28 Aralık 2015 Pazartesi

Denizin altında dağlar,dalgalar,karanlıklar,karanlıklar,karanlıklar




Veya engin bir denizdeki karanlıklara benzer. 
Onu dalga üstünde dalga kaplıyor. Üstünde de bulut. Birbiri üstüne karanlıklar. Elini çıkartan neredeyse onu bile göremeyecek. Allah’ın ışık vermediğine hiçbir ışık bulunamaz.

 (Nur suresi:40)





Denizlerin 200 metre kadar altına inildiğinde karanlık bir ortama varılır. 1000 metre seviyesindeki derinliğe inildiğinde buranın Dünya’nın en karanlık yeri olduğunu söylemek doğru olacaktır. 200 metrenin altındaki ortamda ayetlerin ifadesine uygun bir şekilde “elini çıkartanın neredeyse kendi elini göremeyeceği” bir ortam mevcuttur. Gerçekten de engin denizlerin, okyanusların altı zifiri karanlık bir yapıdadır. Denizlerin üst kısmı günün en aydınlık zamanını yaşarken bile, denizin 200 metre altı yine kapkaranlıktır.

Kuran’ın indiği dönemde, denizlerin altında böyle karanlık bir yapının olduğuna dair bilimsel veya gözlemsel bir bilgi mevcut değildi. Kuran, ancak uydular aracılığıyla göklerdeki anlayabileceğimiz birçok gerçeği uydusuz anlattığı gibi, denizlerin altında ancak denizaltı ve benzeri aletlerle anlaşılabilecek gerçekleri de denizaltısız, araçsız, gereçsiz bir şekilde açıklamaktadır. Uzaydan denizlerin altına bu kadar ayrı alanlarda açıklamaları olan Kuran, her alanda isabet kaydetmekte, hiç yanılmamakta ve Allah tarafından indirildiğini, kendisi, kendisiyle ispat etmektedir.



DENİZLERİN ALTINDA DA DALGALAR VAR
Çıplak gözle baktığımızda denizin üstünde dalgalar görürüz, fakat denizin alt kısmında durgun bir suyun var olduğunu zannederiz. Bu yüzden ayette ifade edilen “dalga üstünde dalga” ifadesini ilk başta anlayamayabiliriz. Derin denizlerin alt kısımlarında yoğunluk, üst kısmından fazladır. Bu yoğunluk farklılığından dolayı adeta tabakalaşmış denizin içerisinde iç dalgalar da olmaktadır. Bu dalgalar yüzey dalgaları gibi hareket etmektedirler. Bu iç dalgaların keşif tarihi 1900 yılıdır. Denizin içinde oluşan bu dalgalar gerçekten de Kuran ayetinin ifade ettiği “dalga üstünde dalga” yapısını oluşturmaktadır. Engin denizlerin dibinde zifiri karanlık varken, bu karanlığın içinde iç dalgalar ve bunun üstünde yüzeydeki dalgalar üst üste gelmektedir.


İÇ DALGALAR

İncelediğimiz ayet, denizin en dibindeki karanlıktan, yüzeye kadar ışığın hareketine de dikkat çekmektedir. Güneşten gelen ışınlar bulutlara çarparak kırılmakta, burada bir miktar ışık kaybı olmaktadır. Denizlerin yüzeyine gelen ışık, derinlere gittikçe ışık spekturumundaki ayrışması gibi ayrışmaktadır. İlk tabaka ışığın sarı kısmını, ikinci tabaka ışığın yeşil kısmını tutmakta, bu böyle devam etmekte, en son yedinci aşamada ışığın mavi kısmı da kalmamaktadır. Böylece denizin derinliklerine indikçe ışık tamamen yok olmaktadır. Bulutlarla azaltılan, dalgalarla kırılan, denizin katmanlarında yok olan ışık, derin denizlerin dibindeki karanlıkları aydınlatamamaktadır. Denizin bu bölümünde balıklar da göremez. Ancak kendi ışığını kendi vücudunda üreten balıklar görebilir.







Batı'dan bize akan foseptik




Su yüksekten aşağı doğru akar...
Kalplerini İslam'dan mahrum bırakan bir toplum, manevi eksikliği tamamlamak için başka çareler arar ve kendinden üstün saydığı medeniyeti taklide başlar..
Müslüman, kendi değerlerini tanımadığı için cahili olduğu bu zenginliği görmez...
Batıyı kıble edinir ve onun elbisesi ile örtünür..
Yılbaşı kutlamaları, bizden yüksekte gördüğümüz Batı'dan bize akan foseptiktir...

Burak Kızıldaş



çakranı açayım mı abla?





Bulduğun inci mercan tanelerini eğer o eksik yanlarına tam dolduramazsan
 o boş bıraktığın taraflarını ele geçirmeye çalışan sırtlanlar çıkar karşına 

ayık ol!

tuzağa düşme tesettürlü kardeşim.






trenler de gecikir








İnsan sessizlikte ve asansörlerde yaşlanmıyor
Bizim için cennetten yer ayırtacak diye uğurluyorsun ölüleri 

İnsan haksızlığı ve atların titreyişini sevmiyor 
Çünkü tatlı tatlı yaşlanmanın da keyfi yok 
Kimsenin kimseye aşkı 
Ortadoğu’da planları altüst etmiyor
Mermisini evde unutmuş avcının şaşkınlığı 
Namlunun ucundaki kuşun hakikatine kader 
Üzülme sen en güzel yarının bir öncesisin 
Sen en kötü günün ta kendisisin 
En güzel gün gelmeden 
Asla şiir sevmemelisin

Sen şiir seversen uçaklar hakikate düşer 
Sen hepimizin yağmuru olsan seni sevmezdik 
Kimsenin yağmuru kimsenin sevgisine göre değil zaten

Annen çaya tek şeker atardı 
Çayın bile çığlığını öpsün diye 
Yüzü yere bakan dağları gösterirdi sana 
İncinmiş iki çirkin haydut olurduk 
Misafire çam kokulu ve süslü yorganlar çıkartan 
Taşra kadınlarını anlatmak istemek, şiirdir

Sus ve en kırgın ismini sakla herkeslerden 
Daha büyümeye niyetlenmemişsin 
Tali yolları kullanıyorsun, iyi 
Sana suyu hıfzetmek 
Bana apansız, bana gücenik belalar kaldı

Yer yatağındaki tarağı erkeğin akrep sanılır 
Sen ki kayıp kafiyeyi arama 
Hasan’la Hüseyin’e devam et 
Vefadır adı bunun 
Trenler gecikirse, görüşürüz

Mustafa Akar












22 Aralık 2015 Salı

SubhanAllah taşıyabileceği kadar yükü var







Allah hiç bir nefse gücünün yeteceğinden öte yük yüklemez.


Bakara Suresi / 286







Onlar konuşsun hep, yalnız Sen affet




“Gönül nedir bilene gönül veresim gelir
Gönülden bilmeyene hissiz diyesim gelir.”


- Sadettin Kaynak, Nihâvend 
(Eda Karaytuğ’dan dinlemek gerekir.)



Ayaklarımda son abdestimden kalan
Hem yumuşak hem hesaplı peçete parçaları
Beni sonsuz bir mesaiye uğurluyor Allah’ım
Keşke bıraksalar öyle bir kılacağım ki
Hızıma ram’ler yetmeyecek tesbihte ve tespitte
Akıllara durgunluk verecek gönül erliğim
Büyük konuşuyorsam bil ki sendendir, kabul et
Sondan bir önce

Aşırı yük yazıyor asansörde ben binince
Kiracı olduğumu anlamış gibi yazıyor
Hep aynı şeyleri diyormuşum gibi yazıyor
Utancımdan görünmez olsam keşke, kendime çok iyi baksam
Bunlar nasıl laflar değil mi Allah’ım
Sen her şeyi görürken ve her şeye bakarken
Sana inanmayana bile ekmek verirken
Sondan bir önce

Gerekirse susarım nasılsa bilirsin Sen ne diyeceğimi
Her şeyin en doğrusunu ve en güzelini bildiğin gibi
Ne kadar zor Allah’ım senin işin de
Oysa biz hiçbir şeyi bilmesek bile
Yalnız Seni bilsek yetecek, bilmiyoruz
Yardım et, iki avuç dolusu duam var
Her ikisi de Sana, kabul et
Sondan bir önce



Hiçbir alanda önemli bir yerim yok
Sadece iki metrekare, tespih ve takke
Beyaz yakalılar bunların hiçbirini bilmiyor Allah’ım
Özellikle de insan kaynakları ve muhasebe
Hâlbuki hepimiz çalışıyoruz aynı gökdelende
Türlü türlü mallara başlık yazıp satıyoruz, sen öyle yazdın diye
Onlar konuşsun hep, yalnız Sen affet
Sondan bir önce

Bir marka olmadan bin dokuz yüz seksen altıdan beri
Tüm tüketicilerime artık beni tükettiniz be
Demek istiyorum Allah’ım yüksek müsaadenle
Sabah asık suratlı, öğlen çekilmez, akşam sıkılgan
Beni sen böyle yaratmadın biliyorum
Beni ben bu hâle getirdim biliyorum
Bana akıl ve fikir ver, yolumu göster
Sondan bir önce



Çok acayip şeyler oluyor bir kıtayla anlatayım
Yazarlar beni fan sayfalarına çağırıyorlar
Geçen gün Orhan Veli beni takip etti mesela
Ölen insanlar yakamıza yapışıyorlar Allah’ım
Öyle çürük, öyle yosma, öyle karışık insanlar
Haramları önlerinde helalleri artlarında
Beni koru, beni gözet, beni kolla
Sondan bir önce



Her şeye rağmen güzel şeyler de oluyor anlatayım
Rüya görmeye başladım mesela ve yazmaya da
Seni daha fazla anar oldum ve daha fazla düşünür
Hesap kesim tarihinden evvel seni daha çok
Daha çok daha çok aramak istiyorum Allah’ım
Böylece kendimi bulur yeni şiirler yazarım
Kulun olayım, kölen olayım
Sondan bir önce


Diyeceklerim bunlardan ibaret

Diyemediklerim bunlardan çok başka
Onları da Sen yaz kaderime haddimi aşmayayım Allah’ım
Ama bil ki her şey Senden, Sana ve Senin için
Onun için Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketidir
Bu asırlarca Senin çok hoşuna gitmiştir, eminim
Daha da emin kalayım, mümin kalayım
Sondan bir önce


Yağız Gönüler











21 Aralık 2015 Pazartesi

yokuş







Kafir mi olayım umudumu keseyim mi Senden
Hangi kelimelerin buzunu çözsem de çağlasam
Hayal kurmak bana göre değilmiş anladım bunu
Bari yokuşları üstüme üstüme sürmesen



Kadir Ünal






Gözleriniz nice gözlerin göz aydınlığı






Senin yüzün gül bana.
N'olur bir gül bana.
Gül ki güller utansın.
Gül ki yüzler kızarsın.
Senin açtığın bahçede hiç olmazsa bir diken olayım.
Diken de olsan yanına varayım,yanında kalayım.
Nice diken hatırınla varlığa yüz buldu.
Göğsünün gölgesinde bana da yer versen n'olur?
Bu bahçede senin gibi bir gül açtıktan sonra,başkaları dikende olsa kabulümdür.

Ağlama ey gözlerim;bunca güzel gülü 
sulamaya suların hepsi koşsa yetmez.


Senai Demirci

Selam Sana Ey Nebi










“Sen güneşi aklında tut" dedi meczup, “bulutlar gelir geçer!"

abbasspace:

// Don’t let me drown.


Yazmak, esasen insanın kendi kendisiyle konuşmasıdır. Kalem duramaz, bunu kayda geçirir. Kağıt duramaz, kayda geçeni başka insanlara götürür. Yazı yazandan çıkıp başkalarına ulaştığında zaten söz çoktan söylenmiş ve işitilmiştir. Peki okuyan? O, olmuş olanın misafiridir.

Kalemi devreden çıkarırsanız şunu görürsünüz: Her yazan aynı zamanda okuyandır, her okuyan aynı zamanda yazan... Anlam, elden ele dolaşan ve her ele kendi nasibi kadarını bırakan bir rızıktır. Bu şuna benzer: Yağmur bulutundur ve hem de toprağındır. Ve bütün bunlar aslında sadece temsildir, insan anlayabilsin diye izahat babındandır. Varlığı kendinden olmayanın herhangi bir şeye tabiatıyla bir sahipliği olmaz, varolan her şey Vareden'indir.

'Sahip olmak' fiilinin farklı dillerde farklı karşılıkları vardır ama hepsinin kökü 'nefsçe'ye dayanır.
Sigarasından bir nefes çekti ve uzaklara bakarak, “Hiç sonu gelmeyecekmiş gibi çılgınca tükettiğimiz şeylerle, aslında kendimizi tüketiyoruz!" dedi beyaz saçlı adam.

İnsanlar anlaşılmaz bir ihtirasla bir uçtan bir uca hiç durmadan kendilerini talan ediyor.
Kıyafetler, her akşam eve döndüklerinde insanları içlerinden çıkarıp askılara asıyor ve gardıroplara kaldırıyor.
“Tavus kuşu tüm tüylerini açıp kabardığı zaman, her bir tüyünden değişik bir zevk alır. Ama aşağıya, ayaklarına bakar bakmaz içi kararır. Cehaletin o kara lekesi tavus kuşunun senden hiç ayrılmayan ayaklarıdır" buyurmuş Ahmed Sem'anî hazretleri, 'Ravh'ul Ervah-Ruhların Tazelenmesi' isimli eserinde.
Umudun kaynağı, hayatın özüne dokunan bir şey sebebiyle insanın içinin cız ettiği yerdir.
Limanları hazin bir halde terkeden her gemi, başka bir limanda umut ve heyecanla beklenen bir gemidir.
İki gönül bir olunca diyoruz ya, birdir onlar zaten, ikilik sonradan çıkmadır.

“Kalbime ateş düştü/ İçinde yar da yandı/ Su serptim ataş sönsün/ Serptiğim su da yandı" diye feryat ediyor gönül bir Kerkük türküsünde...
Her uzun hava, hayatın sandığımız kadar kısa olmadığına dair esaslı bir delil...
Nice içi müzeyyen ev vardır ki, dışı haraptır. Nice içi harap ev vardır ki, kâşâne zanneder dışına bakan.

“Sanki hayatımdan sürekli bir şeyler eksiliyormuş gibi bir his var içimde!" dedi biri. “Zaman o eksilen" dedi yanındaki, “sürekli azalıyor anlar, dakikalar, saatler, günler, mevsimler..."
Geçip giden her 'ân'a ayrı ayrı teşekkür eden, vuslatını iple çeken insanlar da var!

Bir berber bir berbere, “Dükkânı her zaman açarız, gel beraber Allah adın zikredelim evvelâ, vâcib oldu cümle işte her kula" demiş.
Hafiflemek istiyorsan hiç ceplerini boşaltmakla uğraşma, ceketi çıkart!
Sen güneşi aklında tut" dedi meczup, “bulutlar gelir geçer!"

Gökhan Özcan
Yeni Şafak










13 Aralık 2015 Pazar

İnna lillahi ve inna ileyhi raciun



Ümmetin dertleri ile dertlenen davası Kudüs,
kıblesi Kabe,kalbinde yetim sevdası
İHH gönüllüsü Furkan Demir kardeşimiz Hakka yürüdü.
Rabbim şehirlerle hasar eylesin.
Bize de hayırlı yad edecek ameller nasip etsin.






12 Aralık 2015 Cumartesi

Haritadaki Gambiyayı bulunuz



Yüzölçümü çok küçük nüfusu 1.800.000 bini geçmiş,halkı açlık ve kuraklıkla baş etmeye çalışan Gamabiya'nın çok büyük bir kalbi var.Arankan da ki budist  zulmüden kaçan müslüman kardeşlerimiz haftalardır denizin ortasında aç susuz kaldığında Gambiya halkı Arakan dan kaçan kardeşlerimizi ülkelerine kabul edeceklerini söylemiş ülkesinin kapılarını sonuna kadar açmıştı.
Gambiya Devlet Başkanı Yahya Jammeh "Gambiya'nın kaderi Yüce Allah'ın ellerindedir.Bugünden itibaren Gambiya Devleti bir İslam Devletidir.Vatandaşlarımızın haklarına sahip çıkan bir devlet olacağız"demiş.İnşaAllah hakkın yanında duran bu ülkeden tüm Afrika nasibini alır.
Allah cc yar ve yardımcıları olsun.



11 Aralık 2015 Cuma

Nobel Çocuk Ödülü




Kara uçakların yanık kokusuna
Beyaz bıçağın keskinliğine yemin olsun
Ki ölüm Rambo'ya çok yakışacak

Bir timsah yavrusunu taşırken
Yemiştir.
Katiller de anne sevgisi almıştır, kesin!
Dişlerini emerken kan akmıştır
Cinderella hiç ulaşamamıştır evine
Pamuk prensesi de cüceler yemiştir
İsmail abi bilir bunları
Sen de bilirsin;
Kurşunların sektiği mahallede çocuklar sekmez...

Sen de Bilirsin.
Ninjaların birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu zamanlardan geçiyoruz.
Stark'ın füzeleri pek bi alımlı
Isı ayarlı, sıcacık...
Sınırsız kombinasyonlar, soluksuz varsayımlar
Hepsi mutlu olman için miydi?

Senden korkuyorum
Ecele faydası olan her şey senden korkuyor.
Nefesin kokuyor ve çocuklar...
Çocuklar senden korkuyor
Sahi Nobel çocuk ödülü neden yok?

Katli vacipler listesi kabarıyor.
Çay içmenin de bir adabı var. 
Borç batağındaki paralı askerin vuruşu
Hızlı, tam isabet, coşkulu bilmem ne!
Sahi dinamit icat olundu mu?

Henüz çok erken...
Senin ucuz hayallerini süsleyen
Parçaları hiçbir bütünü oluşturmayan çocuğa
Hangi suçtan ötürü öldürüldüğü sorulduğunda
Biliyorum, çölün sarı kumları kızıla boyanmayacak
Bereket beklenen toprağa dönecek gri bedenler
Hayaller de kanlı olmaz biliyorum
Artist bir element değil zaten fosfor

Seninle benim aramdaki fark
Sen görsel bir şöleni seyrederken
Ben kopan bacağı
Kendi bacağımla karıştırdım
Sonra öğrendim ki;
Bacağı sen koparmışsın
Medeniyetin tüm uzuvları senin merhametinde
Tek diş kalana dek sökeceksin hepsini !


Mahmut Oktay








Size doğru gelirken






içinden çıkamıyorum 
mahpus bir ikiz oluyorum ne giyinsem
uzaklaşıyorum ayrı yörüngelerde
Size doğru gelirken



Ahmet Tokiş














yağmuru dinleme çıldırırsın










Haydi yaklaştır kuşları içindeki merhamet taşrasına
Af kelimesiyle ufalanabilir dünya zorla biraz daha
Hayır öyle değil yağmuru dinleme 
Çıldırırsın



Gökhan Serter







8 Aralık 2015 Salı

Sevgili dost....



Sevgili dost
Herkesin seviyormuş gibi yaptığı; ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz.

Sevgili dost
Postanedeki memur, kağıt parayı ışığa tutarak “sahte” olduğunu anladı. Sen nasıl ayıracaksın sahteyle gerçeği. Acaba nasıldır sahtesi basılamayacak dostluğun resmi..?





iran'da Kahrolsun!







Aişe Annemiz radıyallahu anha'nın vefat yıldönümünde Şialar'ın kutlaması...







sokağın şiirine selam olsun













Dünyanın en yaşlı teröristi:Kraliçe Elizabeth


I.
Dünyanın en kısa fıkrası: Demokrasinin beşiği, monarşiyle yönetiliyor. Nasıl? Böyle bakınca yeterince komik değil biliyorum, devamı var; ‘Ama Kraliyet İngiltere’de sembolik’ diyecekler. Bunu dediklerinde ise durum yine komik değil; artık trajikomik. Yeryüzünün en başarılı algı yöneticileriyle tanışabiliriz: Kraliyet Ailesi. Uzunca bir süredir tüm dünyayı ekrana kilitleyen modern tarihin en başarılı pembe dizisinin karşısındayız. ‘O işler nasıl oluyor’ sorusunun, yazı konusu yapılabilecek en açıklayıcı örneği. 
İngiltere’nin, yani ‘Birleşik Krallık’ın tahtındaki isim olan Kraliçe II. Elizabeth, bu yıl 63. taht yılını geride bırakarak ‘en uzun süre’ tahtta kalma rekorunu büyük atası I. Elizabeth’den devraldı. Birincisi yüz elli yıl yaşamış olsa, ikincisi iki yüzü devirdi diyebiliriz. Tüm dünya medyasıyla birlikte, elbette bizimkiler de kayıtsız kalmadı dört gün süren görkemli kutlamalara. Kutlamaların sunuşu, izleyenlerin susuşu ve demokrasi âşıklarının saygı duruşu ‘monarşi’nin de sempatik kılınabileceğini yeniden göstermiş oldu. Üzerine düşünebiliriz. Saz sadece bir enstrüman. Binlerce enstrüman var.
II.
BBC, oradan burnunu uzatıp senin ülkende olanla ilgili seni manipüle ediyor ya, çok bir şey değil. Bunu önce İngilizlere, sonra tüm dünyaya yapıyorlar. Şık gözlüklere ve zayıf bacaklara sahip olmak işin sırrı… Renkli, kıyafetler, parlak şapkalar ve devamlı sırıtan bir yüz. Aksesuarlar iyiyse kimse elinizdeki silaha bakmaz çünkü. ‘O olmasaydı hala Sultanların kulu olurdunuz’ cümlesini kurduktan hemen sonra Kraliyet ailesinin ustalıkla magazinleştirilen yeni bebeklerinin doğum etkinliğine, gözlerini televizyondan daha fazla açıp hayranlıkla bakan insanlara, monarşinin üzerini örtmenin en güzel yolunun, onu magazinleştirmek olduğunu söyleyebiliriz. Kraliçe’nin son yirmi yıldır başarıyla yaptığı şey de bu. 'Dünyanın en fakir devlet başkanı' diyerek Uruguay lideri Jose Mujica'yı sana alkışlatanlar, kendi devlet başkanının sarayının muhasebe defterlerini sana tutturanlar aynı gönül huzuruyla ikisini birbirine karıştırmadan Kraliyet ailesinin ihtişamlı yaşamının televizyona yansıyan gündemini yine sana "ayy çok güzel" diye takip de ettiriyorlar.

Defter tutacaksan yine tut ama tutarlı ol. Osmanlı Hanedanı'na yaklaştığın gibi yaklaş bari Windsor Hanedanı'na. Kraliçe, başarılı bir algı teröristidir. Hadi bunu geçelim, net bir örnek mi istiyorsun? Son yıllarda konuşulmaya başlamış olsa da hala duyulduğundan emin değilim. Enver Paşa’nın amcası Halil Kut Paşa’nın 1916’da, yorgun ve ölmüş bir orduyla Kut’ül Ammare’de İngilizlerin 13 generalini, 481 subayını ve 18 bin askerini esir aldığını biliyor musun? Bilmiyorsun çünkü Kraliçe, babasının mağduriyetini senin kitabından sana sildirmeyi bildi. Sildiğin sadece Kraliçe'nin mağduriyeti değil, senin de zaferindi.
III.
Sana her fırsatta ‘demokrasi’ diyorlar ya, bugün dünyada kaç tane ‘krallık’ olduğuna vikipedi’den bir bak. Sonra da bu krallıkların kaç tanesi Avrupa kıtasında yaşamlarını sürdürüyor ona bir bak. Dünyamızın son yüzyılının neredeyse bütün büyük kitlesel katliamlarına bir şekilde dâhil olan Kraliçe, sadece bizim ısrarla ‘İngiltere’ dediğimiz yerin kraliçesi değil elbette. Commonwealth of Nations denilen İngiliz Milletler Topluluğu'nun da başı sayılıyor. 54 devlet yani. Kraliçe Elizabeth, hala bu devletlerden 16’sının ‘resmi devlet başkanı’ sıfatını taşıyor. Aralarında adlarını ilk kez duyacağımız devletler var, kabul ama şu sorunun cevabına da vikipediden bakalım; Kanada’nın devlet başkanı kim? Doğru tahmin ettiniz, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde ‘vali’ var. Türkçe düşünürsek, eskiden ‘sömürge valisi’ deniyordu buna. Artık yeni zamanlardayız, kitlesel iletişim ve kamusal nezaket köleyi kırbaçlamanıza izin vermiyor ne yazık ki. Yeni zamanlardayız ve sömürge de biçim değiştirdi sonuçta. Kraliçe, bu ülkelerin de devlet başkanı sayılıyor. "Tanrı Kraliçe'yi Korusun" şarkısına eşlik eden 350 milyon insan var nihayetinde.
Bin yıllık geleneğin yok olmaması arzusu ile bildik İngiliz kibrini yan yana koyup, üstüne de Lordlar Kamarası’nın varlığını çok hissettirmeden ‘parlamenter monarşi’ dediğinizde, kraliyet ailesinin yalnızca ‘sembolik’ bir değeri olduğuna inanabilirsiniz, insanlığın geri kalan kısmını da buna inandırabilirsiniz. Eğer yönetim biçimleri konusunda ‘sembolizm’ tartışmaya meyilliyseniz, malzemeniz bol demektir. Ama bilirsiniz, rakamlar yalan söylemez. Küçümsenebilir ya da yok sayılabilirler ama doğrudurlar. Dünyanın en zengin devlet başkanından söz ediyoruz burada. Sonuçta sterlinler sembolik değil! Sembolizmden söz edenler, Avam ve Lordlar kamaralarından oluşan parlamentodan söz ediyorlarsa bunu kabul edebiliriz. Gerçekten bugün İngiltere’de başbakanlık sembolik bir kurum. Birleşik Krallık’ın, Kraliçe’nin kızdığında başbakana fırlatacağı bir anayasası bile yok. Magna Carta'yı sana lisede "vay be" ünlemiyle alkışlatanlar, bunu söylemediler tabi. Kraliçe, ülkenin ve dinin hem hâkimi hem hamisi.
IV.
Osmanlı Hanedanı yıkıldı. Habsburg Hanedanı yıkıldı. Romanov Hanedanı da hakeza öyle. Alman görünmemek için isim falan değiştirdiler ama Windsor Hanedanı henüz ve hala ayakta. Birinci Dünya Savaşı’nın öngörülen sonuçlarından biriydi hanedanların ortadan kaldırılması. Öyle de oldu. Şimdi dünyanın en eski ve prestijli hanedanı olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Tahtlarına oturup, demokrasiden, yönetim haklarından ve insan onurundan söz ediyorlar. İki yüz yaşını devirmiş, tüm dünyada sempatiyle yaklaşılan, geleneklere saygılı olmasıyla dünyanın tüm modern bireylerinde tuhaf hisler uyandıran Kraliçe II. Elizabeth'e "terörist" demek, neresinden baksak ucuz duruyor? Bu bir soruydu. Neresinden bakarsak bakalım parlak değilse de hakiki bir şey söylemiş oluruz. Ucuz falan değil.
Royal bebekleri, prens Charles’ın çapkınlıkları, Kate gelinin ‘asi’liği, şatafatlı arabaları, bütün İngilizlere gizli bir zevk aşılayan geleneksel ritüelleri, şık kıyafetleri ve ihtişamlı sarayları arasından görülebilirse başka bir fotoğraf daha var Kraliçeyle birlikte. Diğeri kadar ilgi çekmeyebilir ama: Kolları ve bacakları kesilen binlerce İskoçyalı, acımasızca öldürülen İrlandalılar, katledilen 25 milyon Hintli, hastalıkla yüzde doksanı yok edilen Aborjin halkı, 300 bin Kenyalı, Afrika’yı iliklerine kadar sömüren uluslararası şirketlerin tamamındaki ortaklık hisseleri… Dresden gibi küçük (!) olayları saymıyoruz bile. Yeni Zelandalılar'ı ve Avusturyalılar'ı da kendileriyle birlikte sürüp yüzbinlerce tüfekle gelip saldırdıkları Çanakkale'yi de... İngilizlerin soykırım tarihini, kronolojik bir listeyle internette falan bulmak zor. Yine de imkânsız değil tabi. Ama ustalıkla unutturabiliyorlar yaptıkları her şeyi. Düşünsenize 1919'da İstanbul'da dolaşan işgalci İngiliz askerlerinin varlığına "niye" sorusunu soramadan Kraliçe'den dizbağı nişanı almış insanlarız sonuçta biz. 
Kraliyet ailesinin pek çok üyesi, hayır derneklerinin ön sıralarında koşanları aynı zamanda. Birleşmiş Milletler Çocukları Kurtarma Fonu’nun başkanı kim? Prenses Anne. Bizzat İngiliz askerleri tarafından kaç bin Iraklı çocuğun öldürüldüğünü son tahlilde bilmediğimiz bu dünyada, Kraliyet ailesinin yeni bebeğinin doğum kutlamalarını tüm dünyada izleyen insan sayısının iki milyarı geçtiğini çok net biliyoruz. Yaklaşık olarak gezegendeki her üç insandan biri. Rakam güzel değil mi? Güzel utanç verici! Kraliyet ailesi, modern tarihin en başarılı pembe dizisi olarak izlenmeye devam edecek. Kraliçe, yeryüzünün en yaşlı ve en usta teröristi olarak çocukları öldürecek sistemlerinin hamisi ve hakimi olarak yeni torunuyla televizyona çıkacak ve biz yine izlemeye devam edeceğiz. İngiliz uçakları, İngiliz petrol şirketlerinin yapamadığını yapmak için yine bir ülkeyi bombalarken biz yine Londra Olimpiyatları açılışındaki gibi özellikle onu zumlayan kameraman sayesinde Kraliçe'nin mütebessim yüzüne bakacağız. Aslında dünyanın en kısa fıkrası, demokrasi beşiği olarak sunulan İngiltere'nin monarşiyle yönetilmesi değil. Dünyanın en kısa fıkrası, biziz.
V.
Yukarıda cümle arasında geçti. Siz ses çıkarmayınca ben açmak istedim. 25 milyon Hintli. Sayıyla ya da harfle fark etmiyor. Nasıl söylersek söyleyelim bir cümle olarak kalacak. İdrak edilmeyecek, anlamı olmayacak. 25 milyon insan. İngiliz işgal güçleri tarafından sömürgeleri Hindistan'da öldürülen insan sayısı bu. Hani Alman uçakları Londra'ya doğru uçtuğunda şehirde yapılan 'karartmayı' dünyanın en dramatik olayı diye sunabilen İngiltere var ya, işte onların sadece bir sömürge bölgesinde öldürdüğü insan sayısı bu. Kuzeni Amerika gibi atom bombasıyla görmedi işini belki ama tıpkı kuzeni Amerika gibi yaptığı katliamlardan dolayı özür bile dilemedi bugüne kadar.

Ve şimdi medyası bana demokrasinin erdemlerini falan anlatıyor, parlamenter sistemin faydalarından, orantısız güç kullanımından söz ediyor... Gezi'de saatlerce canlı yayın yapmışlardı ya hepsi birlikte, aynen düşündüğün gibiydi; seni, ağacını ve özgürlüğünü önemsedikleri içindi hepsi.
Hani savaş için, ‘Amerika’nın coğrafyayı öğrenme yöntemi’ denir ya, Kraliçe ve çocukları içinse doğrudan yaşama sebebi.

Yusuf GENÇ
Cins Dergi-Ekim Sayısı


İzdiham