26 Mayıs 2016 Perşembe

Az bela sanma efendi hasedi mahveder hâsidi kendi hasedi.










Hasetçinin senin sevindiğin zaman üzülmesi 
sana intikam olarak yeter.



Hz.Ömer r.a














Sohbetle parlar iman, talip kazanır irfan. İnsanı arif yapan, fesi, hırkası değil.








Hitap -konuşanın değil- dinleyenin değerine göre ortaya çıkar.


Muhyiddin bin Arabi


-----


Dinleyicinin ilminin ve idrakinin genişliği nispetinde hitap değer kazanır.Mücevherden haberi olmayan ve onu daha önce hiç görmemiş birinin nezdinde bir kıymeti yoktur.

Allah en doğrusunu bilir.


Ahmet Şahin Didin










23 Mayıs 2016 Pazartesi

Dünya sevgisi her günahın başıdır.




Bakma dünyanın varına, düşüp dâim Hak yoluna, Berâtını sağ eline, alanlardan eyle bizi...







"Sen kaç paralık adamsın, paran kadar konuş! " diyen aslında ne demiştir?

Ya: "Benim füzelerimin menzili ve tesirine karşı yapabileceğin bir şey yok! " diyenpolitikacılar?

"Sen şunu şunu biliyor musun? " cümlesini muhataplarına karşı yumruk niyetine kullanan "bilgin/akademisyen" aslında ne yapmaktadır? 



Ne diyordu şâir: 
"Bir cenabetin elinden bir cenabetin eline devreden dünya!"

Ah Hz. Yunus:
Bakma dünyanın varına, düşüp dâim Hak yoluna,
Berâtını sağ eline, alanlardan eyle bizi...



Sait Başer




2/25







"sanki dünya iyileşmez anladım

dünya ve doğu iyileşmez asla!"


Seyyidhan Kömürcü





biri ve diğeri





“de ki dünya,

ve dağlarına bu kadar üzgün davranan dünya,
madem bu yağmur bu çamuru anlamıyor artık sen dönerken,
ben bu kahrı bir ağız tadı olarak öneriyorum hayata işte,
derler ki ruhunda kocaman şüphe,
kalbinde kara bir lekeyle doğarmış insan.
insan,
yani biri diğerini kör kuyularda merdivensiz bırakan”




Geçti Pozun Pazarı, Sür Eşeği Selfie`ye



“Çekeceksen Rabb’i taklîde çalış.. Güzel olanı çek, en değerli bulduğunun arkasından koş ve yalnız onu sakla.”


Doksanlı yılların başında, muhterem Göktepe amcaların evinde, bir iftar sonrası, yeni aldığımız fotoğraf makinamızla, ağabeyim bir hâtırâ fotoğrafı çekmek istedi. Bu teklifin, kendi evinde yapılması karşısında zor durumda kaldığını pembeleşen yüzü ve mütebessim çehresi ile ifade etmeye çalışan Göktepe amca:
-Mahmut, inan ki ben çok uzun zamandır fotoğraf makinasının karşısına geçmiyorum, hadi sizi bu akşam kırmayayım ama.. dedi..
Şaşırdık mı? Çok da değil. Çünkü etrafımız, fotoğraf makinasına poz vermekten, edepten ötürü imtinâ eden bir sürü amca ve teyzeyle doluydu.
O fotoğrafı şimdi arasak, evlerimizden birinde çıkar; ama bakıldığında Göktepe amca ve yakın arkadaşı babamızın da içerisinde bulunduğu o fotoğraftaki o iki çift göz, o odada, yerde bir noktada sabitlenmiş olarak görülecektir.
Şimdilerde ortaya çıkan ve adına “selfie” denilen fotoğrafları gördükçe bu ve benzeri anlar geliyor gözümün önüne. Demli mi düşünüyorum? Belki evet ama azı dişleri görününceye kadar gülme hudûdu belirlemiş bir peygamberin, dişlerinin dolgu ve tamirat ayrıntıları da tespit edilecek kadar işi ileri derecede görselleştirip aktarımı serî hâle dönüştüren ümmetinin bu rüzgârdaki hâli beni pek de huzurlu kılmıyor. Devamlı mutluymuş gibi görünmek, müslümana yakışmıyor.
Rahmet Deklanşörü
Babam der ki: "Allah insanı affedip cennetine koymaya hep bir bahâne arıyor.”
Hakîkaten yaptığımız doğru-yanlış tüm işlerimizde bizi yaşatan ümit aslında hep bu.
Bize yaşattığı sayısız anlardan bir poz arıyor belki de Cenab-ı Hak.. Bir kare, bir durum.. “Seni şunun için affettim” diyeceği bir malzemenin peşinde Yüceler Yücesi..
Merhametinden, hep sonraki an ve zamanlarımızda fırsatlar vererek “bir daha.. bir daha..”ya kapılar açıyor..
Yakın geçmişte, fotoğraf çekimi ile yeni yeni meşgul olan bir kardeşimize, tamamen bu ilmin bilgisinden berî olarak şunları söylemeye çalışmıştım:
“Çekeceksen Rabb’i taklîde çalış.. Güzel olanı çek, en değerli bulduğunun arkasından koş ve yalnız onu sakla.”
Sâlih amel, muhabbet, teslimiyet ve samimiyetle Allah’a verilen her bir poz, birisi olmazsa birisi olur hüviyetinde birer kurtuluş biletidir diye düşünmek.. Güzel iş..
Okuyan, yazanın da nasîbi için dua eylese, ne iyi..

Halit Yasir Özoğul 
Genç Dergisi



12 Mayıs 2016 Perşembe

Mütevazi Olun






İyaz İbnu Hımâr (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) buyurdular ki:
 Allah Teâla Hazretleri, bana: 'Mütevazi olun, öyle ki, kimse kimseye zulmetmesin, 
kimse kimseye karşı böbürlenmesin.' diye vahyetti.”


(Ebu Davud, Edeb 48)






9 Mayıs 2016 Pazartesi

8 Mayıs 2016 Pazar

bıçak çektim dünyaya






İçimin canına okudum
Bu yüzden sadece ona
Yine de kalktım gezdim dünyada
Beyaz!
Güya bembeyaz şeylerden bahsedecektim
Lirik parmaklarıma dökülen mürekkeple canıma bulaşan ağu mesela
Madencilerin elindeki demirin ağrısı ya da
Tam ortasındayken bir ömrün
Bulaştı canıma dinmez bir masal
Bir kalmak acısı
Aslında bembeyaz şeylerden bahsedecektim
Bir güle kırmızı davranmanın hikayesinde kaldım
Toydum ve hakir
Dedim bileye bileye ettiğimiz bu heykel ne kadar da çirkin
Ne kadar da sakar şu ettiğimiz akıl
Şu dalgın merhamet
Şu yol yordam
Yine de kalktım yürüdüm dünyada
Leke bir kalbin kenarındaki yavaşlık
Soğuk bir yüze bulaşmış masal gibi
Yuvarlaktır dediler dünya
Yanlış ve uzundur anladım
Kalktım ben de yürüdüm bir sürü yanlış fotoğrafta
Zehir zehir çevirdiğim sayfanın kalbinden edindiğim leke mesela
Toydum ve hakir
Dedim dilerim sokak öldürsün sokağa seslenenleri
Sonra umur vurulunca bir kalbin ara sokağında
Sanki dünya iyileşmez anladım
Dünya ve doğu iyileşmez asla
Üç çizik attı kalbime doktor
Her sabah aç karnımla üç kere seni unutmalıyım sandım
Kalktım bıçak çektim dünyaya
Toydum ve korkunç hakir
Yine de kaldım
Kaldım ve sandım
İçimin canı yokmuş
Kapkara bir kelebeğe acilen kiralıkmış kalbim
Sonra sessizce alnından indim
Bıçak çektim dünyaya

Seyyidhan Kömürcü




"orada onunla mutlu musun?" dedi kızı




Sanki incecik bir ip üstünde yürüyor gibi dikkatliydi,bir başkasının içini adımlarken.
"Beni affedebilecek misin?" dedi biri.
"Ya sen,sen affedebilecek misin seni ?" dedi gözlerinin içine bakarak diğeri.
Başkalarının hayatlarında yara açmamak için tırnaklarını sürekli kendine batıran insanlar da var.

Gökhan Özcan





Afrika’da Albino Annesi Olmak


Afrika’da Albino Annelerinin Yüzünü Güldürmek Zor
Adı Zaynab Mohamed. 34 yaşında. Yürüme özürlü doğan ilk bebeği Asnad Abdullah’dan sonra şimdi 7 yaşında olan kızı Aisha, ona Afrika’da albino bir çocuğa sahip olmanın nasıl bir his olduğunu tattırdı. 5 yıl önce 3. kez anne olduğunda tekrar albino annesi olmanın bedelini maalesef terkedilerek ödedi. Eşi yeni bir aile kurunca bütün umutları tükendi. Birisi engelli, ikisi albino olan üç çocuğuyla çaresiz ve korumasız ortada kaldı.

Çocukları yeni doğduğunda onları organ ve insan kaçakçılarından korumak için evini ve yaşadığı köyü terk ederek çok uzaklarda yaşayan ablasına sığındı. O günden beri çocuklarının sağlığı için dualarla bekliyor. Yeryüzü Doktorları, Tanzanya’da Zaynab ve çocuklarının yanındaydı.
Bir Yeryüzü Doktoru olmak; orada ve her yerde, bütün Zaynab annelerin umut ışığı olmak demektir.
Tanzanyalı Anne Yeryüzü Doktorlarına Teşekkür Etti
Gongo La Mboto’lu anne Zamda Yahaya’nın (50) dört çocuğundan üçü albinizm hastası. Çocukları Juma Abdul (26), Marian (22) ve Zeynab (20) bu hastalık ile yaşamaya çalışıyorlar. Yeryüzü Doktorları Tanzanya Albino Medikal Kampında Türkiye ile ilk kez tanışan Zamda, tüm Türkiyeli hayırsevere selamlarını ve teşekkürlerini iletti.
Yeryüzü Doktorları


Annem için....








Ey giden kişi, kendinle kırılan bir kalbi götürdün Böyle benim cismimi fırtınaya bıraktın Ey defterime iptal mührünü basan Senden sonra neler gelmedi ki başıma?

Bir zamanlar benim sığınağım, yaverim olan; Ey evrenin Allah'ı Nasıl inanayım? Gölgesi sonsuza kadar başımda olamadı, Benim ölümüme ve solmama güldü yavaşça..