27 Ekim 2016 Perşembe

Bab'Aziz:Bir yol hikayesi


bab aziz ile ilgili görsel sonucu


Tunuslu yönetmen Nasır Hamir’in, kendi filmi Bab’Aziz hakkında şöyle demişti:

“Bu film bir sorudan çıktı aslında: Babanız yanınızda yere düşse ve yüzü çamurlansa ne yaparsınız? Ben olamasam bile benim babam tam bir Müslüman’dı ve şu sıralar onun yüzüne (dinine) çamur çalınıyor durmadan. Ben bu filmle babamın yüzünü silmeye, temizlemeye çalıştım. İslam’ın Batı tarafından sunulan yüzünü değil; bilinmeyen, es geçilen ve unutturulan yüzünü göstermeye çalıştım.”









Sen Nesin?




"Binde birini tanımıyor”dun öyle mi?Bu kıvırma eylemi mi?Belediyeler parsel parsel rant aktarırken yolsuzluk iddiası falan yoktu. Her şeyi “Hizmet” haketmişti.
Ondan sonra savaşı yolsuzluk diye başlattın. Sana verilen emniyet ve yargı alanını, verenlere karşı kullanmaya kalktın.
Mutfak bütçesinden para ayırıp öğrenci bursu veren kadınları Çağlayan Adliyesi önünde eyleme sevkettin.
Bıyığı terlememiş gençleri twit savaşında malzeme olarak kullandın.
Özel kalem müdürü güvenine layık görülen adamlarını, devletin en mahrem toplantısını dinleyip medyaya servis yapma işinde kullandın.
Cumhurbaşkanının yaverlerini, Genelkurmay Başkanının emir subaylarını casus gibi kullandın.
Binde birini tanımıyorsun öyle mi?
Yargıdaki ve jandarmadaki elemanlarına operasyon yaptırıp devletin Suriye politikasını vurmaya kalkıştın.
Banka kurtarmaya sevkettin gönüllerini çeldiğin onbinlerce insanı. Öyle bir katakulli idi ki bu, hizmet gönüllüsü adamlar, başka bankadan para çekip Bankasya’yı kurtarmak için yatırdılar.
Amerika ile, AB ile, İsrail ile, Tayyip Erdoğan’a karşı kumpasta el ele verdin.
Ve geldin, sonunda darbe fitilini ateşledin.
Gözü dönmüşlüğün zirve yapması idi bu. Polisleri kullanmıştın, savcı ve hakimleri kullanmıştın, öğretmenleri, gençleri kullanmıştın, gariban ev kadınlarını kullanmıştın.
Savaş, savaş, savaş.
Dünyada “dialog” diyen bir hareketi, kendi ülkesinde savaşa soyundurmuştun.
Tankları sürdürdün milletin üzerine, F-16’ları, helikopterleri sürdürdün, kurşun yağdırttın...
Bir profesör çıkmış, “Şu sıralar albay olsaymışım” dedi, senin adına. Darbe gecesi, bir gazeteci, senin adına “Yok canım, Cumhurbaşkanı kurtulmuş olamaz” diye konuştu.
Gazetelerin, dergilerin, televizyonların savaş diline göre ayarlandı.
Üç vakte kadar bir şeyler olacaktı Tayyip Erdoğan’a, senin küflenmiş rüyalarına göre.
Bütün bu zamanlarda sana “Harcama bu insanları” diye seslendim. “Dünyada annesinden başka kimsesi olmayan ve bütün sızlanmasına rağmen annesini dinlemeyip, karın tokluğuna Moğolistan’a öğretmenlik yapmaya giden gencin duygularını harcama” dedim.
Şunu söyleyebilirim: Ben senden daha çok hassasiyet gösterdim bu yapıya, bir islami birikim heba olmasın düşüncesiyle.
Bozuk para gibi harcadın ümitleri.
Şimdi bana gelen mektuplarda nasıl bir acının yaşandığını gözlemleyebiliyorum.
Amerika’dasın.
Amerika sana kol kanat gersin diye çırpınıyorsun. Amerika’nın Tayyip Erdoğan’a yönelik öfkesi, senin umutlarının odaklandığı nokta.
Savaş çığırtkanlığı yapan bütün elemanlar, Türkiye dışında bir ülkeye kapağı attılar. Kimi Kanada’da arz-ı endam ediyor, kimi Amerika’nın şu veya bu eyaletinde. Kimi David olmuş, kimi Hans. Oralarda Türkiye’yi vurmak için seferber olmuşlar hepsi. Tepedekiler Türkiye karşıtlarının kucağında bulduğunu sanıyor kurtuluşu.
Türkiye’de Bankasya’yı yaşatmak için seferber olan öğretmenler yaşıyor acıyı. Himmet toplayan, burs bulan kadınlar yaşıyor.
Bu dramı anlar mısın sen?
“Gel, biraz civanmerdlik varsa, ‘Beni alın, ötekileri bırakın, herkes benim çağrıma uydu, bedeli ben ödemek isterim’ de” diye seslendim. Duymadın galiba.
Üfürüyorsun oradan hala. Bedduadan beri, kimyanın bozulduğu gün gibi aşikardı. Şimdi “Yuf”larla konuşuyorsun. Aynı kimyevi bozukluk yansıyor yüzüne. “Bu mu muhabbet fedaisi?” diye soruyorum kendime.
Ben “Allah” değil “alla” dermişim. Bu ancak senin gibilerin aklına gelir. İki yüz yok, bende. İki yürek yok. “Allah’a bağlı bir hayat”ı konuşuyorum insanlarla, kendimle. Sen kendi yüreğine bak bir, orada hangi fırtınalar esiyor ki, böylesine bir ufunet yansıyor kameralara?
Geldiğin bayağılıktaki son nokta ise benden “Koca göbekli adam” diye bahsetmen olmalı. Fizik bir aşağılama bu. Ben senin dilinle konuşmam, bu bayağılığa bayağılıkla karşılık vermek olur, ama kendi kendine bak bakalım, sen nesin?
Son hamlen, sözümona sahip çıkarak Ali Bulaç’ı hapishanede darbelemek oldu.
Tekrarlıyorum, civanmerdliğin kırıntısı varsa, gel teslim ol ve “İnsanları bırakın beni yargılayın” de. “Medrese-i Yusufiye” de bulunmak hep başkaları için mi şeref?

Ahmet Taşgetiren



göğ



gökyüzü hadis ile ilgili görsel sonucu



bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.


Sezai Karakoç






CEMAAT, CAMİA VE SONRASI


Bir dönem“Cemaat” idi.Sonra“Camia” oldu.Sonra ne?Bilmiyorum, o yapıya “Cemaat” iken bağlananlar ve birlikte yol yürüyenler, şimdi ne olduğunu biliyorlar mı?
Buralara gelmek için mi yola çıkmışlardı?
“Cemaat”iken ki yapı ile “Camia” olduğunda ve bugün ne olduğuna kriminoloji laboratuvarlarının ve mahkeme salonlarının karar vereceği noktaya geldiğinde aynı muameleyi mi görmeli bu yapı?
Bağlı insanların gönül dünyaları açısından soruyorum soruyu.
Aslında çok genel bir soru bu.
Böyle bir yapı içinde bulunan herkesin üzerinde düşünmesi gereken soru.
Size bir gün teheccüd kılmanız tavsiye edildi, bir gün de tankın üzerine çıkıp, secde eden insanların üzerine ateş kusmanız. Hangisi, sizin bilmem kaç yılında içine girdiğiniz cemaatti ve hangisi sizsiniz?
Üzülüyorum, içim yanıyor.
Böyle kaç yapı yola çıktığı kodların çok uzaklarına düştü ve kaç insan, gönül karmaşası içinde savruldu gitti?
İslami alan bu tarz oluşumların mezarlığı durumunda. Ve belki binlerce insanın yıkılmış ümitlerinin, duygularının hercümercini yaşıyor.
İslam’ın mazlumiyet günlerinde insanları çağırmışsınız, tertemiz duyguların - bağlılıkların feda oluş hamlesi üzerinde tuğla tuğla bir yapıyı inşa etmişsiniz, sonra da şu veya bu savruluş hengamesinde her şeyin tuzla buz olmasına zemin hazırlamışsınız. Kaç alanda yaşandı bu.
Bunca “Hizmet” çabası, sonunda “28 Şubat soğukları”nın vurgunu içinden çıkıp gelen, bir Müslüman kadroyu alaşağı etmek için miydi? Erbakan’a takılan çelmeyi unutmuştu bu millet. Başörtüsü cephesinde yaşatılan bozgunculuğu unutmuştu.
Araçlarında Fetullah Gülen’in vaazını dinleyenler şimdi F.G’nin nerede durduğunu değerlendiriyorlar mı?
Bir ara ben, “Gülen ahiretini feda eder mi?” diye soruyordum. Ahiret, bir mü’minin ebedi mutluluk veya hüsran hesabını yaptığı alandı. “Mahşer ciddiyetini bilen bir insan orada savunamayacağı işler içine girer mi?” diye düşünüyordum.
Erbakan’a çelme takmanın,Tayyip Erdoğan’ı devirmenin, “Haydi başörtüsü cephesini bozuyoruz” demenin savunması nasıl olacak ki orada?
Müslüman, bulunduğu yeri seçer. Seçerken bilincini kullanır. Ve orada bulunduğu bütün zamanlarda, bilinci devrededir. “Uydum kalabalığa” demez.
Geçmişte bir ara ben, içinde bulunduğum yapının öndeki insanına “Siz” demiştim “Düne kadar şu işi yapmıyordunuz. Değiştiniz. Değişiminiz olumlu yönde değil, ama belki ‘Bu çok önemli mi?’ diye sorabilirsiniz. Peki çok daha büyük bir değişim geçirseydiniz sizi nasıl murakabe edecektik?”
Bir yapının içinde bulunan insanlar, belki üst kadroların davranışlarını belirleyemeyebilir ama en azından kendi ölçeğinde bir değerlendirme yapma, açıklama bekleme, itiraz etme, mümkünse düzeltme sorumluluğunu duymalıdırlar. Kimbilir belki de, bugün küçük olan ama zaman içinde dehşetli bir açı farkına dönüşme ihtimali bulunan bir hatayı önlemeleri mümkün olacaktır.
Amerika’nın “himayesi”nde bir adam Türkiye’de, onbinlerce insanın yüreğine hükmediyor.
Gelin de yanmayın bu duruma.
Koskoca general itiraflarda bulunurken “Sakın Gülen duymasın, beddua eder, geleceğim kararır” gibi konuşuyor. Bu çok dramatik bir durum.
F.G’ye yönelip, “Acı bu insanlara” demek gelmiyor içimden. Onun oraya buraya yönelip, bütün müktesebatını “Yuh olsun” söylemlerine tahsis etmekten merhamete zamanının kalıp kalmadığından emin değilim.
Cemaat’e seslenmek istiyorum. Yani hala o yapının“Cemaat” olduğu zamanlarda yaşayan insanların duygularına.
Teheccüd zamanlarında ellerini açıp ümmet için dua edenlere... Beddua seansları ile yürekleri mengeneye alınanlara değil.
Keşke “Dur”diyebilseydiniz bir noktada, demek istiyorum.
“Dur”diyebilmenin kolay olmadığını bile bile.
“Uçağa, tanka, helikoptere bin ve insanların üzerine bomba yağdır”denildiğinde dur diyebilseydiniz hiç olmazsa...
“Beddua edin”dendiğinde “Kime? Niçin?” diye sorabilseydiniz.
“Alnı secdeye gelen insanlara bu düşmanlık neden?”diye sorabilseydiniz.
Bazı şeyler için çok geç, evet.
Ama gene de bir hamle yapmak lazım. “Cemaat nerde?” diye sormak bile, kendi yüreklerimizde nelerin kaybolduğuna bakmak bile, “Kim nerede neyi oynuyor”u görmek bile bir hamledir.

Ahmet Taşgetiren




24 Ekim 2016 Pazartesi

biraz kan akmalı mı diyorum gözlerinizden hiç değilse ağlamalı mısınız yahut tek bir damla

kıll bıll ile ilgili görsel sonucu

diyebilirim ki ben
hepinizin ortasından
sessizce geçmeliyim
size söyleyeceklerimi biriktirdiğim
defterimi gözünüze
ve söylemek üzere olduklarımı
hazırladığım kalemimi de
gözünüze sokmak için

biraz kan akmalı mı diyorum
gözlerinizden hiç değilse
ağlamalı mısınız yahut tek bir damla

kanatmak zor olmamalı
insanın kendi gözlerini

size
hepinize
cem-i cümlenize
aristokratça bir küfür mü etmeliyim?
yoksa kalemimle mi deşmeliyim
kanatmaya korktuğunuz kuru gözlerinizi?

bana kızıyorsanız
antipatik kelimesinin
etimolojik yapısını düşününüz.
sonunda empatik olamayacağınızı anlarsanız
demek ki haklıyım,
kızmanız için bir sebep yok.
ama benim hâlâ bir sebebim var
gözlerinizi ağlatmak için

gözleri ağlatmak
anlatım bozukluğudur
derseniz tam bu anda
tam bu anda bir kez daha haklı çıkıyorum
ısrarla empatik insanlar olduğunuz konusunda

ve yine
gözlerinizi kanatma ve ağlatma hakkını
elimde tutuyorum

evet evet
sadece biriniz değil
hepiniz
cem-i cümleniz
taşa tapanlar da
taşa tapmamaya tapanlar da

helvaya tapanlar
ve siz helvaya tapmayıp
tapması gerekene de tapmayanlar
sizin de aranızdan sessizce geçmeliyim,

hemhal nedir bilirsiniz
gözlerinizi kanatmayabilirim


Raşit Ulaş Çetinkaya



meğer İhsan Yılmaz Türkiye'de şeriat olmadığı dinini yaşayamadığı için hicret etmiş.







15 Temmuz şehidi Kurmay Albay Sait Ertürk











oyyy!





annemin ahşap yorgunluğuydum
içli nefesinde gecikmiş bir bahar
kapılar açıldı sandım kapılar yakın
sonra beni bir yokuşta unuttular


Elif Nuray





ah şu nefs








birbirimizi sevmekten başlasak

"Bir hurmanın yarısı da olsa onu sadaka olarak vererek ateşten korunun! Kim yarım hurma bulamazsa güzel bir sözle korunsun!" Hz.Muhammed asm






Sığınmacılara yardım eden derneklerden birinde görevli olan bir adam anlatıyor:
Ailelere elbise dağıtıyorduk. Elbise yardımını derneğe ait kimlik kartı gösterenlere yapıyorduk. Bu çocuk kendi resmini evinden getirmiş, eliyle kestiği karton parçasına yapıştırmıştı. Elbiseleri almak için bu resmi gösterdi.
Görevli diyor ki: Onu farketmiştim. Onunla ilgilenmek için ona doğru gittim. Bana kartı gösterdi. Ona elbiseleri verdim
Elbiseleri aldı ve gülerek arkasını döndü
Beni kandırdığını düşünmüştü.
Görevli sözlerini şöyle tamamlıyor:
Bu gülüş, hayatımda şimdiye kadar gördüğüm en güzel gülüştü. Gülüşü hala hatırımda, ebediyen de hatırımda kalacak




23 Ekim 2016 Pazar

pazarda 50 lira













Mümin beş türlü şiddet arasındadır







Mümin beş türlü şiddet arasındadır. Müslaman kardeşi onu çekemez, münafık ona buğz eder, sevmez onu, kafir onun canına kasteder, kendi nefsi onunla uğraşır ve şeytan onu şaşırtmaya uğraşır.



Ravi: Hz. Enes (r.a.) [Ramuz El-hadis]









İçimizdeki lavrınslar






İslam ülkelerindeki vesayet sisteminin fikir babası Lawrens'tir.
"Müslümanlar başlarında İngiliz vali görünce sömürüldüklerini anlıyor ve bağımsızlık derdine düşüyor. Onların başına bizim yetiştirdiğimiz, fikri zikri bizden olan ama onlara benzeyen adamları getirmeliyiz.. Böyle yaparsak kendi kendilerini yönettiklerini zannederler.."
Hasan El Benna şunu söylüyor: 
"Mısır'ı dışı Mısırlı içi İngiliz şahsiyetler yönetti bu güne kadar"
İşte Irak'ı yöneten Arap kılıklı İngilizler.

Şevki Karabekiroğlu







küfür tek millettir!



brzezinski: abd'nin darbeye desteği büyük hataydı!!









14 Ekim 2016 Cuma

Ağlıyorum bir karanlık karayel saçlarına






Durmadan akıyor kalbim ayaklarına bana karanlık bakma 
Ağlıyorum bir karanlık karayel saçlarına 
Çekme ülkemden nar yangını gözlerini
Beni bu kentten kurtar beni yalnız ko git beni 
Arıyorum arıyorum o ilk çağ ırmaklarında sedef ellerini

Erdem Bayazıt











garip




Bir insan acıdan delirdiğinde, insanlar onun acısını değil,deliliğini görür.



















seni Allah'tan başka kimse anlamaz

















çile



Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca, 
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı, 
Ki uçlarından çile damlardı. 
Güneşte nane kurutmayı, 
Ben acılarımın başını, 
evcimen telaşlarla okşadım bayım. 
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. 
İnsan kaybolmayı ister mi? 
Ben işte istedim bayım. 

Didem Madak



12 Ekim 2016 Çarşamba

Masum Eli Derneği Okul Çantası ve Kırtasiye Kampanyası





Masum Eli Derneğini çok uzun zamandır takip ediyorum.İnanın Esra Armağan Allah'ın ve yardımseverlerin desteğiyle yüzlerce mazlum kardeşimizi doyuruyor ve giydiriyor.Ülkemizdeki savaş mağduru evlatlarımızın bir okulu var eğitim ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve sizlerin yardımlarını belkiyorlar.

Okul ihtiyaç malzemeleri

Tahta silgisi
mavi tükenmez kalem
kırmızı tükenmez kalem
kurşun kalem
kalem traş
silgi
mavi tahta kalem
kırmızı tahta kalem
siyah tahta kalem
40 yaprak defter
80 yaprak defter
öğrenciler için ceket
öğrenciler için okul çantası
öğrenciler için ayakkabı
öğrenciler için kot pantolon
öğretmenler için kıyafet ve ayakkabı

iletişim için: armaganaysel@hotmail.com

Esra Armağan dernek başkanı,kendisinin facebook hesabından yardım faaliyetlerini sıcağı sıcağına haberdar olup  takip edebilirsiniz.











10 Ekim 2016 Pazartesi

Millet o hainlerin laflarını böyle yedirdi






Osman Özsoy'un (kız öğrencilerine sarkıntılık eden ..... kız öğrencilerinin şikayetleri üzerine bulunduğu üniversitelerden uzaklaştırılmıştır) işgal girişiminden bir gün önce yaptığı açıklamaları.Allah cc ın gücü ve kudretinin nasıl büyük olduğunu nasıl da gördük.Bu inanlar için  ibretlik bir olay. 3:21 de ise Kerim Balcı'nın Tower Bridge fotosuyla "medrese-i Yusuf'a layık olamadım ey saf müslüman kardeşlerim tüm sevabını size bıraktım hicret ettim" subliminal çalışmasını izleyeceksiniz.(ha yalnız hizmet hareketinin izlemesi yasak.!!!ben demiyorum fetullah gülen diyor)
İyi seyirler...







hayvanlar ölür,Aşıklar ölmez!








"Aşkın pazarında canlar satılır
Satarım canımı alan bulunmaz
Yunus öldü deyu selan verirler
Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez"







kafa karışıklığı iyidir.




Tatlı bir yalan söylersen on kişi seni alkışlar,acı bir gerçek söylesen sekiz kişi sana saldırır.Ama iki kişi sorgulamaya başlar.

Bertrand Russell





7 Ekim 2016 Cuma

Aczin ilahi adı hürriyettir.




15 temmuz tumblr ile ilgili görsel sonucu


Gerçek hürriyete sahip insanoğlunun yanına gidiyorsunuz ve ona bir başka insanı gösteriyorsunuz.Bu ikincinin elleri,kolları bağlanmıştır.
Hür insana diyorsunuz ki;'Bu kolları bağlı hemcinsine vur,onu döv,
onu ez,ona karşı istediğin gibi davran!'
Hür insan geriliyor;'Ben bunu yapamam,hürriyetim manidir'diyor,insanlığının cevherinde bir şeyler var ki dediklerinizi yapmak isterken buna karşı geliyor,'Ben zalim olamıyorum.'

Yine hür insana bir başkasının mülkü olan toprağı gösteriyorsunuz ve 'Bu toprağın sahibi kuvvetsizdir diyorsunuz,burasını sen kullan,bu mülk senin olsun.'
Hür insan bu teklifi şiddetle reddediyor;'Ben bunu yapamam zira bu mülk benim değil,hürriyetim onu işgal etmeme müsaade etmiyor.'

Aynı hür insana;'Sen hür değil misin?Şu fikre hakaret et.Bu mazlumu tehdit et.'diyorsunuz.
O'nun cevabı şöyle oluyor;'İçimde bir ilahi güç,bir ilahi kuvvet var ki yine ilahi cevher olan ruh meyvesine hakaretime izin vermiyor;
mazlumu tehdit etmek isterken ağzımı kapatıyor.'

Hür insanın şaşırtıcı hali karşısında son bir ümide bağlana gerçek esir ona şu dilekle yaklaşıyor;'Yalan söyle bari,aldat,iftira et,izzetinefisler çiğne,namussuzu olsun teşhir et,nasıl olsa namuslu da ona karıştırılacaktır.Şu bedbaht ömrün intikamını insanlardan böyle al!'

Hür insan,bu yeryüzünde kendisini inim inim inleten esir ve zalim fitnenin mutlaka kahretmek isteyen,insanlığı mutlaka çökertmek isteyen sesi karşısında;'Sefil,hür olmasaydım belki sana uyardım.Tavsiye ettiğin zilletler ne seni,ne de insanlığı kurtaracak.
Sen kendinle beraber her şeyi batırmak istiyorsun.Ben kendimle beraber herkesi kurtarmak istiyorum.Zira hürüm.Hürriyetim bana bunu emrediyor.Her türlü heseplar,kurnazlıklar bu emrin karşısında aciz kalıyor.Senin yıkmak,devirmek istediğini ben kurtarmak isterken bu halime sen aciz diyeceksin.Evet hür olduğum için senin istediklerini yapmaktan acizim,yıkamam,iftira edemem,yalan söyleyemem,zulmedemem.İşte bende ki bu muhteşem aczin ilahi adı hürriyettir.'