30 Haziran 2015 Salı

Adamlığa dayanıksız yapılar odası




O iftiralara köpek bağlasan durmaz.
Mimar Sinan’ın zeka wc’si olarak bile kullanmayacağı odalardan leziz rezilliklerin servis edildiği günler.
Cüsselerindeki omurgayı toplasan bir kolon etmeyecek adamların göçüğünden Allah’a sığındığımız günler. Havaya sıkılmış kara kuşbeyinlilerin son sıradan sakatat listesine bile giremeyeceği günler. Ota, gübreye, fiyat basarken adamlığın fiyatını düşüren, oda süsü verilmiş dekoratif ahırlardan yükselen haşin seslere güldüğümüz günler.
 Bilmiyorum Mimarlar odanıza servis alıyor musunuz? Alıyorsanız, ahlak, insaf, erdem menüsünü bahşişsiz kapınıza yığalım. Yani şu malum altın olduğu iddia edilen klozeti söküp bozdurup bozdurup harca diyeceğimiz bir lidere laf anlatmaya çalışırken, bir de sizin gibi iftira tesisatçılarıyla uğraşsak mizahın külliyatı basılır. Omurgasızlıktan manda salyası gibi yayıldığınız için ufku göremiyorsunuz.
Allah aşkına ne iş yaparsınız siz?  İnşaat halinizle kamunun faydasına olacak projeleri iptal etmek bayatlayınca çatala, kaşığa sardınız. Harcı sadece kin olan halkın iradesine beton dökmeye çalışan siz, adamlığın malzemesinden çalıp iftira arsızlık inşasında markalaşmış kokanalarınızla ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Şu Saraya mavi leğen alsalar, biçeceğiniz fiyat ihtimaline bütün pazarcılar güler. Bir masaya o fiyatı biçmek için morongoz olmak lazım. Vesayetin konuşulduğu masalardan, iftar edilen masalara terfiyi görmek sizler gibi rütbeli hazımsızları kudurtuyor anladık da, olası bir çeyiz sandığından çıkabilecek çatal bıçak kaşık takımına, Barcelona takımı muamelesi de beyin transferine muhtaç olduğunuzun göstergesi.
Körlüğünüz de takdire şayan ki, kafa küveti olarak kullanılacak , bir takım çay bardağına hamile, koca Sezer kadehlerini göremediniz. İşiniz değil lakin, illa görmek için yırtınıyorsanız kadeh camlarını gözlük camlarınızla takas edin. Yani dönüşüm kutusuna atsan, bir yetimhanenin pencere camı olacak o kadehleri de fiyat listesine alsaydınız. ( Hayal gücüm gaza geldi)
O masada  din adamları değil de ideolojik uçkura yapışık adamlar olsaydı, sizin değirmeninize harç taşıyan dinozorlar olsaydı, Üçüncü köprünün iptalini kutlayan kadehler havada tokuşturulsaydı her şey kelepir fiyatına yazılırdı öyle değil mi?

Ama şu konuda haklısınız o masa, ne fiyat çekerseniz çekin üç kuruş etmeyen adamlığınızdan yükte de pahada da ağır gelir.
Esra Elönü

Haber 7



zalimler için yaşasın cehennem!









Doğu Türkistan'da Mao'nun katil çocuklarına direnen kadınların önünde İslam'ı camiye hapseden erkekler değil,Ebu Cehil'in yüzüne karşı Allah-u Ekber diyen Hz Sümeyye var.

İhsan Şenocak






28 Haziran 2015 Pazar

Bismillah Diyen Bardak









Gereksizse söndürünüz bu talibe ve lâ gâlibe illallah!
Tütendir burnumda üryan sancak, tütün ve ekmek, tüten en son ocak
Vatan elden, ayaktan, Abdülhamid düşerken, rütbeleri sökülmüş düşlerimin her yer general
Yıldızları toplayın gökyüzünden, çekilin kalbimin önünden, önümüz kış, size diyorum heyhat
Gözümüzde diken, boğazımızda kılıç, pas tutmaz uykularımız, kınsız kapılarda bekleyen âh.
Çok Çiğ Çağ, yutkunma merasimi nerede başlıyorsa orası bize memleket!
-Bu kısma Nesimi’den bir deyiş gelecek.

Gereksizse söndürünüz bu talibe ve lâ gâlibe illallah!
Ben sana şubat derim, İslav kederi susar, rantiyenin ömrü uzamaya başlar
Miting meydanlarından dönüşlerimiz ne kadar havalı, az salaş, pop ve cefakâr
Beton dökülmüş içimize, beton suratlı bürokratlar, ne kadar çok beton ve az efkâr
Ne kadar da, açlığını bir hurmayla bastırıyordu peygamber -rejiden ricamdır buraları keselim.
-Buraya kinayesi alınmış bir gülme efekti gelecek.

Gereksizse söndürünüz bu talibe ve lâ gâlibe illallah!
Bana dört inanmış müteahhit verin bu dünyayı yerinden oynatayım
Halkımız çok yaşasın, dört müteahhit, pusulalı seccade, yakmayan kefen, cami -avm palas
Gel bir protokol camiinde kırmızı şeritler sayalım, arada kültüre de önem veririz belki
Belki Amerikan bayrağını öpmeyen tek kahraman oluruz, düşünmezsek şayet o filmin sonunu
Ama içim, ne yapsam da ısrarla, Kırşehir Belediye logolu bir Neşet Ertaş tabutu!
-Bu kısma bir Emir Bereket dizesi gelecek.

Gereksizse söndürünüz bu talibe ve lâ gâlibe illallah!
Külli irade, cüz-i irade, milli irade, büyük resim, üst akıl, hatırla, yüzde 6 derler bize
Kedi sever gibi yoksul sevenlerle kıyametimiz, ikbalini dava diye satanlara şok indirim
Kimlerle haşroluyorduk, Gucci, Versace, Armani; bu üçlü defansla çok gol yenilir.
Uhud’a okçu yazılmaya gidenlere kızmak için hiç bir sebebin kalmamıştır belki!

-Bu kısma emrolunduğu gibi dosdoğru bir adam gelecek!


Güven ADIGÜZEL


İstedikleri Olmayacak!



"Yarabbim, beni bana çok yabancı bir zamana zorluyorsun" diyerek yakınıyordu ya Rilke... Onu şimdi anlıyorum.
Onunla birlikte ağlıyorum. 
***

Berrak bir kızgınlık ve kimseyi borçlandırmamış bir kırgınlık birbirine çok benzer ve ne güzeldirler. 
***

Hatıralar biriktirdiğimiz doğru mu? Bizi esir alan bu telaş ve sonu gelmez yer kapma kavgasından geriye ne kalır ki! Hatıralar değil kalan, muazzam bir yorgunluk.


***

Günümüzde "hayat" denilen şey durmadan reklamı yapılan bir ürün. Ya satın alıp tüketiyorsun ya da hiç "yaşamıyor"sun! 
***

Çekmecelerimden birinde yaprakları sararmış bir defter buldum. 20'li yaşlarımın başında okuduğum kitaplardan aldığım notları kaydettiğim bir defter. Fakat aralara birer satırlık günce gibi şeyler de karalamışım. Birinde şöyle yazıyordu: "Oldum, düştüm." Okuyunca ürperdim. Birkaç sayfa ötede de şu notu düşmüşüm: "İstasyondan çıktığım anda karşılaştık ya, o sen değildin!"

***
Tam "ben bir hiçim" dediği anda kibri zirve yapıyor... Kibrin sonsuz bir çeşitliliği var. 

***

Tam "seviyorum" diye haykırdığı anda içi buz kesmeye başlıyor... Kayıtsızlığın bin türlü maskesi var. 
***

Bu tipi daha önce de sormuştum, bir daha sorayım: Öğrenmek için gereken sabra sahip değil, çabuk sıkılıyor. Bu yüzden bilmiyor, bilemiyor fakat sürekli malumat biriktiriyor.Odaklanamıyor ama göz gezdiriyor. Düşünmüyor ama durmadan tartışıyor... Tanıdık mı, kendimizi? 

Korkmamak gerek! Ahmet Murat'ın o pek içli "Bir İhtimal Daha Yok" şiirindeki dizeyi hatırlamanın tam zamanıdır: "ana menüye dönmek için lütfen sıfırı tüketin."
***
İstiyorlar ki "merhametli" olmayalım, biraz acıyıp yolumuza devam edelim. İstiyorlar ki, "güzel eylem"den uzak kalıp güzel sözlerle oyalanalım. İstedikleri olmayacak!

Haşmet Babaoğlu



26 Haziran 2015 Cuma

(Sözlerime içimden küfürle başlıyorum.)Türkiye'de ki Filistin yürüyüşlerini ben düzenliyorum.Hadi gelin !








Bir yardım kuruluşu ile Gazze'ye giden gazeteciler İsrail Havalimanında gözaltına alınmış.
Sorgulama esnasında sorulan bir SORU: 
"Türkiye'deki Filistin yürüyüşlerini kim düzenliyor?"

Bu kadar korkak olmayın








25 Haziran 2015 Perşembe

Oruç çok duygulu birisi








rüzgarın Rabbine hamd olsun






Rüzgar'ın Rabbi O Allah

Mikail (a.s) in Rabbi O Allah 

Haziran da Ramazan da bize bahşettiğin bu rüzgar,bu serinlik.Biz isyankar, haddini aşmış,nankör kullarına fazla değil mi?
Bu nasıl bir lütuf bu nasıl bir merhamet Ey Allah'ım.Sen bizi,beni,onları bağışla!
Affet!





22 Haziran 2015 Pazartesi

10/62






Yüreğimi açmak, dedim
Bir tebessümle bak her şeye, dedi...
Tebessüm, dedim
Her kapının anahtarı, dedi
Kapı, dedim
Girmeden bilemezsin, dedi
Ya korku, dedim
Bilinmeyenden korkar insan, dedi
Ben kimim? diye sordum
Sevgiyle beslenensin, dedi
Durdum... Durdum
Yine sustum
Kimsin? diye sordum
Sen’im, dedi
Seni seviyorum, dedim
Ben de seni, dedi...

Şemsi Tebrizi


20 Haziran 2015 Cumartesi

Hristiyan kadından müslümanlara ramazan jesti



Fransa'nın Lons le Saunier şehrindeki Nur Muhammed Camii'ne Ramazan ayı dolayısıyla gelen Hıristiyan bir bayan, Müslümanların Ramazan sevincini paylaşarak camiye çiçek ve iyi dileklerini içeren bir not bıraktı. Batı'da yükselen İslam düşmanlığının aksine, bir Hıristiyan hanımın bu şekildeki müspet davranışı hayranlıkla karşılandı.


Bırakılan notta yazılanlar ise adeta İslamofobiye bir haykırış niteliğinde... İşte o not:

"Sayın inançlı Müslümanlar,
Sizin için önemli olan bu günleri onurlandırmak için bahçemizden birkaç çiçeği sizin caminize getirmek istedim. Umarım sizin geleneklerinize aykırı bir davranış yapmamışımdır. Allah'a olan sevginizi dünyaya ifade ettiğiniz için sizlere teşekkür ederim. Size ve dininize kötülük yapmak isteyenlere karşı sizi koruması için yüce Allah'a dua ederim. Onun esirgemesi bütün sevdiklerinize uzansın. Özellikle siz ülkenize uzak olanlar için. Kutsal ramazan ayınızın iyi geçmesini temenni ederim. 

Size bütün yılın her gününde dua eden, Katolik, Hristiyan, Fransız bir anne tarafından..."

(Allah onu İslamla şereflendirsin.Amin.)

Yeni Akit






sofradan doymadan kalkmak sünnettir!





Komşumun evine bomba düşerken, onun ekmeği bile yokken, 
10 çeşit yemekle tuttuğum oruç kabul olur mu?





Bulunca dağıtır bulamayınca sabrederiz







- şükür bahsinde ne yaparsınız?
- bulunca şükreder bulamayınca sabrederiz
- horasanın köpekleri de öyle yapar
- ya siz ne yaparsınız?
- bulunca dağıtır bulamayınca sabrederiz



ibrahim ethem







19 Haziran 2015 Cuma

Sen Nereden Bileceksin?


dirilis-nesli:

Ya yüreğimiz? Allah biliyor ya, katran karası yüreğimiz… Kuru kuruya tevbe demekle olmuyor, arınmak, yıkanmak gerek.. Atmak gerek yürekteki kirleri.. Amin ecmain..





 Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sen nereden bileceksin? 

69/HÂKKA-3


Her şeyi ama herşeyi bildiğini iddia eden aynı zamanda kendisinin küçük hesaplarının anlaşılmadığını sanan ne çok küçük adam var.. Ne beni onlarla karşılaştır ne de beni onlara benzet, lütfen sığınmamı kabul et!..



''En ummadığın keşfeder esrâr-ı derûnun
Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın''

Ziya Paşa



Calinus









yara








- izler iyileşir.

- hayır, iyileşen yaralardır.




Kung Fu Panda






Zengin ramazan sofralarına...



(Suriye'de açlık var)


“Eğer isteseydim, ben de balın safını, buğdayın halisini yemeye, ipek elbise giyinmeye yol bulabilirdim. Fakat heyhat! Hicaz’da veya Yemame’de bir ekmek bile bulamayan, tokluk, doyumluluk nedir bilmeyen nice fakirler varken; nefsimin beni yenmesi, lezzetli yemekler yemeye götürmesi nasıl mümkün olabilir?! Çevremde aç karınlar, susuzluktan yanmış ciğerler varken, geceyi nasıl tok olarak geçirebilirim?!
Ben şairin dediği şu duruma nasıl düşebilirim ki: 'Çevrende tabaklanmış deriye hasret olanlar, ciğeri yanmışlar varken karnı tok olarak yatman sana dert olarak yeter.' Ben, sadece bana mü'minlerin emiri demeleriyle iktifa edip zamanın zorluklarında onlarla ortak olmayacak mıyım? Yaşantılarının sıkıntılarında onlara örnek olmayacak mıyım? Ben, derdi-tasası sadece yiyeceği olan bağlı veya işi gücü çöplükler arasında yiyecek aramak olan başı boş bir hayvan gibi, sadece temiz şeyleri tüketmekle meşgul olmak için yaratılmamışım...”‌

Hz.Ali (r.a)





ve her gece yanmıştı...




(Filistin de ramazan )


iki yay gibi yan yana inandık tutuştu şavkımız
ve her gece yanmıştı hep o görünmez kandiller

Seyfettin Ünlü





15 Haziran 2015 Pazartesi

Mülk Suresi 5. ayette geçen şeytanların yıldızlarla taşlanması olayını nasıl anlamalıyız?







"Andolsun ki biz, göğü yıldızlarla bezedik ve bazılarıyla şeytanların taşlanmasını sağladık. Onlara alevli ateş azabını hazırladık." (Mülk Suresi, 67/5)
Şihab (Kayan Yıldız, Düşen Meteorit) :
Cenâb-ı Hak, bu âyette, cin ve şeytanlara birer roket anlamında fırlatılan yıldızlardan, meteoritlerden söz ederken «rücû-men li'ş-şeyatin» sözünü kullanmıştır. Hicir Sûresi 18, Saffat Sûresi 10, Cin Sûresi 8,9. âyetlerle «şihab» ve«şühüb» isimlerini kullanmıştır. Uzayda meydana gelen olayların bir kısmını rasathanelerdeki gözlemlerle tespit edip onları astrofizik açısından değerlendirebiliyoruz. Ancak bu olayların içyüzünün dayalı olduğu hikmeti bilemiyoruz. Çünkü biz insanların bu husustaki bilgimiz deney ve gözleme dayanmaktadır. Oysa her olayda yer alan görevli meleklerin önceden programlandığı şekilde olayları düzenledikleri bir gerçektir.
Biz meteoritlerle ilgili, ancak güneş sisteminde ve ona çok yakın olan sistemlerde yer alan ve bir çoğu hakkında belirli, yani hesaplanmış yörüngeler üzerinde hareket eden gök cisimlerinin bulunduğunu tespit edebiliyoruz. Oysa diğer sistemlerde sayısı, belirsiz buna benzer olaylar cereyan etmektedir. Cenâb-ı Hak, İlgili âyetle bu meteoritler hakkında bilgi vermekte ve sebeplerinden birini açıklamaktadır.
Bilindiği gibi, kâfir olan cinler ve bir de şeytanlar ışından yaratılmışlardır. Göklere çıkma yeteneğine sahiptirler. Fezada yine sayısı belirsiz melekler, emir ve komuta zincirinde ilâhî buyruk gereği devamlı haberleşme halindedirler. Şeytan ve kâfir cinler bu esrarlı âlemde inen haberleri dinlemek isterler. Oysa bu onlara yasak kılınmıştır. Yükselmeye başladıkları zaman «şihab» denilen meteoritler birer roket veya nükleer başlıklı füze gibi onlara fırlatılır ve böylece geri dönmeleri sağlanır.
Olayın içyüzü astrofizik açısından bilinmese de kâinatın çok mükemmel işleyen düzenine bakıp bu olaya inanmak gerekir.
Meteoritlerin kendi ışınları yoktur. Dünya çekim alanına girenleri atmosferde sürtünmeden dolayı akkor haline gelir; kimi parçalanıp toz haline girerken, kimi de yeryüzüne düşebilmektedir.
Konuya astrofizik (yani fizik ilminin astronomiye uygulandığı ilim dalı), astronomi ve astronomik uzaklıklar açısından bakıldığı zaman, kâinatın büyüklüğü, ilâhî kudretin sınırsızlığı çok daha rahat anlaşılabilir.
Yalnız Samanyolu denilen galaksiye bakılınca, en az yüz milyon yıldızın onu oluşturduğu görülür. Güneş ise bu yıldızlardan sadece biridir. Şüphesiz bu galaksiden başka uzayda birçok galaksiler vardır. Onlardan bir kısmı o derece uzaktır ki ışıkları bize yüz milyonlarca yılda ancak ulaşabilmektedir. Bu da kâinatın akıl almaz büyüklükte olduğunun bir başka belgesidir.
Yapılan astronomik hesaplara göre, en parlak yıldız olan Sirius, dünyamızdan sekiz ışık yılı, yani 75 684 400 000 000 km. uzaklıktadır.
Günümüzde yıldızlar hakkında bilgi edinmenin başlıca dört metodu söz konusudur. Tayf analizi, Dopper etkisi, fotometre ve fotoğraf..

İlgili âyetle, gerekli metotlarla araştırma yapılmasına işaret edilmekte ve insan aklı harekete geçirilmek istenmektedir. (Bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 12/6292-6293.)

Sorularla İslamiyet.com



14 Haziran 2015 Pazar

Ölüm bundan çok daha iyidir.








Müslüman diye yaşayan bir milletin başında Müslüman idareci olması lazım gelmez mi ?
İnsan Müslüman olsun da kafirlerin kumandası altında yaşasın,hiç yakışır bir şey mi ?
Ölüm bundan çok daha iyidir !



Mehmed Zahid Kotku (k.s.)





13 Haziran 2015 Cumartesi

Omuzlarımızdaki Peygamber Mesleği:Tebliğ


Jesus is a Muslim (Muslim Men in Britain Standing by Sign) - -Jesus is Muslim- Posters

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in adını duyurmak bu dünyadaki en mühim vazifelerimizdendir. Allah bizlere Nam-ı Celil-i Muhammedi’yi her gönüle nakşetmeyi nasip etsin. Bu işi yapacak olanlar Cenab-ı Hakk tarafından seçilmiş ve İlâ adına tavzif eylemiştir. Bu nimetler üstü bir nimettir. Ve ne kadar şükretsek azdır.
Nasıl ki Kutsal emanetler; O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) bedeninden bir parça olan sakalı şerifler, hırkayı şerifler; bir yerden bir yere getirilirken nasıl ki başlar üzerinde salavatlarla getirilir, tekbirlerle açılırsa; salavatlarla açılır, tekbirlerle kapatılır kırk bohçalar.. Ondan sonra herkes müthiş bir heyecan yaşar. Neden? Çünkü Allah Resulu’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) ait bir parça vardır orada.
Kuran-ı Kerim’i temsil etme bunların çok ötesinde, çok çok ötesinde bir kıymet ifade eder, çünkü bu Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem)  bir parçası değil, bizzat ruhudur. Allah Resulu’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) dünyaya şerefsüdur buyurmasının hikmetidir. Allah’ın 124 bin peygamberi, 124 milyon evliyayı göndermesinin hikmetidir.
Ve bugün veraset yoluyla gelmiş olan bu değer; artık karşılıksız, Allah tarafından insanlığın omuzlarına, omuzlarımıza konulmuş. Dolayısıyla bu noktadan sonra artık bizim kendi küçüklüğümüze takılmadan “Yapabilir miyiz, edebilir miyiz? Zamanında Peygamberlere gördürülmüş bir vazife, bu zayıf omuzlarımızda nasıl îla olacak nasıl yukarılardan yukarıya çıkacak?” dememeli. Çünkü Allah’ın adetindendir; Allah çok küçük şeylere büyük işler yaptırmakla kendi büyüklüğünü gösterir.
Vakıa, Ahir zamanda imanın, İslam’ın ateşten bir gömlek gibi olduğu, hadisi şeriflerin de ifadesiyle; giyenin yandığı dolayısıyla da atanın da ahireti adına yandığı bir dönemde her şeye rağmen, her türlü demelere rağmen, her türlü nefsi mücadelelere rağmen elhamdülillah bu işleri almışız ve kahramanca -Allah’ın izniyle- zamanında Nene Hatunların, evvelinde Hz. Nesibelerin, Hz. Sümeyraların bu davayı omuzladığı gibi, altına girdiği gibi inşâallah bizler de omuzlamışız. Dolayısıyla bu omuzlar çok mübarektir; çünkü emanet çok mübarektir.
Tabiî ki nasıl olurdu ki böyle bir emanet geldiğinde buna omuz silkmiş olalım. Çünkü Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)  buyurmuyor mu; “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir.” diye. Komşun aç, senin evinde çorba pişiyor ve sen onu paylaşmıyorsan Ümmeti Muhammedden değilsin demek ki.. Şimdi bir çorba için dahi böyle bir beyan varsa kendisi iman adına, kendisi Marifeti İlahi adına, kendisi Allah Resulu (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Cenab-ı Hakk’ı tanıma adına ötekilere göre tokluk yaşarken, yanıbaşındaki insan o açlığı yaşarken senin tok oturman tabiri caizse karnını sıvazlayıp Halıkına şükretmen yakışık olur muydu zaten..
Öyle ki; derdi Ümmeti Muhammed olmayan Ümmeti Muhammed’den değildir. Ondan dolayı dualarımızda da bizler “Allahu merham ümmete Muahammed”. “Allah’ım Ümmeti Muhammed’e merhamet eyle” demeliyiz. Tabi bunun kavli duası gibi, asıl işin fiili duası; “o merhameti cezbedecek şeyler nelerdir, o merhamete vesile olacak bir hayat tarzı nasıl bir hayat tarzıdır? Bizler o hayatı ıslah adına neler ortaya koyuyoruz?” Kavli duayla beraber bu fiili duaların da yapılmasıdır.
Bu o kadar asil bir vazifedir ki Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)  14 asır evvelinden hatırlayın o Ebu Zer hadisini;
“Allah Resulu’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına geldim” diyor. “Baktım gözleri nemliydi, hüzünlüydü, dedim; ‘Ya Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)  hüznünü gamını kederini haber verir misin bize, derdini paylaşalım, ortak olalım Ya Resulullah.’ Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)  bir iç çekti, bir of çekti ve ardından dedi ki: “Sorma; benim gamım, benim kederim, ya Ebu Zer, kardeşlerime olan iştirakımdandır.’ ‘ Peki Ya Resulullah kim o kardeşlerin? Bizler senin kardeşlerin değil miyiz?’. Allah Resulu (sallallahu aleyhi ve sellem); “hayır, sizler benim arkadaşlarımsınız, onlar ahir zamanda gelecekler.”
Ahir zamanda imanın ateşten bir gömlek gibi olduğu, giyenlerin yandığı, çıkaranların da ebediyen mahkum olduğu bir zamanda gelecekler ve onların özelliği insanların fesada gittiği zamanda, onlar ki ıslahçı olacaklar, onlar o fesada giden insanların önlerine geçecekler, kucaklarını açacaklar, durun gelmeyin burası çıkmaz sokak diyecekler ve engel olmaya çalışacaklar..
Ve dolayısıyla en başında da –tubâ, tubâ, tubâ li’l-gurâbâ- gariplere müjdeler olsun. -Garip yurdundan yuvasından dostundan ahbabından uzak düşen değildir; o yaşadığı devir itibariyle halinden dilinden anlaşılmayan insandır.- Dünyayı sen mi kurtaracaksın, dünyayı kurtarmak sana mı düştü, sen kimsin ki, n’apacaksın ki.. manasında müçtehiz ifadelerde bulunulacak. Dünyevi işin bu tarafındakiler, menfi cereyanlarda olanlar da her şeyi maddede aradıklarından dolayı onların akılları, gözleri, maneviyatı kördür. Bu yüzden göremediklerinden, Rızayı İlahî’yi anlayamadıklarından, ahireti hesap edemediklerinden onlar da sizin her yaptığınız işte bir beklenti arayacaklar. O hep etrafı tarafından anlaşılamayandır garip. Rabbim bu manada bizleri garip eylemesin.
Bu zamanın ahir zaman olduğuyla alakalı Alem-i İslâm ulemâsının şarkından garbına cenubundan şimâline hiçbirinin bir tereddütü yoktur. Çünkü ahir zaman alametleri vardır ve üç beş tane büyük alameti dışında ekseriyeti çıkmış durumda; dolayısıyla o alametler bize kıyametin yaklaştığını gösteriyor ve dolayısıyla sokakların, çarşı pazarların cehenneme doğru büyük bir akıntı içerisinde, günahların silsile halinde olması, yüksek binaların olması, idarecilerin halleri.. Bunların hepsi ahir zamanın, kıyametin alametleridir. Dolayısıyla zamanın ahir zaman olduğunda şüphe ve tereddüt yok ise bize düşen işte böyle bir zamanda böyle bir müjdeyi kapabilmek, böyle bir selâmla muhatap olabilmek -bu selama can feda olsun-. Bundan dolayıdır ki peygamber vazifesiyle tavsif olunan bizlerin umumu insanlığa Nam-ı Celili Muhammedi’yi anlatmak vazifemizdir.  Dolayısıyla bize bundan sonra düşen Amerika’yı yeniden keşfetmek değil, bizim vazifemiz Nam-ı Celili Muhammedi’yi (aleyhissalatu vesselam) bütün gönüllere duyurmaktır.
Dinimizin emirlerini hayatımıza tatbik ettiğimiz zaman; mesela her zaman doğru söyleyen, doğru sözlü, doğru özlü bir insan olduğumuzda, emin insanlar olduğumuzda, kendi rahatını başkalarının rahatlığına bağlamış, rahatı zahmette bulmuş insanlar olduktan sonra hadiste;“Etraftakiler zaten siz hiçbirşey anlatmasanız bile fevç fevç, topluluklar halinde İslamiyete dehalet eder” diyor ve edecekler de..
Bunun yanında biz nasıl ki Kur-an’a muhtaçsak, Kur-an da kendisinin gösterilmesi adına insanlara muhtaçtır. Biz ebedî saadetimizin kurtuluşu adına Kur-an’a  muhtacız, Ona ihtiyacımız var, Onun elmas düsturlarına ihtiyacımız var ve Kur-an da tebeyyün edebilmesi adına bir temsile ihtiyacı var. Dolayısıyla Kur-an’ın yanlış temsil edilmesi insanları imandan uzaklaştırıyor, İslam’dan ve Kur-an’dan uzaklaştırıyor ama Onun doğruya en yakın bir şekilde temsil edilmesi artık söze de hacet bırakmıyor. Gidilip insanlara Kur’an, hadis, ayet, İslamiyet işte böyle çok akılcı, çok fıtratla çelişmeyen bir din demeye gerek kalmadan gerek temsil ile gerek temizlik ile gerek nezaketle gerek beyanla, doğrulukla, emin olmayla insanların gönlünde bu işin mâkes bulmasına vesile oluyor.. Ondan dolayı biz kendi hayatımızda doğru olmaya, hakiki bir mümin, emniyet insanı olmaya azami gayret edeceğiz ve göreceğiz ki insanlar fevç fevç İslâmiyete gelmeye gayret edecekler.
Hadis-i Şeriflerin ifadesiyle
“Müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz, kolaylaştırınız zorlaştırmayınız..”
İslamiyet zata, fıtrata zor gelen bir din değil;  ibadet –bizim bugün en büyük eksikliğimiz; iman kuran hakikatlerini insanlara gökten Cenab-ı Hakkın armağanı gibi sunamayaşımızdır-. bir çocuk nasıl ki önce emekler, sonra dikilir; elinden tutarsınız ama bir yerden sonra kabiliyetlerinin inkişafı adına onun biraz kendi ayakları üzerinde durmasına fırsat vermeniz lâzım. Bizim bu yolda en çok ihtiyacımız olan şey Alalh’ın yardımıdır. Bedir’de 334 kişilik bir ordunun karşısında 3 bin kişiyi mağlup ettiren neydi? İnayet-i İlahîydi.. Mute Savaşı’nda 1 e 33 denk geldiğinde muvaffakiyeti veren kimdi? Allah’tı.. Onların çok keskin kılıçları, dahî kumandanları değildi, İnayet-i İlahîydi..
Risalei nur mesleğinin esaslarından dört esas var:
  • Acz-i mutlak
  • Fakr-i mutlak
  • Şükr-ü mutlak
  • Şevk-i mutlak.
 Birinci Acz-i mutlak: Mutlak manada acziyetini hissedeceksin. Aczda Allah büyük bir kuvvet ve kudret gizlemiştir. Acz normalde acizlik demektir, aciz insan hiçbirşey yapamadığından dolayı ağlar. Bir bebek, çocuk acizdir; ağlar ama tüm akrabaları hepsi onun  emrine giderler.. “Şunu istiyorum” der giderler gecenin bir vaktine onu bulurlar; büyük adam olsa onu yapmazlar. O kuvveti acziyetinden geliyor, acziyetini hissetmesi ve hissettirmesinden geliyor.
Bizler de hissedecek ve diyeceğiz ki; “Ya Rabb bu çok büyük bir iş, omuzlarımız zayıf, acziyetimiz büyük, bizi senin yolunda istihdam eyle..” Sonra Allah inayetini gönderecektir, inşâallah.
Mektebi Suffa


Hakkın hatırı dostun hatırından daha üstündür.




















Tanrılarda % 40 indirim var.



Yanlış okumadınız. Evet, tanrılarda %40 indirim var.
Üstelik ülkenin en pahalı ev konsepti mağazasında.
En son üniversite öğrencisiyken girmiştim bu mağazaya. Yüksek fiyatlarıyla meşhur bu mağazada; en ucuz satılan şey kaç lira, diye merak etmiştim. Ve bir peçetelik bulmuştum. Bir aylık yol masrafıma denkdi fiyatı.
Devir değişti
Mağazaya bugün tekrar uğradım. Ancak öyle cancanlı bir semtte değil, Ümraniye’deki büyük alışveriş merkezindekine gittim. Artık bu yeni büyüyen ilçelerin nüfusu eski seçkin semtleri 10’la 20’yle katladığı için mağazaları da bariz bir şekilde daha kaliteli oluyor.
Sadece zengin ve çağdaş Beyaz Türklerin uğradığı bir mağazayken bu kurum da normalleşmeye ayak uydurdu. İstanbul’un çeşitli noktalarında mağazalar açtı. Ve artık sadece süperötesi Beyaz Türk’lere hizmet vermiyor. Kirli beyazlar, açık griler hatta koyu griler ve Zenci Türk taklidi takiyyeli Beyaz Kürt’lerin bulunduğu semtlerde de pahalı ürünlerini satıyor. Pahallı derken eskiden Eminönü’nden satın alabileceğiniz bir süs eşyasının tıpkısının aynısını 100 misli fiyata bu mağazalardan alabiliyorken artık normalleşme gereği 50 misli fiyata bu mağazalardan edinebilirsiniz. En normali mi? Hala Eminönü’nde Mercan yokuşunda ve Şarkhan’da.
Bu tanrıların burada ne işi var?
Mağaza normalleşmeyi öyle abartmış ki.. Giriş bölümüne boyaları dökülmüş bir ayakkabılık koymuş ve en indirimli ürünlerini bu ayakkabılığa dizmiş. Dikkatimi çeken ise Uzakdoğu’nun Budizm tanrılarının da bu raflarda yer almasıydı. Kirli tozlu raflarda. Üstelik ülkenin en lüks mağazasındaydı bu tozlu raflar. Ben şahsen kilolarca altınla bir aylık kirası ölçülen böyle bir dükkana o rafları yakıştıramadım. Üstelik bu tanrılara indirim yapmışlar. Üstelik tanrıları da indirmişler. Göbek hizasının epey altındaydı kutsal biblolar.
Ama mühim değil, onların kutsallığını bizim göbek hizamızı bağlamıyor. Veya; bizim göbeğimiz o kültürle bir kesilmediği için hizasını önemsemiyoruz. Ancak önemsenecek gibi (gibi diyorum) bir şey olmalı ki evlere süs eşyası olarak satışa sunulmuşlar. Elde kalanlar ise kötü ve kirli bir dolabın alt raflarında indirimli fiyatla müşteri bekliyor.
Etiketi görünce “Tanrılarda yüzde kırk indirim var” derken yakaladım kendimi.

Kerem Abadi

La Tahzen!










12 Haziran 2015 Cuma

Göynüm Özerk Bölgesi


rxhmx3:

zakastrophe:

Every night in bed i ask myself what did i do today to deserve Jannah? We are all in a struggle to become a better muslim a better person. Try to pray on time every day try to great your parents with a smile every time try to controle your tongue and mind try to do one good deed a day..when you are able to do that you allready have become far..Always make dua that Allah swt will place in your heart what he loves and take away that what he hates.

I needed this today. Thank you.


Bak!
Saatler nasıl da tekrara düşüyor masamda.
Benim memleketim zaten, bir şeylerin boşluklarıyla sınanan kapısız bir yerdir.
 
Yarın belki yine bu masada gamzesi olmayan bir evliya ile bu konuları konuşacağız.
En temiz gülüşünü döküverince tüm şehirleri eskiten,
otogarların kestiremediği yerlerden geliyor bu sınav.
 
Ben bu anı yaşadım.
 
Bütün sabaha karşı'lar birleşip hep bir ağızdan
ezanlarla zerk ediyorken damarlarıma,
Bazı komşu anneler,
gözümün önünden en alakasız zamanlarda film şeridi gibi geçerken,
yine olabildiğince mutsuz,
yeryüzüne inmiş her zeytini ateş eder gibi çitledim.
 
Belki sonsuzluk tam yanı başımda duran bu yaşama hissi,
Belki de şemsiyelerin kapanıp, herkesin evlerine döndüğü o andı.
 
Yine o masaya indirilmiş tokatlar gibi dağılırken etrafa,
hapsettiğim kelimeler büyüyüp asacaklar beni kendi meydanlarında.
Biliyorum.
Yerlere serdiğim kalp kırıklarıyla kanatıyorum yürüyüşlerimi.
 
Uyumayı reddediyorum.
İnsanların ruhları nerede derin bir nefes alıyorsa, hesaplarımı orada kapatıyorum. 
Oradan açıyorum tüm telefonları.
 
Doğduğum gün kadar üzgünüm,
Düşüncelerim burada sona eriyor. 
Geri dönüyorum.


Kaan Burak Şen