30 Ocak 2016 Cumartesi

...Hicretsizlik...





Hazret-i  Ömer olsa ağzımı yüzümü dağıtırdı iftar sonrası çay ve sigaralardan Hazret-i Ali kale bile almazdı şu bitirme tezini bir evsizle çorba içecek kadar cesur olmadığım duyulsa ensar kız vermezdi Medineli çocuklar tebessümler fırlatırdı kalbim kanayana dek tenimi ilk gazvede bırakıp kurtulmak belki bakışlarıma mescidin kumları bile fazla bir naat yazacak yaşa gelmedim henüz ezberimde Rimbaud ve masamda Heidegger bütün bildiklerim sol cebimde silahsız bir şarjör olarak beni şimdi en fazla casus yapar, kılığım da müsait sakallarımdan ahirete iman ettiğim anlaşılmıyor namaz kılarak bir dünyayı gözden çıkardığım söylenemez kot pantolon, tişört, beyoğlu ve iyi günler kılığım da müsait, özel bir görev için, hep burada orta sınıf Kureyşliler arasında yaşamaya bir naat yazacak kadar yaklaşamadım henüz bankaya dilekçe yazıyorum, boğaziçine proposal geceleri Namık Kemal’le gazeteler çıkarıyoruz - ona artık göğsümün daraldığını sormak istiyorum göğsümü yani bir tövbe gerekli yani toprağa sokulmak yani mesela yani demek bile nasıl bir şiirsizlik çünkü Mustafa Reşid Paşa İngilizlerle Baltalimanında sonra birkaç savaş sonra kemalizm sonra reklamlar mescidi yıldızların altında ve mescidinde yıldızlar başımı kaldırsam bir, şu gavur dünyadan şu çok yapışkan, çok sırnaşık ve sürtük ey bin kocadan arta kalan ekonomik kalkınma ey sehersiz, kuşluksuz, şafaksız uyanmalarım Ruhü’l-Kudüs dudaklarımızı okuyor uzaktan ne gelir elimizden Türk şiirinden başka Elyesa Koytak





bizi tut!






"Menzil dayanmıyor düşüşümüze.

Yaşadıkça örseleniyor, örselendikçe eskiyoruz.
Yan yanayız.
Alabildiğine cesur...
Ve kırılganız"

Gökhan Özcan









Allah'ım bize de merhamet et!







Şu miskin hayvan'nın Rabbi,korkudan sarıldığı demir parçasında nasıl unutmadıysan 
nasıl buldurduysan kullarına 
nasıl sahip çıktıysan yarattıklarına 
bize de sahip çık
bırakma beni/bizi











26 Ocak 2016 Salı

hunharca günah çıkarma :))













dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin, şu ağaçlar gibi hayal, şu ağaçlar gibi kederli.





geç benden, ben dururum, ben beklerim, geç benden,
ama nereye geçersin benden ben bilemem.

dediler ki, olgun bir meyve var sabır perdesinin ardında,
dünya sana sabrı öğretecek, olgun meyvenin tadını da.

dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin, şu ağaçlar gibi hayal,
şu ağaçlar gibi kederli.

açıldım, kapandım, açıldım, kapandım, gördüm 
gelenler kadar gidenleri de,
hani sabrın sonu, hani gamlı eşek, pervasız nar nerde,
hani bahçe?

biri gelse.. biri görse.. biri gelmişti.. açmıştı.. durmuştu..
duruyor hala bende.

kaç zamandır çınlıyor içimde bu boşluk, kim
kıydı, bahçenin şen duluydu, karşımda duran dut?
en çok onunla bakıştımdı, bir kere olsun dilegelsindi,
çok istedimdi.

bana kalsa susardım daha, ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki,
sapaya kaçmış cümlem uğuldar, içimin kurtları kıpırdar diye 
gıcırdandım takatsız.

gördüm hepsini, gördüm hepsini, sabrın sonunu!
biri gelse, biri görse, şimdi,
rüzgar sallıyor beni...







bizi Aşkınla meşgul et!

morobook:

Morocco.Taliouine.women harvesting Saffron from Saffron Field






"O, her asrın mûasırı, her ânın hâkim ve sâhibidir! Nebat, hayvan, insan nasıl kendi hilkatlarındaki devam iştiyâkı ile ürüyorlarsa, rûhun devâmı da aşktandır. Aşk, her nefes yenilenmek, yaratılmak demektir.
Var olan herşey aşktan dolayı vücut bulmuş ve insan da ona karargâh olmak için yaratılmıştır. 
Fakat şu da var ki, herkes kendi istîdadına münâsip olan şeye gönül kaptırmış ve aşkı vasıtasıyla onu kendine çekmiş ve onunla aynîleşmiştir. Meselâ ekmeğe muhabbetin olmasaydı, o ekmek senin vücûdunda erir ve seninle birleşebilir miydi? Sen ona görünüşte nasıl muhabbetli isen, o da sana mânâda öylece muhabbetlidir. Görüyorsun ki ekmek cansız iken insan vücûduna girince insan oluyor. İşte "cansız olan ekmeğin bu sûretle insan olması nedendir?" dersen, senin ona aşkındandır. Öyle ise bil ki, aşkın husûsiyeti cansızı bile tebdil edip rûha ve cisme yardımcı etmeye kādir oluyor.". 


Semiha Ayverdi











18 Ocak 2016 Pazartesi

Şehit Furkan Doğan Yetimhanesi bitiyor inşaAllah




Patanili 40 yetimin hem kalıp hem de hafızlık yapacağı "Şehit Furkan Doğan Yetimhanesi ve Hafızlık Merkezi" inşaatının yüzde 70'i tamamlanmış... Katkısı olan herkesten (özellikle Adem Özköse'den) Allah razı olsun...

Ahmet Doğan






başıma gelebilir diye önlem almışımdır :))









Sen seni terk eyle, sende sahib-i fermanı bul





Ey gönül ağla, gönülde hükmeden sultanı bul / Sen seni terk eyle, sende sahib-i fermanı bul...”
 Diyor Osman Kemâli hazretleri. 
Kendi hakikatimizin nuruna kavuşmaya, varlığın birliğini ispat etmeye geldiğimiz bu
dünyada neyi aradığımıza dair sahici bir ipucu sunan şiirlere sığınıyorum derken. Aşk şiirine. Ki gözyaşım, geldiği kaynağa aksın. Hiç değilse geceleri.
Gecenin de gözleri yaşlı gibi. Tüm varlık sanki gözyaşı döküyor. Öylesine bir sağanak yağışa tutuluyor insan bazen. Ilık, tuzlu bir arzu. “Aç gözün, ayna ayân olsun basîrün bil-ibâd / Yüzde, gözde, elde, dilde seyreden Sübhânı bul...”


Leyla İpekçi





kendini elden çıkarmak ne zor







ilk ve son kez gördüğümüz insanlar;

aksi ispat edilmedikçe benimdir,
ilk ve son kez işlediğimiz günahlar kadar

her gün geçtiğimiz, 
ama hiç gitmediğimiz 
o yerlerdeki kovulmuşluk hissi
bunu en kötü kim anlar
ben mesela 
bütün fidyelerin rehinesi

gözümün gördüğü her yer çok dar
tek şansım konuyu bilmemenin masumiyeti
sonra bir oğul daha babasını andırır
kanepeler çekilir, bir yüzük daha bulunur

sorarım; neden bütün keskin nişancılar kekeler? 
ben neden sinirli birisi olurum, ki benim sinirim
renklilerin arasına karışmış beyaz bir gömlektir
ölümün rengi çıkar, yine de giyerim


bilmediği her şeyi bana öğreten ömrüm

kriz zamanı ilk kısılan arkadaşlar gibi
evde yapılmış bir sona hazırlanıyor
gardımı da koşarken düşürmüşüm bir yerlerde

Rabbim, 

kendini elden çıkarmak 

ne zor..



Furkan Çalışkan









10 Ocak 2016 Pazar

Madaya acil yardım bekliyor.Kardeşine sahip çık!



En az 23 kişinin açlıktan öldüğü Madaya'da kuşatma altındakilere destek için başlatılan etikette rejim ve Hizbullah yanlılarının yemek fotoğrafları paylaşması tepki çekti. Madaya da ki anneler çocuklarına ağaç yaprağı kaynatıp yediriyor subhanAllah. Şu ana kadar Türkiye den sadece SADAKA TAŞI DERNEĞİ yardım ulaştırabilmiş.Allah yardımcıları olsun.
Bu beyinsizlere de Allah acil akıl fikir versin.








SADAKA TAŞI  DERTLİ YAZ 2989 a 5 TL GÖNDER

İHH madaya YAZ 3072 YE 5 TL GÖNDER















Hepsi Öldü!








Prof.Dr. Mehmet Görmez (Siz ne muhterem bir insansınız.İyi ki varsınız)




"Mescid-i Aksa’nın ibadet mekanı olarak müslümanlar ile gayri müslimler arasında dönüşümlü olarak paylaşımını kesinlikle kabul etmiyoruz, kabul etmeyeceğiz.
Kurulduğundan beri Mescid-i Aksa bir İslam mabedidir ve kıyamete kadar da öyle kalacaktır."

Prof. Dr.Mehmet Görmez






2 Ocak 2016 Cumartesi

Yeşil Kubbe Üzerinde Bulunan Minik Kubbe’nin Hikmeti




Peygamber Efendimiz s.a.s. Efendimizin kabr-i saadetlerinin bulunduğu kısmın üzerine ilk kubbeyi Memlük Sultanı Kalavun yaptırmıştır. Emir büyük yerden gelince kubbe inşâsı için vira bismillah denilmiş. Lakin ferasetli ecdadımız, Nebiler Nebisi’nin kabr-i şerifinin üzerinde bu kubbeyi nasıl inşâ edeceklerini günlerce düşünmüşler. “Biz nasıl olur da Efendimiz s.a.s.’in üzerinde çalışabiliriz; bu çalışmamız Ona s.a.s. ve halifelerine karşı saygısızlık olur” diyerek, düşünmüş, düşünmüşlerdir. Nihayet aralarında anlaşarak, “madem bu kubbe illa ki inşâ edilecek, o zaman her bir inşaat malzemesinin adını değiştirerek kubbeyi inşâ edene dek, tek bir dünya kelamı konuşmamaya yemin edelim demişlerdir. Çivinin adı: Allah-u Ekber, çekicin adı: Sübhanallah, tahtanın adı: Sallallahu ala seyyidina Muhammed, çamurun, liflerin her birinin adını Allah’a ve Peygamberine ait övgü sözleri ile eşleştirmişlerdir.
Bu ne güzel bir incelik, zarifliktir; Ya Rabbim!
Hicrî 9. asrın sonlarına doğru ise Sultan Kayıtbay, yıpranan Kubbeyi inşâ ettirmek istemiş. Bu kez bir ferasetli düşünce de Kayıtbay Sultanımızdan gelmiş ve Peygamber Efendimiz s.a.v’in kabr-i şerifi ile sema arasındaki bağı kubbeyle kesmemek adına, kabr-i saadetlerinin üzerine minik bir kubbe daha yaptırmıştır. Bu kubbe oldukça büyük genişliktedir ve güvercinlerin girmemesi için çok ince bir telle kapatılmıştır. Bu açıklığın sayesinde Efendimiz s.a.v.’in kabr-i şerifine; kara gecenin yıldız ve dolunay ışığı, bereketiyle yağan yağmurun damlaları, kavurucu güneşin sıcaklığı ve hasretle esip savrulan rüzgârın esintileri ulasir. Şimdilerde ise sık sık Medine-i Münevvere’nin ikindi yağmurları Hücre-i Saadet’i şenlendirmektedir. Beyaz mermerler üzerinde ayaklarınızın yanıp, başınızın ıslanabilmesi duası ile…

Eyüp Baylan


Kar;zenginin imtihanı








Sonra  andolsun ki, o gün her nimetten sorgulanacaksınız!


Tekasur Suresi