31 Mart 2015 Salı

Benim adım ne?









Müslüman olduktan sonra Muhammed Ali ismini almıştır ve bunu kamuoyuna açıklamıştır.Bir maçtan önce basın açıklaması yaparken rakibi ona eski adıyla seslenmiştir.O ise "Benim adım Muhammed Ali" diye cevap vermiştir.Rakibi ısrarla eski adını söylemiştir.En sonunda basın toplantısı esnasında birbirlerine girmişlerdir.Daha sonra ringte karşı karşıya geldiklerinde Muhammed Ali rakibini yumruklarıyla mahvetmiştir.Ve rakibinin her afallamasından sonra "Benim adım ne?" diye bağırmıştır.Rakibini bilerek nakavt etmemiş ve raundlarca döverek "Benim adım ne? diye bağırmıştır.


(kelebek gibi uçar,arı gibi sokar.Ali'nin ömrüne bereket)





Yerdeki Yıldızlar (Taare Zameen Par)




Ishaan 9 yaşında sayıları ve harfleri tanımada problem yaşayan, disleksi hastası resim yapmayı ve doğayı tanımayı çok seven, harfleri ve sayıları tanımadığı için başarısız olan fakat yine de öğrenmeye çabalayan bir çocuktur. Ödev ve yazılılardan tüm arkadaşları yüksek alırken Ishaan’ın çok düşük notlar alır.Bu durum, aile ve öğretmenler tarafından Ishaan’ın tembelliği olarak algılanır ve  sürekli azarlanır. Ishaan'ın öğretmenleri problemi çözmeye çalışmak yerine daha fazla problem ve öğrenciyi okuldan soğutmaya yönelik hareketler sergiler. Ishaan’ın sınıfta tüm derslerde başarılı olan bir abisi vardır. Bu durum ailesinin, Ishaan ve abisini kıyaslamasına sebep oluyor. Okuldan atılma ihtimali olan Ishaan yatılı okula gönderiliyor. Okula, ailesi tarafından istenmediği için gönderildiğini düşünen Ishaan, iyice içine kapanık bir psikolojiye sahip hale geliyor ve öğrenci gittikçe kayıp ediliyor. Gönderildiği okulun ana prensibi disiplindir. Bu durum öğretmenler tarafından Ishaan’ın anlaşılmasını uzaklaştırıyor.



Her çocuk özeldir, kendine özgü becerileri ve başarıları vardır. Öğrencileri tanımak amacıyla çalışmalar sergilemezsek, birçok çocuğu hayata kazandıramaz aksine kaybederiz. Bir gün yatılı okula, resim dersi için vekil öğretmen tayin edilir. Gelen vekil öğretmen Ram Shankar, zihinsel ve bedensel yeterliği olmayan öğrenciler için oluşturulmuş okulda görev almış bir öğretmen olduğundan, çevreye ve öğrencilere bakış açısı, onlara olan tutumu ve yaklaşımı, disiplin çerçevesinde katılaşmış diğer öğretmenlerden farklı olarak göze çarpmaktadır. Ishaan’ın sessiz ve korkak oluşu öğretmen tarafından fark edilir. Bir gün Ishaan’ın sıra arkadaşıyla sohbet havasında konuşur ve Ishaan hakkında bilgi edinir.

Vekil öğretmen, Ishaan’ın geçmiş dönemdeki ders notlarını inceler ve belirli aralıklarda aynı problemleri sergilediğini fark eder. Ishaan’ın hastalığını tespit eder. Ailesiyle görüşmeye gider ve şimdilerde hiç resim yapmayan Ishaan’ın aslında resim yapmayı çok sevdiğini öğrenir. Ishaan'ı topluma geri kazandırılması için çalışmaya başlar. Öncelikle harfleri ve sayıları tanıması için çeşitli materyaller kullanır. Zamanla Ishaan okumayı ve yazmayı öğrenmiştir. Öğretmen, öğrencinin kendine güvenini geri kazanabilmesi ve toplumda söz hakkına sahip olabilmesi için resim yarışması düzenler. Disiplin prensibine sahip öğretmenlerin de bu yarışma sayesinde yumuşamaya başlar.



28 Mart 2015 Cumartesi

27 Mart 2015 Cuma

Hayırlı rüya gören Allah'a hamd etsin.

 Rüya üç çeşittir

“Rüya üç kısımdır: Birincisi sâlih rüya olup Allah’tan bir müjdedir; ikincisi şeytanın verdiği korku, (vesvese) ve hüzündür;  üçüncüsü de kişinin kendi kendine konuştuğu şeylerdir. Kim rüyasında hoşlanmadığı bir şey görürse, onu başkalarına  anlatmasın; hemen kalkıp namaz kılsın… ”
[Buhârî, Ta’bîr, 26]

2. İyi rüyayı sevdiklerine söylemek, kötü rüyayı kimseye söylememek

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyurmuştur:
“Sizden biriniz hoşuna giden bir rüya görünce, o Allah Teâlâ’dandır. Bu sebeple Allah’a hamdetsin ve o rüyasını anlatsın.”
Başka bir rivayet şöyledir:
“O rüyayı sadece sevdiğine söylesin. Hoşlanmadığı bir rüya görürse o şeytandandır. Onun şerrinden Allah’a sığınsın ve onu hiç kimseye söylemesin. O zaman o rüya kendisine zarar vermez.”
[Buhârî, Ta’bîr 3,46]

3. İyi rüya gören kimse hamdetsin

“Sizden biriniz hoşuna giden bir rüya görünce, o Allah Teâlâ’dandır. Bu sebeple Allah’a hamdetsin ve o rüyasını anlatsın.”
[Buhârî, Ta’bîr 3,46]

4. Kötü rüya gören kimse şeytandan Allah’a sığınsın

“Sâlih rüya –bir rivayete göre güzel rüya– Allah’tandır. Fena rüya da şeytandandır. Kim hoşuna gitmeyen bir rüya görürse, sol tarafına üç defa üflesin ve şeytandan Allah’a sığınsın. O takdirde o rüya kendisine zarar vermez.” 
[Buhârî, Ta’bîr 4]

5. Kötü rüya gören şöyle dua etsin

Efendimiz’den gelen sahih bir rivayette şöyle bildirilmiştir:
“Sizden biriniz rüyasında hoşlanmadığı bir şey gördüğünde, uyanınca şöyle desin: Şu rüyamın şerrinden ve o rüyada gördüğüm dinim ve dünyamla ilgili hoşlanmadığım şeylerin bana isabet etmesinden, Allah’ın meleklerinin ve resullerinin sığındığı şekilde ben de Allah’a sığınırım” Bu konuda başka me’sûr dualar da vardır (meselâ bk. İbni Hacer el-Heysemî, Mecmaü’z-zevâid, VII, 174-175; Müttekî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl, 41435-41436).
[Riyazüs Salihin Şerhi, Erkam Yay.]

6. Kötü rüya gören yattığı tarafın öbür tarafına dönsün

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya görünce, sol tarafına üç defa tükürsün; şeytanın şerrinden de üç defa Allah’a sığınsın; yattığı tarafından da öbür yanına dönsün”.
[Müslim, Rü’yâ 5]

7. En sadık rüya

“En sâdık rüya seher vakitlerinde görülen rüyadır.”
[Tirmizî, Rü’ya 3, (2275)]

8. En doğru rüya görenler

“Sizin en doğru rüya görenleriniz, en doğru söyleyenlerinizdir.”
[Müslim, Rü’yâ 6]

9. Rüya uydurmak büyük günahtır

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“En büyük iftiralar, bir kimsenin babasından başkasına neseb iddiasında bulunması, görmediği rüyayı gördüğünü iddia etmesi ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in  söylemediği bir sözü ona nisbet etmesidir.”
[Buhârî, Menâkıb 5]

10. Mü’minin rüyasının yalan çıkmayacağı zaman

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Zaman yaklaşınca mü’minin rüyası yalan çıkmaz. Mü’minin rüyası nübüvvetin kırk altı cüzünden biridir.”
[Buhârî, Ta’bîr 26]

*Zamanın yaklaşmasını, “gece ile gündüzün eşit olması demektir” şeklinde yorumlayanlara göre, bu sözle eyyâm-ı terbîdenilen güz mevsimi kastedilmektedir. Bu mevsimde gerek gece ile gündüzün eşitliği, gerek her çeşit meyvenin tam olgunluğa erip bunlarla gıdalanmanın tesiriyle insan tabiatında bir denge meydana gelir ve bu da doğru rüya görülmesine sebep olur. Bu tevil, rüya ile meşgul olmayanlar arasında  meşhur olmuştur.

Bir kısım âlimlere göre zamanın yaklaşması, “Kıyamet öncesi günlerde gece ile gündüz bir olacaktır”  hadisiyle sabit olan gerçektir (Buhârî, Fiten 25; Ebû Dâvûd, Fiten 1). Bu dönemde mü’minler daima isabetli rüyalar görürler.

 Bazı âlimler de “zamanın yaklaşması” ifadesiyle  zamanların kısalmasının kastedildiğini söyleyerek: Kıyamete yakın zaman kısalır; o kadar ki bir sene bir ay, bir ay bir cumalık hafta, bir hafta bir gün, bir gün de bir saat gibi olur”  hadisini buna delil getirirler (Ali el-Kârî, el-Mirkât VIII, 385).

Bir kısım âlimler ise, zamanın yaklaşmasıyla kastedilenin, kıyâmetin yaklaşması olduğunu, çünkü kıyamete yakın mü’minlerin sayılarının ve dostlarının azalacağını, sâlih ve sâdık rüyaların onlara Cenâb-ı Hak tarafından o dönemde bir ikram olacağını ifade etmişlerdir. Sahîh-i Buhârî şârihi İbni Battâl bu görüşü diğer bütün görüşlere tercih eder. Bunlar dışında yapılan yorumlar pek önemsenmemiştir. Fakat olayı fert plânına indirecek olursak, her zaman birtakım sâlih ve sâdık rüyalar görenler bulunabilir.

Sâlih rüyanın nübüvvetin cüzlerinden biri olduğu hususuna gelince, bu konuda ayrı rakamlar verilir. Bunlardan en meşhuru hadisimizde de geçen kırk altı rakamıdır. Müslim’in bir rivayetinde kırk beş, bir başka rivayetinde yetmiş rakamı geçer. Bunlar dışında yetmiş altı, elli, kırk dört, kırk, yirmi altı, yirmi dört gibi rakamların da varlığını görürüz. Bu rakamlar üzerinde de çeşitli yorumlar yapılmıştır. Taberî bu ihtilafın rüyayı görenlerin muhtelif olmasından kaynaklandığını söyler. Çünkü rüya gören insanlar çeşit çeşittir. Genel olarak ifade edecek olursak, peygamberlerin gördükleri rüyalar kesin olarak sâdık ve sâlih rüyalardır; sâlih kişilerin gördükleri rüyaların da ekserisi böyledir; diğer insanların gördükleri rüyalar arasında bu niteliği taşıyan az da olsa bulunabilir; kâfirlerin gördükleri rüyalarda ise doğruluk oranı son derece azdır.

Sâlih rüyanın nübüvvetten bir cüz olması, nübüvvet ilminin cüzlerinden biri olması demektir. Çünkü nübüvvet bâki değil, fakat nübüvvetin ilmi bâkidir. Nitekim Peygamberimiz: “Allah’ın hoşnut olacağı güzel bir yol izlemek, ağırbaşlı ve vakar sahibi olmak, ifrat ve tefritten uzak durmak nübüvvetin yirmi dört cüzünden biridir”  (Tirmizî, Birr 66) buyurarak, bunların nübüvvet ahlâkına uygun davranışlar olduğunu ifade etmişlerdir. Buna benzer rivayetleri böyle anlamamız gerektiğine bu hadis delil teşkil etmektedir.

Söz ve işi doğru olmayan insanların rüyaları da genelde doğru olmaz. Kâdî İyâz, bazı âlimlerin “en doğru rüya görenler” diye nitelenen kimselerle ilgili görüşünü naklederken, bu durumun kıyamete yakın, ilim ortadan kalktığı ve gerek sözünden gerek davranışlarından istifade edilecek âlim ve sâlih kişilerin kalmadığı zamana has olduğundan bahseder. Oysa dinimizde kabul edilen genel bir prensip olarak, uzak te‘vile ihtiyaç hissettirmeyen ve aslı üzere kaldığında anlaşılmasında bir zorluk söz konusu olmayan her âyet ve hadisi gerçek anlamıyla yorumlamak ve herhangi bir zamanla kayıtlamamak daha doğru olur.
[Riyazüs Salihin Şerhi, Erkam Yay.]

11. Rüyada Hz. Peygamber’i gören gerçekten görmüştür

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Beni rüyada gören kimse, uyanıkken de öylece görecektir –veya sanki beni uyanıkken görmüş gibidir–. Çünkü şeytan bana benzeyen bir şekle giremez.” 

[Buhârî, İlm 38; Ta’bîr 10]


Suffagah






Sıradaki ezan sevipte kavuşamayanlara gelsin






sevdiğini alamayan bütün müezzinlere...


bir trapezin durması gibi suya
içime çok yüksek bir yerden atlar mısın leyla
başın kaşın yarılsa diplerime çarparak
kanın karışsa suyuma
yerin bütün kanunlarına kusarak
ben sana bulanayım sen bana...

kapımı çalmanı istiyorum leyla
o kadar evde yokum ki anlatamam
insan insana aşık olmaz güzelim
insan insanın yanında bile durmaz
bak hala görmedin mi yoksa mecnunu
sen sanıp çölün öpmedi mi kumunu
şundandır her dem kalbe yayılan sızı
neyi sevdiysek dolandı kanatarak
dikenli bir tel olup seven her tarafımızı
elbet her fani gibi ben de bir faniyim
sen de bir fanisin leyla jiletin varsa göstereyim

yine de kapımı çalmanı istiyorum leyla
evde yokum evim yok dışardayız cümbür cemaat
seni de istemiyorum beni de bu başka
öyle bir yol ki nasıl güzel nasıl dar
benim de bu dünyada ödünç bir kapım var
olmuyor tutamıyorum kendimi leyla
kapımı çalmanı istiyorum hepsi bu kadar


Alper Gencer



Üstad Kudüs'te (Hamd olsun)





Kayıp Mezar
Uzun yoldan geldim
Kafkas orduları komutanının ölümünü gördüm
Ruh tamircisi adamlar tanıdım
Suskun ve güzel oyunlar oynayan çocukları öptüm
Çok canım yandı
Bir kenardan şair dostlarım bir güzel baktılar
Tahran'dan geldin yüzündeki kanı sildin
Bir şehirden bahsettiler, yüreğim titredi İstanbul'da
Bitlendim, kanadım, pür ü pak ettiler beni
Kudüs'e giden adamları kıskandım
Bebelerini emziren kadınların yüzlerine hayran oldum
Altını çizdiğin bir kitabı hediye ettin
Bir atın omurgasını kırar gibi kırdım dizimi
Şeyhimin gözlerine bir kere baktım bin kere öldüm
Kafkas Ordularının dağıldığı gün
Semerkant'tan bir çocuğu kaçıranların peşine düştüm
Kayıp bir çocuğun hikayesi peşi sıra buralara kadar geldim
Atlasta mezarımı aradım
Ben senin kalbine gömüldüm dostum.


Zeki Bulduk



(Sevdiğim insanların dualarının kabulünü görünce ağlıyorum)







25 Mart 2015 Çarşamba

sırtındaki rüzgar








sırtındaki rüzgârlar kambur gösteriyor seni
tanıştığımız günü yumruğunun içinde sıkı sıkı tutmuşsun.



Ayşe Sevim









20 Mart 2015 Cuma

kardeşim… dik tut başını




                          

    mahmud derviş, naci ali ve küçük hanzala’nın işgal altındaki kalbi için,kan! dökülmesin, 

içime aksın gözbebeklerim.
kardeşim… dik tut başını, alnındaki kaderi sileyim.
bakamam orda yüzünüze… yüzümdeki tuzla
buz olsun ki gözlerim, yerinize iki damla öleyim.
gözden ırak düştü, ırak olan gönülden de ırak
hay’dan gelsin hu’ya gitsin can…yağmursam döküleyim
ateşinize, diliniz hep mi sancı… hep mi ölümün kelimeleri zehir
sağdan sola yazıldım harf harf, soldan sağa söküleyim.
ağzında ateş, sırtında dağ taşıyan kuşlar gelsin göğünüzden
attığınız her taşa yüz olayım ki… yüz kerre bileneyim.
yarasını uzun uzun yalayan bir hayvanmış yalnızlık…
gazel gibi titriyor, titresin ki onu… avucumdan besleyeyim.
ah ölüm! ...ah seni dilim dilim… inan,
kendi tabutuma omuz vermiş gibiyim.


Beşir Sevim






Biz senin göğsünü genişletmedik mi?



Ayaklarımda diken artıkları
Zordur hep kolay olan
İçimin derin sıkıntıları
İp atlasam
Top oynasam
Çocukluk sırtımda bir mühür
Kalbin kafesidir sadr
Elem neşrahleke Sadrak
Önümde binlerce kapı


Hikmet Çamcı





Zaten insan doğuştan hasrettedir.








Ve kokulara ve yapraklara söylüyorum: azık olsanız yanıma.
Sonra, bu ağaçlar güneşimi gölgeliyor, kaldırın!
Öfkeliyim, yüzümün kıvrımlarına toprak atan kim?
Kandırmışlar beni.
Hem ilk alışkanlığımız bu değil mi?
Kanmak gibi.
Zaten insan doğuştan hasrettedir.


Muhammed Faruk Özcan





18 Mart 2015 Çarşamba

Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.








Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah’a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.

(Al-i İmran-110)












düşmanda imkan vardı Mehmetçikte İman işte buydu Çanakkaleyi geçilmez kılan



“Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale’de Türkler’le değil, Allâh ile harbettik!.. 
Tabiî ki yenildik…”


Churchill





17 Mart 2015 Salı

herşey düzelir!






Çok yükseklerde bir dağ evinde,
Sabah namazında kapını çalan bulutlara dokununca.
"Ulan bu dünyada herşey düzelir." diyor insan.

 Tarık Tufan





Suriye'nin o hekime ihtiyacı var!






Suriye’de yıllardır süren savaş sebebiyle sağlık sistemi büyük ölçüde çöktü; hastanelerin %60’ı, kliniklerin de %38’i yıkıldı.

Suriyeli Hekimlere Destek


Yeryüzü Doktorları  "Suriye" yaz 6612'ye 5 tl yardımda bulun

Savaştan önce, ülkenin % 90’una yeten ve 50 ülkeye ihraç yapılan ilaç üretim oranı %70 geriledi. Hekimler hastaneler yeterli olmadığı için evlerinde veya sağlıksız ortamlarda ameliyatlar yapmak zorunda kalıyorlar. Savaştan önce 5 bin hekimin hizmet verdiği Halep’te şu anda sadece 36 doktor hizmet vermekte.
Yeryüzü Doktorları olarak başlattığımız kampanyayla; Suriye’deki sahra hastanelerinde ağır koşullara rağmen 2,5 milyon hastaya özveriyle hizmet veren hekimleri maddi olarak destekleyeceğiz. Hedefimiz bin hekimin aylık 500 TL olan maaşını bir yıl süreyle ödemek. Böylece onlar da savaşın ağır tahribatı altında kalan Suriye halkına daha etkili bir sağlık hizmeti sunabilecekler.
Suriye’de kalıcı sağlık ve iyilik için başlattığımız kampanyaya siz de bağışlarınızla destek olabilirsiniz.
Hesap numaraları için Buraya tıklayın

  • Eğer sağlık alanında çalışmaktaysanız ve mazlum kardeşlerinize yardım da bulunmak isterseniz gönüllü olmak için bu adreslerden Yeryüzü Doktorları na  ulaşabilirsiniz


    • Bizi telefonla arayabilirsiniz:
    • +90 212 586 12 12
    • +90 212 584 23 85
    • +90 530 469 46 45

  • E-posta gönderebilirsiniz:
  • Derneğimizi ziyaret edebilirsiniz 
  • Merkezefendi Mh. Dere Sk. Bina No: 10 Ek Bina No: 1 34015 Zeytinburnu – İstanbul - TÜRKİYE










16 Mart 2015 Pazartesi

"Kültürlü cahiller" topluluğundan inciler













İsterse gönlünüzde büyüyen başka bir yaratık olun,(Muhakkak öldürülecek ve dirileceksiniz.)
Onlar:"Bizi kim tekrar diriltecek?" diyecekler.
De ki:"Sizi ilk defa yaratmış olan o kudret sahibi."
Sana başlarını sallayarak:"Ne zamandır bu." diyecekler.
De ki:" Yakın olması gerekir."

İsra Suresi 51








Amokachi ileride hep yalnızdı





anne, bana çay koyma.
ben ruslarla birlikte sıcak denizlere iniyorum.
ve indikçe patates soyuyorum,
hani bir zamanlar eldiven diktiğin titrek ellerimle.
ya, burada her şey bi katatonik…
yıldızlar falan onun gözlerine düşüyor.
bunlardan çok varmış anne,
bizim balkondan on-on beş tanesi görünüyor 



balık kılçıkları babama sövdü dün gece.
babam demişti hani:
“nebukatnezar ortalığın .... koydu çocuğum”
bunu babam demişti, ben anlamamıştım.
ve o gece televizyonlar düşmüştü kanatlarıma karıncalı.



çakıl taşları yuttuğum o yaz,topla beraber ileriye çıktım.
ayak tırnaklarımla patlattım deniz yataklarını.
şimdi ise inmeye devam ediyorum hala,
12 yaşımda futbolu bıraktığım halimle.
ben ne jeneriklik goller attım,
sizler orda değildiniz..
barış ile birlikte terk ederken bu mahalle maçını,
arkamda intihar eden bir amokachi bıraktım.



Aras Keser





İlahi tevfik olmadıkça...






“Çoğu kimseler, Şeyh’in açıklamış olduğu hakikat ve mârifetlerden ürküp onları inkar ederler. 
Ve birtakım kimseler ise anladıklarını
zannedip, kulluğun gereği olan tââtten uzaklaşarak dalâlete düşerler.
 Bu hakikat ve mârifetler, kıldan ince kılıçtan keskin bir sırat-ı müstakîmdir.
 İlâhî tevfik rehber olmadıkça “aklın ayağı”nın kayma korkusu vardır.”


Sadreddin Konevi (k.s)



Bir müslüman olarak yahudi Rachael kadar bile olamamak








Vah vah pek de gençmiş



Hastanede beni kolumdaki kemoterapi serumlarıyla görenler, “Vah, pek de gençmiş” diye fısıldaştıklarında güldüm geçtim. Çünkü biliyordum ki Allah’ın kullarına acıması, annenin evladına merhametinden çok daha kuvvetlidir. O, bana herkesten çok daha fazla acıyorken bunu verdiyse, mutlaka bir murat üzere vermiştir.

Hiçbir acıya hazırlıklı değil insan. Hep apansız yakalanıyor. Gününü yaşıyor, hesaplar yapıyor, ölçüyor, biçiyor ama yarının ne getireceğinden bihaber. Planlar, projeler, hayaller… Hepsi aslında bir “ol”a bakıyor.
Bir Aralık cumasında, cebimde patoloji raporumla eve dönerken beni bekleyen her şeyden bihaberdim ben de. Rapordaki Latince sözcükler benim için sadece bir harf yığınıydı, tek kelime anlayamamıştım. Telefonda anneme öğle tatili nedeniyle doktorla görüşemediğimi ama raporda kötü bir şey yazmadığını söyledim.
Eve dönüp rapordaki hastalığa bakmak üzere bilgisayar karşısına geçtiğimde gördüğüm kelimeler, bana hastalığımın bir lenf kanseri türü olduğunu söylüyordu. Evde tek başınaydım ve hastalığa dair “kötü hastalık” klişesinden başka hiçbir şey bilmiyordum. Ancak bu hastalığı geçirmiş bir blog yazarı, hastalığın iyileşebilen bir hastalık olduğunu, hastanın hayatı kendisine zindan etmesinin ve ümitsizliğe kapılmasının büyük bir hata olduğunu yazmıştı. Yazıyı okuyup bilgisayarı kapattım. Cuma vaktiydi, unutmuyorum. Ellerimi açtım: “Rabbim, buna gücüm yetmeyebilir; sen bana güç ver. Ve bu hastalığı öylesine gider ki, geriye hayırdan başka bir şey kalmasın.”
Büyük çabalarla başladığım okulum, yeni ısındığım dersler, planlar, hepsi bir tarafta kalmış; hastalık, ağır bir toz bulutu gibi çöküvermişti hayatıma. Ama karar vermiştim, sağlığımı unutmamak kaydıyla hayatın her alanında eskisi gibi var olacaktım. Ve hiç kimse bilmeyecekti hastalığımı, acılarımı, ağrılarımı…
Elimden geldiğince tuttum sözümü. Hastanede beni kolumdaki kemoterapi serumlarıyla görenler, “Vah, pek de gençmiş” diye fısıldaştıklarında güldüm geçtim. Çünkü biliyordum ki Allah’ın kullarına acıması, annenin evladına merhametinden çok daha kuvvetlidir. O, bana herkesten çok daha fazla acıyorken bunu verdiyse, mutlaka bir murat üzere vermiştir. Ve biliyordum ki O, kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez.
Bugün bir şükür ferahlığında bu satırları yazıyorsam, kanser hastalarına “bir ayağı çukurda” muamelesi yapanlar için bu. Onlar muhtemelen “Her nefis ölümü tadacaktır” ayetini duymuşlardır lakin “Nerede olursanız olun, hatta isterseniz sağlamlaştırılmış yüksek kalelerde olun, ölüm sizi bulur.” ayetinden habersizler. Zira bundan haberdar olsalardı, kanser hastalığına yakalanan herkese potansiyel ölü gözüyle bakmazlardı. Bilselerdi ki sağlıklı bir insanı da pekâlâ bulabilir ölüm, o zaman rahatsız edici bakışlarla hiçbir beyaz maskeliyi incitmezlerdi. “Vah, pek de gençmiş” demez, imtihanların genç-yaşlı herkes için yaratıldığının idrakine varırlardı.
Nitekim bu acı tecrübeyi yaşamasam, bir hastaya duyduğum acıma duygusunu ona hissettirerek onu ne kadar incittiğimi bilemezdim ben de. Ama Şâfî olan yaratıcımızın muazzam gücü, gelişen teknoloji, ilerleyen tıp… İşte bu yüzden böylesi durumlarda duyduğum üzüntü, bana “dua” kelimesini fısıldıyor. Hastanın yakınındaysam, ona güzel sözlerimle destek olabilmeliyim. Ulaşamayacak kadar uzağındaysam dualarım bizi birbirimize yaklaştırmalı. Duama hiç tanımadığım, görmediğim hastaları da eklemeliyim.
Biliyor musun sevgili okur; işte bu satırların sahibi, şifaya mazhar olduktan sonra parmağını şu ayetlerin üzerinde gezinirken buldu: “Dostum ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O’dur. Beni yediren de, içiren de O’dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra diriltecek O’dur. Ahiret gününde yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O’dur. Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.”

Genç Dergisi