmasına destek olanlarda var.
Allah ıslah etsin.


Paralel kalem İhsan Yılmaz'dan 'gavur sözcüsü' Cumhuriyet'e destek

Zaman yazarı Emre Uslu'dan Peygamberimiz'e söven karikatürlere destek








ÇOK ÜZÜCÜ BİR MANZARA!

YARAB BİZE HAKKI HAK OLARAK GÖSTER VE İTTİBA ETMEYİ NASİP EYLE! BATILI DA BATIL OLARAK GÖRÜP KAÇINMAYI NASİP EYLE! (Ahmet Akgündüz)



Şimdi bizi, içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin? 


A'raf -155




11 Ocak 2015 Pazar

oysa sen bilirsin sevgili kardeşim sen bilirsin kolumun birinin kesik olduğunu



meğer dostluklar da anayollara atılan bir çiçek demeti gibi hüzünle ezilirmiş
meğer sevgili kardeşim bu resimde oldukça mutlu görünmeliymişim ben
yanağımı bir kaynağa yaslarcasına tutmalıymışım karımın omuzuna
elim sana ait bir çaya şeker atar gibi tereddütsüz ve işlek olmalıymış
gözlerimde birşeyler infilak etmeliymiş; bir yıldız kayarcasına, bir suna
uçup gitmeliymiş ben gülünce(dudaklarımın genişliğince olmalıymış gülümsemem)
saçlarım itinayla öne düşecekmiş; yarlardan dökülen akarsuyun hızınca
karıma kırmızı güller sunacakken durup kalbimi dinlemeliymişim
avcısı bol bir ceylana yol gösterir gibi onurla durmalıymışım mesela.
bu fotoğrafta alnım kırşık olmayacak, ceketimin astarı çekmeyecekmiş kolumu
kişiliğimden, geçmişimden birşeyler yansıyacak, tıpkı kanımla suladığım
bir somun ekmeği gibi olgunlaşacakmış bu fotoğraf; bileğimde ödünç aldığım saat
yaban durmayacak ve elim bir kuğu boynu gibi zarifce inecekmiş aşağı doğru
oysa sen bilirsin sevgili kardeşim sen bilirsin kolumun birinin kesik olduğunu
saçlarım ne çok acılarla tarandılar kederden başka bir şeyler sığmıyor, sıkıntılar
hangi gözle çıkışsa yüzüm sonyaz gülleri gibi sararıp dökülüyor
ve yüzüm çocukları ölüme koşturacak kadar dokunaklı coşkulu değil.
karımın gözlerinden güvercinler havalanıyor, sırtımı dönüyorum duvara
Allah'ım! benim gözlerime ilişen karanlıklar! karanlıklar! karanlıklar!
karımın gül takacağı tutmuş karanfil diyorum ilk ağızda.
ve bu fotoğrafta süt satan bir adamın ilenci, kilim dokuyan bir kızın aşk pusulası
yer alacakmış bir öğretmenin yıkadığı çocuğun kızıl saçlarına taktığı kurdela.
sen düşte bir insanın aşkla sevildiği sahilleri anlatıp
dururdun, bayram yerlerini, peri kızını
toz torbasının altında iki büklüm bir hamalın kangal bıyıklarını
onlar da yer alacakmış sıtmadan ölen sevgili kızkardeşimin çığlıkları da.
karımın saçlarını örebilirmişim özgürlüğe kavuşmuş bir ülke gibi sakin.
ve konuşkan görünmeliymişim kıpır kıpır durmalıymış dudaklarım, omzum
ama yandaki masaya bir öfke koyuyorum görmelisin mutlaka.
sırılsıklam bir sevinci damıtarak yüreğimde damıtarak sevdiklerimi bir bir
ayağımın altında kayıp gidiyor hayat, değişiyor yeryüzü farkındayım
soluduğum hava göğsüme çarpan kötümserlik ve dünya, korkunç değişiyor biliyorum
değişiyorum değişiyorum konuk olduğumu herşey hatırlatsa da.
sevgili kardeşim bir ateş yalımı bir utanç yalımı sarıyor damarlarımı
sen bu hallerimi çok gördün yeleğine sarındım, ellerini tuttum, evinde yattım
sanki bu fotoğraf için konuşmaya çağırıyorum seni, mutlu olmanı ister gibiyim
bir mahkemede durur gibi durma, hüzünle bakarak alnıma, göz yaşlarıma ve dinle
şimdi beni hatırlayarak ilk kaçak tütün sardığımız o savruk ve güzel günleri
"bugün hangi çiçeği ayartacağız bu kahpe hayata karşı" diyerek geçtiğimiz yollardan geçip
"bugün hangi kuşa özgürlük verelim" şarkısıyla yürüyüp yanyana.
ve herşeyi hatırlayarak daha dinç durmalıyım bu fotoğrafta değil mi?



Filistin bir sınav kağıdı




Zulümdür dinlenen başlarsa eğilmiş 

Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke 
Dikilsen dağların ötesini tutar elin 
Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde 
Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun 
Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde 
O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer 
Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde 
Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni 
Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse 
Bir deli akıl çırpınıyor aramızda 
Rızık korkusu can korkusu baş mesele 
Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden 
O büyülü çiçekleri yol arın bir kere 
Başını eğmiş zalimleri dinlersin 
Dersin 'lokmam ellerinde' 
Filistin bir sınav kağıdı 
Her mü'min kulun önünde 
De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır 
De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine


Cahit Zarifoğlu







Ama Terörist biziz







Ruslar,Çeçenleri

İsrail,Filistinlileri

İngiltere,Hintlileri

Çin,Türkleri

Fransa,Cezayirlileri

Avustralya,Aborjinleri

Avrupalılar, Afrikalıları öldürüyor.

Ama terörist biziz!





Özgür Kudüs (Mirasımız Tehlike de Programı)








Bir gün Ömer Farukla dolaşırken bir stand dikkatimi çekti.Afişlerinde  Kudüs resimleri vardı.Mirasımız Derneğini ilk defa görüyordum bu da benim cahilliğim işte çok ufak bir bağış yaptım.Gönüllü genç bana bir poşet içinde  Mescidi Aksa nın çevresinde bulunan  camii,mescid,tarihi kapılar,kubbeler,kemerler,revaklar ve minarelerin tarihini anlatan bir harita,Kudüs tarihi adlı bir kitap ve Mirasımız Derneği faaliyetlerini anlatan bir kitapçık verdi.Bunları incelediğimde kendimi bir o kadar mutlu ve cahil hissettim.Böyle bir derneğin olduğunu bilmek Kudüsü korumaya çalışan bir derneğin varlığı ve benimde buna katkıda bulunabileciğim fikri beni çok heyecanlandırdı.Kendi imkanlarımızla bunu gerçekleştirmek zor.Camii,tarihi ev ve mescid restorasyonları yapan bu kardeşlerimizden bağış yapan tüm insanlardan Allah razı olsun,Güç ve kuvvetlerini artırsın.Eğer sizde ilk kıblem için ne yapabilirim diyorsanız dernek çalışmalarını inceleyip bağış yapabilir.Gönüllü olabilir ya da Kudüs yazıp 5772 ye 5 tl sms gönderebilirsiniz. Mirasımız Derneği Facebok sayfasından faaliyetleri yakından takip edebilirsiniz.




Mirasımız Derneğiyle tevafuk oldu tekrar karşılaştık.Gönlümüzde Kudüs kim tutar bizi dedik Allah tan Kudüs etkinliği evimize yakındı kardeşlerimize,zulme,Kudüse e sahip çıkmak için Yahya Kemal Beyatlı Gösteri merkezinde yerimizi aldık.


Kardeşlerimiz bu kadar zulüm altınayken ritim tutmak,el çırpmak bile ayıp kaçmıştı bana.Artık en sevdiğim marşlerınıda Ömerle söylediğimiz Grup Yürüyüş ile sloganlar attı Ömer de sloganlara katıldı.Yalnız mehteran ın davulundan korkmasıyla karizmayı çizdi ufaklık.Biz ne yaptık ki sıcacık rahat koltuklarımız da marşlar şiirlerle Aksayı kurtarmaya gittik.Allahım her şeye rağmen işte buradayım beni de gör.Bu yapılanlara dayanamıyor artık yüreğimiz kaldırmıyor demeye geldik.Kâbe imamı Ebubekir Eş-Şatiri ve Sultanahmet Camii Müezzini İbrahim Altuntaş Kur’an-ı Kerim ziyafeti muhteşemdi.Filistin 1948 İslami Hareket Başkan Yardımcısı Şeyh Kemal Hatip in konuşmasında hanım kardeşlerim ağlıyordu.Biz Kudüsü dilimizde değil ancak kalbimizde taşırsak bizim olacak Allah ın izniyle




Ya soğuğa rağmen Mescidi Aksa da nöbet tutan kardeşlerim Mescidi Aksa ya girebilmek için genç yaşlı demeden siyonist cehennem odunlarının  tutukladığı,yerlede sürüklediği kardeşlerimiz..Elimizden geldiğince duayı bırakmadan yanınızda olmaya çalışıyoruz.Allah yardımcınız olsun.

















5 Ocak 2015 Pazartesi

Bıldır




Hemen söyleyelim: Bıldır, geçen yıl demek. Türkçe.
Dönüp bakıyorum. İlk gördüğüm, ülkemizin ve milletimizin yorucu bir yılın içinden çıktığı. Yıl boyunca, neredeyse her haber bülteni, “yine çok dolu bir gündemle karşınızdayız” cümlesiyle başladı. Toplantılar da öyle; “son yılların en önemli...”
Geride bıraktığımız yılda, üzüntü nedenlerimizden biri de şu oldu: Şahısların ikbalini milletin istikbalinin önüne koyanların sayısındaki ürkütücü artış. Doğudan batıya, partiden cemaate.
Televizyonlarda yeni yılın ilk bebeği haberleri yapılır. İlgiyle izleriz. Seviniriz. Bebekler, ikinci gün unutulup gider. O haberlerden, aklımızda ve gönlümüzde kalan tek cümle: “Vatana ve millete hayırlı olsun.” Annesine, babasına, ailesine değil; önce vatana ve millete. İşte bu duanın, dileğin sahiplerinin gelmek üzere olduğu yerden bahsediyorum.
Nahid Sırrı Örik, üç şehri anlattığı kitabında, Kastamonu için “devlet düşkünü bir şehir” tanımını kullanır. (Kanaat Kitabevi, 1955, sayfa 102) Başkaları ne anlar, bilemem. Ben bunu, vatana ve millete bağlılık olarak anlıyorum, okuyorum. Demem o ki, işte bu bağın, bazı gruplarda ve kimselerde zayıfladığına şahitlik ettik.
Yine, ‘taraflar’ arasındaki ayrılığın ve düşmanlığın derinleştiğine. Neredeyse kalıcı hale geldiğine. Birçok açıdan ikiye ayrıldığımıza. Belki, şu ve şu ülkelerdeki gibi birbirimizi öldürmüyoruz, fakat yaralıyoruz.
Tam da burada, Sevgili Ali Aktaş’la birlikte soralım: Sandıktan birinci parti çıkmak yahut insana ve imkâna sahip bir cemaat olmak, medeniyetimize herhangi bir katkı sağlıyor mu?
***
Hakan Arslanbenzer, kendisiyle yapılan söyleşide, “Birinci Cihan Harbi bizim için bitmedi, devam ediyor” diyor. (İtibar, sayı 40) Bunun ne anlama geldiğini, yıl boyunca, hem içerde, hem dışarda gördük. Bunca acı tecrübeye rağmen, öğrenme bozukluğu yaşadığımız söylenebilir.
Suriye rejimi, yeni yıla Müslümanları katlederek; İsrail ise evlerini başlarına yıkarak girdi.
Bunlar bizi ne kadar ilgilendiriyor? Sorunun cevabı, nerede durduğumuzu göstermesi açısından önemli. Nasıl anlatalım?
Eminönü’de, Mısır Çarşısı’nın hemen yanında, bitişik nizam iki dükkân gördüm. Biri yılbaşı malzemeleri satıyor, diğeri tatlı. Tatlı satan, büyükçe bir afiş hazırlayıp dükkânın önüne asmış. Afişte, fotoğraflarla beraber, yılbaşı işinin kültürümüze ait olmadığı anlatılıyor.
Mesele, hangi dükkânda durduğumuz. Kendimizi nereye layık gördüğümüz.
Yılbaşı malzemeleri satan dükkândaysak eğer, şunu çekinmeden söyleyebiliriz: “Ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü.” Değilsek; “mümin müminin kardeşidir.”
Eskilerde kalmış, günümüze ulaşamamış bir atasözü var. ‘Sabit olan, nabit olur’ deniliyor. Nabit: Yerde biten, toprakta yetişen; ot, ağaç, bitki. Kısaca ve Nurettin Topçu’yu rahmetle anarak, ‘hareket’ diyelim.
Türkiye Devleti, hareket ettiği, sabitlikten kurtulmaya çalıştığı andan itibaren neler oldu, yaşandı, hep birlikte gördük; görüyoruz, göreceğiz. Bunu da “2014’ün unutulmazları” arasına almamız icap eder.
***
Bu değerli hamleye rağmen, bencilliklerimizin arttığı bir yıl yaşadık. Yağmur deyince, aklımıza sadece barajların doluluk oranının gelmesi gibi. Börtü-böceği, kurdu-kuşu, dağı-taşı hiç düşünmeden. Günlük hayatımız için söylersek, yalnızca kendi menfaatimizi hesaba katarak. Bundan dolayıdır ki, ilerleyişlerin çoğu, yapılan işlerle değil, kurulan ilişkilerle oldu. Örnek vermek konusunda sıkıntı yaşayacağımızı sanmıyorum. Bol.
Pek Kıymetli İbrahim Çolak, kitabında, “sevgimiz nedenlere bağlıysa, nedensiz bitmesine şaşmamalı” diye yazmış. (Sayfa 29) Yıl içinde, birçok ‘sevgi’nin nedensiz bittiğine şahitlik ettik. ‘Sevgi’ler sıklıkla ve rahatlıkla saf değiştirdi.
İnsan insanın aynasıdır. Yüz yüzden utanır. Aynalar ve yüzler. Bir kısmı için: Kimi kırıldı, kimi başka bir şeye dönüştü.
Artık bitirelim. Bir yıl daha geride kaldı. Bu bizim kaçıncı yılımız? Hayat bir yolculuk. Akıp giden yıllar ve yollar.
Sorumuz şu: Yolunu bulmak, bize evvela neyi çağrıştırıyor?

İbrahim Tenekeci
Yeni Şafak



Siyah İnci





" Elimdeki bavulumdan, 
kol saatimden ve üstümdeki giysilerimden başka hiçbir şeyim olmamıştır benim..
Para, aklıma gelebilecek en son şeydi çünkü..."



Malcolm X




3 Ocak 2015 Cumartesi

İsveç te cami saldırısı sonucu İsveç halkından destek geldi.


İsveç’te perşembe günü saldırıya uğrayan Uppsala şehrindeki camiye cuma namazı öncesi Müslümanlarla birlikte gelen vatandaşlar kırmızı kâğıttan yapılmış kalplerle destek ve dayanışma mesajları bıraktı.
Al Jazeera haber sitesinin aktardığına göre ülkenin başkenti Stockholm ve önde gelen şehirler Göteborg ile Malmö’de de “Camime dokunma” gösterileri düzenlendi. İsveç’in Sosyal Demokrat Başbakanı Stefan Löfven de Uppsala’daki son saldırıyı kınadı. Löfven, “İsveç’te hiç kimse dinini yaşamaktan korkmamalı.” dedi. Başbakan “İnanç kurumlarının güvenliğini sağlamak için fon artışına gideceğiz.” şeklinde sözlerine devam etti. Polis yetkilileri, duvarlarına ırkçı ve İslamafobik yazılar yazılan Uppsala camisine molotof bombası da atıldığını ancak yangın çıkmadığını açıkladı. Hafta başında İsveç’in güneyindeki Eslöv şehrinde bir camiye yapılan kundaklama girişimi hasara sebep olurken can kaybı yaşanmamıştı. İki caminin kundaklandığı Eskilstuna şehrinde de 25 Aralık’ta içinde insanlar varken atılan patlayıcı birisi ağır 5 kişinin yaralanmasına sebep olmuştu. Irkçılık karşıtı dergi Expo’ya göre İsveç’te geçtiğimiz yıl rapor edilen onlarca cami saldırısı yaşandı. Bu yıl en az 100 bin kişinin mülteci başvurusu yaptığı ülkede eylül ayında yapılan anketlere göre göçmen karşıtı İsveç Demokratları en popüler parti oldu.

Zeynebi bir feryat...






Meryem'ce bir suskunluk olsa da dudağımızda 
Zeynebi bir feryat,
Ve Hüseyin'ce direnişler var yüreğimizde...
İşte bak!
 Bir nesil var meydanlarda
Seni bırakmayacak bir nesil
Kurandır rehberleri, zaferdir hedefleri
Ve şehadettir zırh diye giydikleri
Eksilmez dillerden hiç, 
Arşı inleten o tekbir sesleri