30 Eylül 2016 Cuma

Sevgili dost,gel ve yüksel!





En iyisi çantamı açmaktı. Daha kapağını kaldırır kaldırmaz, o anı bekliyorlarmış gibi fırladılar içinden ve dağıldılar parkın içine: Güçle hile yan yana iki salıncakta sallanıyor, tenkitle övgü tahterevallinin iki ucunda inip yükseliyor, hevesler kaydıraktan kayıyordu. Sabır, demirlere tırmanırken, suç ve ceza ebecilik oynuyorlardı. Teşekkür ve özüre gelince; onları yanımdan ayıramazdım. Birini sağıma, diğerini soluma oturttum. Uslu dururlarsa onları tahterevalliye bindireceğimi söylediler. Tahterevalliye kim yakışabilirdi onlar kadar!

Ah denge! Sevgiyle kadirşinaslığın, zerafetle takdirin, güzellikle ahlakın dengesi… Ayak vurularak erişilen bulutlar… Ne kadar nadir!

Ah tahterevalli! Ey hayatın özeti! Kısa aralıklarla alçalma ve yükseliş… Güçlüyle zayıf arasında kurulamayan denge! Ey paylaşmaktaki heyecan! Senin için gelmiştim buraya. Beni ancak sen teselli edebilirdin.
Yoksa nasıl açıklardım suyun buz oluşunu, lezzetli mantarların cinayetlerini, saatine bakan yıldırımları, flaşlarını patlatan şimşekleri. Nasıl açıklardım hüznün delirişini?

İşte ay ve güneş de tahterevallide. Güneş tepede ayaklarını sallarken ay güneşi heyecanlandırmanın keyfini yaşıyor. Güneşin yere değince ayakları, ay gökyüzüne nasıl da yakışıyor!

İşte tahterevallinin önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Aşk ve ihanet sıranın kendilerine gelmesi için sabırsızlanıyor, zulüm ve adalet ilk önce kim oturacak diye tartışıyor, hoşgörüyle kabalık, hasretle vuslat, pişmanlıkla hoyratlık, cimrilikle cömertlik, vefayla nankörlük sırada bekliyorlar.

O da ne, enaniyet kalabalığı yararak ilerliyor. Ay ve güneşi tahterevalliden indirip tek başına oturuyor bir ucuna ve öylece bekliyor aşağıda.

Sevgili Dost,
Tahterevalliye tek başına binen, aşağıda durmayı hak eder.

Sevgili Dost
Gel ve yüksel!


Ali Ural




28 Eylül 2016 Çarşamba

beni sen burada bekle!







Şüphe duymadım anne,gelmeyeceksin diye
Kulağımda son sözün;"beni sen burada bekle!"
Yetmiş sene her bahar umut indi bu vadiye.

Abdülhalik Aker








23 Eylül 2016 Cuma

Gün bu gündür.











17-25 ARALIK

17-25 ARALIK- BAKAN ÇOCUKLARI VE DİĞERLERİ
17 Aralık 2013 sabahı yolsuzluk ve rüşvet algı operasyonuna strat verenler toplamda 96 kişiyle ilgili göz altı kararı verdiler.
İçişleri Bakanı Muammer Güler'in oğlu Barış Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın oğlu Salih Kaan Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, bu isimlerde göz altına alınan isimlerdendi.
Bilhassa Barış Güler'in para kasaları ve para sayma makinaları gündemin baş köşesindeydi.
Gazete ve televizyonlarda haklarında; rüşvet almak, babalarının sayesinde ihalelere fesat karıştırmak, kaçakçılık gibi bir sürü suçla itham ediliyorlardı.
Ama haklarında sadece kültür ve tabiat varlıklarına muhalefet etmek suçlaması yapıldı.
Şu anda bile topluma sorsanız, hatta AK Parti yandaşlarına bile sorulsa, rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla alındılar sanır.Ama suçlama bahsedilen dedikodulardan değil yukarıda bahsettiğim maddeden yapıldı.
Barış Güler ve Salih Kaya Çağlayan tutuklandı, Bayraktar serbest kaldı.
Fakat milletin aklında da para kasaları ve para sayma makinaları kaldı.
Suçlama yeterli olmasa bile algı yeterliydi.
Fatih Belediye Başkanı, İş adamları serbest bırakıldılar.
Peki bu kadar sansasyonel isimlerin, hepsini bir günde yapmanın amacı neydi?
Tabi ki sizin bildiğiniz nedenler.
Erdoğan'a ulaşmak.
MİT müsteşarı vasıtasıyla denedikleri girişimi bu sefer yargı yoluyla başka yönden denediler 2. kez.
O günkü ismiyle Paralel yapı'nın dershane bahanesiyle yaptığı bu girişim; tamamen Amerikan çıkarlarına hizmet ediyordu.
Pensilvania'da ki pisliğin emrini ve rızasını kazanacaklarını sanan bu hakim savcı ve polis şefleri aslında vatan hainliğinin daniskasını yapıyorlardı.
Bu arada CHP'nin hala savunduğu 4 bakanın yargılanmasının engellenmesinin nasıl bir isabet olduğunu bugün daha iyi anlıyoruz sanırım.
Yargıda ahtopot gibi her yeri sarmış olanların; rüşvet suçuna girmese bile, ahlak yoksunluğunu algı operasyonlarıyla nasıl asrın rüşvet ve yolsuzluklarına çevirip, yargı içinde ki güçleriyle suçlamaları nerelere taşıyacakları aşikar değil mi?
Zaten maksatta ne Erdoğan Bayraktar'dı ne Muammer Güler ya da Zafer Çağlayan.
Hedef Başbakan Erdoğan'dı.
Ama Başbakan'ın dirayetli tutumuyla bu salvo ucuz atlatılmıştı.
Hemen gerekli müdahaleler yapılmış ve olay geçiştirilmişti...
Acaba öyle miydi..?




.....................



17 Aralık günü yapılan yargı darbesine hükümet sert tepki verdi.
O gün kayıp olan Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın merkeze alındı.
Aksaray'ın yeni valisi Selami Altınok apar topar İstanbul Emniyet Müdürü oldu.Bir çok müdür görevden alındı.
Bu arada internete bir çok ses kaydı düşmeye başladı.
Gözetleme ve dinlemede ustalaşan bu fetö terör örgütü gerçek yüzünü göstermeye başladı.
Olaylar tam duruluyor derken; savcı Muammer Akkaş, Bilal Erdoğan ve 41 işa adamını göz altına alma ve malalrına el koyma kararı çıkarttı.
Fakat bu sefer; İstanbul Emniyet Müdürlüğünde polisler arasında ihtilaflar çıktı.
Göz altı yapmak üzere özel seçilmiş polislerin önünü başka polisler kesti.
Silahlar çekildi.Çatışmanın eşiğinden dönüldü.Karşılarındakilerin kararlı olduğunu gören Fetö'cü polisler göz altı kararını uygulayamadılar.
Muammer Akkaş İstanbul Adliyesi önünde tepine tepine bildiri okudu.
İstanbul Baş savcısı Turan Çolakkadı aynı gün davayı Akkaş'tan aldı.
Bu arada göz altı kararı çıkarılan 41 iş adamının hepsi; gezi eylemlerinin de hedefinde olan projeleri yapan müteahhitlerdi.
3.Havalimanı.
3.Köprü.
Marmaray.
Hedef belliydi.Rüşvet ve yolsuzluk söylemiyle hükümeti düşürmek, Türkiye'nin yüz akı projelerin durmasını sağlamak, ekonomiyi çökertmekti.
Yurt dışındaki ağa babalarından aldıkalrı emri yerine getiriyorlardı.
Yoksa seküler mantıklı Gezi platformu üyeleriyle, güya teheccüt kılan cemaat mensubu yargıç, savcı ve polis şeflerini aynı davada birleştiren neydi?
Ki yıllar sonra bu davaların savcıları Zekeriya Öz ve Celal Kara'yı Alman BND'sinin koruduğu villalarda niye yaşatsınlar ki ...
Kimin köpekliğini yaparsanız onun yal'ını içersiniz neticede...
İşte o gün internete bir ses kaydı daha düştü.
Bilal Erdoğan ve Babası arasında geçtiği söylenen.
"sıfırlamak" ve "30 milyar dolar" geçen meblağlar.
Hakkında çok yazıldı çizildi fazla bir şey eklemeyeceğim.
Sıfırlamak bizim jargonumuzda evden parayı başka bir yere taşıdın mı demek için kullanılmaz.
O montajları yapan geri zekalılar kesin cadde çocuklarıydı.Kasımpaşalı biri niye o kelimeyle ifade etsin.Şahsen ben Sayın Erdoğan'la aynı havayı solumuş, benzer eğitimi almış benzer ailelerde büyümüş insan olarak, sıfırlamak kelimesinin yerine 100 kelime bulurumda sıfırlama yine aklıma gelmez.
Ayrıca o konuşmada geçen 30 milyar dolar gibi bir parayıo Bilal Erdoğan kaç hamalla, kaç saatte, kaç tırla taşımıştır acaba...
30 milyar dolar 7 katlı bir apartmanı kaplar, taşımak için 30 Tır gerekli.
30 Tır'a yüklemeyi de tüm Kısıklı el birliğiyle yapmalı.
Yani o kaseti montajlayanlar ya hayatlarında hiç para görmemiş, ya da hiç dayak yememiş katıksız o....  çocukları...
Ayrıca o tarihlerde; Sayın Başbakan'ın koruma polislerinin 60 tanesinin kendilerinden olduğunu övünerek anlatıyorlardı.
Böyle bir parayı ne görüntüleyebildiler, ne yakalayabildiler ne ispatlayabildiler.
Zaten böyle bir şeyin aslınmın astarının olmadığını onlarda biliyordu.
Maksat bütün sansasyonel isimleri aynı torbaya koyup kamuoyunda "rüşvet ve yolsuzluk" algısını oluşturmak, gerekli tutuklamaları yappıp hükümeti düşürdükten sonra da , belge düzenlemekte mahir olan paralel yapının karanlık ellerince gerekli çalışmalar yapılacaktı.
Bu ikinci salvo da atlatıldı.
Ama Türk ekonomisi 1 haftanın sonunda 150 milyar dolar kaybetti.
Paralel Yapının yaptığı tezvirat dünya sahnesinde Türkiye aleyhtarı lobiler için bulunmaz fırsat oldu.
Tepe tepe kullandılar.
Zorlukla durdurulan bu yargı darbesi sayesinde Hükümet artık bu yapıyla kesin mücadele etme kararı aldı.
Ama bu sefer de, 17-25 Aralık tarihine kadar Fetö örgütüne demedik laf bırakmayan CHP ve MHP ve diğer bazı ufak partiler hararetli birer cemaat savunucusu oldular.
Maksat hep aynıydı...
Erdoğan'ı durdurmak...
Biliyorlardı çünkü; Erdoğan durursa,
Türkiye dururdu....


Orhan Baylan










Donald Trump: "DAEŞ’in kurucusu Obama, yardımcısı da Hillary’dir!"



trump ile ilgili görsel sonucu




ABD'de emekli diplomatlar, Trump'ın ABD başkanlığına karşı çıkan bir mektuba imza attılar. O halde Trump'u desteklemek boynumuzun borcudur. Clinton'dan daha iyi olduğu için değil ona göre daha az tahribat yapabileceği için.

Selami Haktan

II.Abdülhamid'in duası





Helal etmiyorum!
Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere 
hakkımı helal etmiyorum.
Beni, benim için lif lif yolsalar, 
cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, 
sarayımı yaksalar; 
hanûmanımı, hanedanımı söndürseler, 
çoluğumu gözümün önünde parçalasalar 
helal ederdim de, Sevgili'nin (SAV) yolunda yürüdüğüm için 
beni bu hale getiren 
ve milletimi ateşe atan insanlara 
hakkımı helal etmem!
Allah'ım!.
Mukaddes isimlerine 
kurban olduğum Allah'ım!
Yâ Adil!
Bana "Kızıl Sultan" adını takan 
ve devrilmem için 
ellerinden geleni yapan Ermenileri, 
şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun. 
Bu cellatları da kim bilir 
kimlere parçalatacaksın?
Fakat yâ Rahman;
adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz. 
Bize acı! 
Resulünün, Sevgili'nin, Kâinatın Efendisi nurunu kaybeder gibi olduğu için 
bu hale gelen millete, 
rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et.
Yâ Kâdir!
Kundaktaki yavruyu, 
almış kaçıran leş kuşunu düşürüp, 
çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir. Leş kuşlarının gagasında 
kundak çocuğuna dönen milletimi 
kurtar Allah'ım!
Yâ Ma'bud;
ömrümde tek vakit farz namazı 
kaçırdığımı hatırlamıyorum. 
Ama tek vakit namazım olduğunu 
iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum. 
Huzurunda eğileceğime, kaskatı kalıyorum 
ve duada ruh teslim edeceğime, 
yatağımda kıvranıyorum. 
Sana kulluk gösteremeyen 
bu kulunu affet Allah'ım. 
Eğer, yılları tesbih dizisince süren 
hükümdarlığımda seni bir kere anabildim, 
Resûl'üne bir kez bağlanabildimse, 
duamı, o bir kere 
ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et.
Yâ Sübhan!
Şu titrek elleri, 
kıyamet gününde sana "ümmetim, ümmetim" 
diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde, 
şimdi "milletim, milletim" diye dilenen 
bu ihtiyarın duasını geri çevirme. 
Milletimi evvelâ, "Ba'sü bâ'de'l mevt"siz bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar 
ve sahte kurtuluşlardan kurtar 
ve O'na bir gün gelecek kurtarıcıları, 
gerçek kurtuluşu nasib eyle.
Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim 
hiçbir saadet ümidim kalmadı. 
Bari felaketi olsun 
bana daha fazla gösterme Allah'ım. 
Ayakta duramaz haldeyim, 
vâdem ne gün dolacak Allah'ım!.

II.Abdülhamid Han



TSK El Bab'a yaklaştıkça Kilis'e bombalar düşüyor.







Kavga sizin evde oluyorsa; sizin masa sandalye, çanak çömlek kırılır.
ABD'nin yaptığı budur.
Savaşı başkasının toprağında yapıyor.
Zafer kazanmasa da harap olan kendi Ülke'si değil...
Onun için Türkiye'nin Orta Doğu savaşlarında ki dikkati bu yüzden...
Kilise düşen 2 roketin tahribatına bakın anlarsınız dediğimi...

Orhan Baylan






22 Eylül 2016 Perşembe

abd:O okullar bizim



abd flag gif fire ile ilgili görsel sonucu



Fetullah Gülen'e Pensilvanya’da barınmasına izin veren ABD, FETÖ ile mücadele eden Gambiya’da da örgüte kol kanat germiş. Gülen'in okullarını kapatan Gambiya hükümetine, “O okullar bizim” diyerek sert bir nota vermiş.

Not:Kısa bir süre önce Gambiya İslam Devleti olduğunu duyurmuş hatta Arakanda budist rahipler tarafından zulüm altındaki müslüman kardeşlerimizi ülkelerinde barındırabileceğini söylemişti.
Allah cc yar ve yardımcıları olsun.







Chp ile birlik olamazsınız zira Milli değildir!





Adamda zerre kadar "hatalarından ders alma" ve "yanlışını düzeltme" yeteneği yok.
Tam tersine "palavralarına sımsıkı sarılma" gibi çok ilginç ve çarpık bir yetenek var.
Gene sallamış.
Eski sallamalarını yinelemiş.

Belki de "bu Engin Ardıç denilen herif aksini söylüyorsa benimki doğrudur" şeklinde yamuk bir akıl yürütüyor, kimbilir?


Ya da tenezzül buyurup yazılarımızı okumuyordur, canı sağolsun. Öyle büyük bir önderin, öyle mümtaz bir şahsiyetin karşısında biz kaç paralık yazarız?
Önce iktidar programını "Türkiye'nin her yanını okullarla donatırım" şeklinde açıklamış ki, kendisinden bundan daha geniş bir ufuk zaten beklemiyoruz.
İsmet Paşa zihniyeti alt tarafı...
Tipik  yaklaşımı...

("Fabrikalarla donatırım" diyemediler ve diyemiyorlar.) Sonra da "Mustafa Kemal'in önce Köy Enstitüleri'ni kurmakla işe başladığını" söylemiş.
Bu haltı geçenlerde ensesi kalın bir gazeteci de yemişti.
Eh, amigo yellenirse müşteri de yestehler!
Mustafa Kemal 1938'de ölmüş, ilk Köy Enstitüsü 1940'da kurulmuş.
Kim hangi işe nereden başlamış, siz karar verin.
Ama hazret sallıyor. Sallaması kimsenin de umurunda değil ama o yılmıyor. (Amigolardan biri, hazretin Karadeniz kasabalarında verdiği "Cumhuriyet Meydanı'nın ismi değiştirilmesin" temalı meydan nutuklarını kimsenin iplemediğini, bunun halkta heyecan uyandırmadığını itiraf etti.) Sonra bildik zırvalarından birini gene tekrarlamış:


"Eğer cumhuriyet olmasaydı Tunceli'nin kuş uçmaz kervan geçmez bir köyünde büyüyenben de CHP Genel Başkanı olamazdım!" Yok yahu, biz senin Fetö nün Deniz Baykal kaseti" sayesinde ve CHP medyasının ittirmesiyle genel başkan olduğunu sanıyorduk...

Cumhuriyet olmasaydı elbette bir Cumhuriyet Halk Partisi de olmazdı, onun bir başkanı da.
Aristo mantığı, diyalektik mantık, asker mantığı, Kılıçdaroğlu mantığı... Okullarda okutunuz.
O arada iktidara da "rüşvet-i kelam" vermiş:


"Cumhuriyet olmasaydı, Toroslar'ın bir dağ köyünde büyüyen Ahmet Davutoğlu,Erzincan'ın bir köyünde büyüyen Binali Yıldırım başbakan olamazdı." 


Peki, Kırcaali'nin Çepelce köyünde doğmuş, alt tarafı Selanik Postanesi'nin telgrafmemuru Talat koca bir imparatorluğa nasıl sadrazam olmuş Kemal Beyciğim?
Selanikli memur çocuklarının aynı imparatorlukta general olabildikleri gibi...
Amigoların son günlerde Nutuk'u yeniden okuduğunu yazarak sana puan toplamaya çalışıyorlar, vakit bulursan otur da Osmanlı vezirlerinin kökenlerini araştır. Bak bakalım kim nerenin hangi köyünden kimin çocuğuymuş?

Engin Ardıç








21 Eylül 2016 Çarşamba

KÂFİRE ALLAH HİDÂYETİ VERMEZ. { Vallahu lâ yehdil kavmel kâfirîn. }







KÂFİRE ALLAH HİDÂYETİ VERMEZ.

{ Vallahu lâ yehdil kavmel kâfirîn. }



► 28/Kasas Sûresi, 56. (Resûlüm!) Şüphesiz sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin. Fakat Allah dilediğini (iyi niyet ve amellerine göre) doğru yola eriştirir. O, doğru yola erişecek olanları daha iyi bilir. [krş. 2/171; 12/103]

(Resûlullah (sas.), kendisini her yönüyle himaye eden amcası Ebû Tâlib’in ölmeden önce iman edip müslüman olmasını çok istemişti. Fakat o, çevre ve mevkisinin verdiği gururu yenemeyip “Çevrem ve kadınlar beni ayıplar.” diyerek Allah’a ve Resûlü’nün tebliğine teslimiyet göstermeden/müslüman olamadan ölmüştü.)





ALLAH varken amerika yoktur.




bir türkü öldürsün beni,bir Türk öldürmesin



Savaştayız, biliyorsun.
İnsan savaştayken de güzel şeyler hatırlayabilir.
Mesela annen seni bir gün bir güzel dövmüştür
Keşke yanımda olsa da bir daha vursa süpürgenin sapıyla
Dersin
Savaştayız, biliyorsun.
İlk kez olmuyor bu
Kırk yıldır savaşta olan bir ülkedeysen
Kahır damının bacası yok, demeyi de öğreniyorsun
Ellerim
Ne barış bilir ne savaş
Ama hep yanımda durur, iki güvercin ölüsü gibi bazen
Şöyle bir kanatlarını açsa
Memlekete sarılsa
Hiç olmazsa varıp köydeki dut ağacımıza konsa
Ve gözlerim...
Dur, savaştayız!
Biliyorum
Hoyrat bakışlarla tarazlanmış daha çok gözlerim
Al hançeri vur bağrıma
Öldür ki ölem, 
Bir türkü öldürsün beni
Bir Türk öldürmesin
Silahların duldasındaydık ve Afgan pilavı yiyorduk
Ve mevlevi sahip gülerek anlatıyordu ölüme giden dostlarını
Kitaplardan kekeleyerek öğrendiğim o söz
Gelip duruyordu karşıma
Her şeyin bir kaderi vardı
Her ademin bir kederi vardı
Savaş değildi keder
Adem, kederdi.
Ellerimizi yıkadık yemekten sonra
Kadına çocuğa toprağa hayata dokunan
Duaya durup nûra dokunan ellerimize birer silah aldık
Ne diri tenlerden akan ısı
Ne duru sulardan gelen inşirah
Hayattan nasibi tükenen tenin soğukluğu
Savaşın da bir kaderi var.

Zeki Bulduk








Allah cc cezanı verecek deyyuz ban ki moon!




 




Güney Şam'da rejim kuşatması altındaki mazlum kardeşlerimize Birleşmiş Milletlerin lutfedip gönderdiği bozulmuş,böceklenmiş ve tarihi geçmiş gıda maddeleri.







19 Eylül 2016 Pazartesi

bizi anons ediyorlar ölmekteymişiz





hepimiz kabullenmenin
sırasına giren itirazlarız
başta
           yaşamak
                            üzere
sonu olan şeylere düşmanlığımız var
unutman yaralıyor hatırımda kalanı
mazine kastediyor yarını planlaman
büyük bir azimle belleğinden sildiğin
her üç anıdan biri kadavra çıkar
alnımdan başlayarak yoruyorsun ya beni
giderek altında kalıyorsun yemininin
rüyadan gayrı çaremiz de kalmamış
iki kere iki dört ise bu bendeki beş kimin

iki lafın belini arzuhalle dert edip
gözlerini indirsek çağdaş koşan atlardan
hamamlar zihinleri eşitlikten paklasa
keselense bir dünya faşist olan sırtlardan
şöyle seni yalvarıp nefsinden gayrı bana
bana bir şarkıya başlar gibi dur
rüyayı parçalayan alarmı sustur
koy elini avunan yıllarının üstüne
kazandım dediğine bir yitim uydur
bütün gelecekler yaşandı ve bitti
doğar doğmaz başlayan ölümünü al
dağılan geçmişine şimdiyle tuttur

sonu olmayan bir binek istiyorsun
ya da hiç başlamasın eğer ki bitecekse film
işte ömür binmiş ölüme
birlikte iki resim daha çektirdik diyelim
bileti yananların dünyasında ava hazırlanan iki at daha
kendini ateşe vermiş bir fitil
kirden etmeye niyetli derimizi
ensemizde tek bir tüy kalmayana dek
ölmeyi bilmeyen meşgaleler çevreler cevrimizi
şu güzel renklerin arasından bir renksin
varsa ipotek altına alınmayan bir yanım
vallahi o da sensin
bana ait değilsin bana dairsin
ağır bir sicil gibi duruyorsun ayıplarımda

şimdi masif bir kanama olarak
bizi anons ediyorlar bütün radyolarda
büyük bir kanama sevinci içerisinde
iknaya yanaşmıyor arterlerimiz
işte o faydasız terlemenin sonunda
yine bir kabullenmenin eşiğindeyiz
bizi anons ediyorlar ölmekteymişiz
ne ara ayrılığın adamı olduk
ne ara direndik kavuşmaya biz
ah şu cemiyet hayatı da olmasa
sahiden yaşıyoruz zannedeceğiz

ve elbet sırası geldiğinde ki gelir
artık bizim olmayan camilerden bir sala
artık bizim olmayan bir cemaat toplanır
artık bizim olmayan bir imamdan kıraat
artık bizim olmayan bir cenaze yoklanır
üç kez iyi bilirdik üç kere helal olsun
sonra biner dünyanın tek vesaiti tabut
birer yoldaş gibi omuzlaşan dostlara
huzur mu demiştik buyuralım buyuralım
dünyanın en rahat yatağı bir toprağa
elbet sırası geldiğinde ki gelir
tok kalkmaktan geçenler meydan okur açlığa

şu kalbime dert diye yuva yapan kim
acı olmayan gerçek ne içindir ne için
biz böyle miydik sen hiç böyle miydin
yönümüzü rüzgar ile değiştiren kim
insan söylediği şarkılara borçlanıyor ya
biz de yaşamak kadar içindeyiz özlemin
demli çay yok burada dünyaya sallamayız
ölüme karşı hepimiz birer çuvallamayız

Alper Gencer