20 Kasım 2016 Pazar

Söğüt Ağacı (Beed-e Majnoon) "Kahrolası insan ne nankördür." Abese Suresi 17


İlgili resim


Bana görebilmenin ne demek olduğunu söyle, ben de sana körlüğün ne olduğunu söyleyeyim.”
(filmden)
Macid Macidi’nin yazıp yönettiği “Beed-e Majnoon” adlı film Türkçeye “Söğüt Ağacı” adıyla geçmişti. Film temelde insanın unutkanlığını ve nankörlüğünü kör bir adamın gözlerine kavuşması üzerinden işliyor. Konunun işlenişi bakımından oldukça başarılı olan film ayrıca sinematografik yönü ile de kalitesini konuşturuyor.
İran’lı yönetmen bu güne kadar ortaya koyduğu filmler insani olanı anlatma çabasından başka bir şey değildir. Kendisi de “fıtratın dili” diyor bu çabaya. İnanın içindeki vahyin konuşması, insana doğuştan verilmiş doğruların dili, yaradılış dili, ya da vicdanın sesi. Filmlerinin öznesi hep insan ve insanın halleri… Mecidi, mezkûr film “Söğüt Ağacı”nda da insanın yine başka özelliklerini inceliyor/irdeliyor: Nankörlük, unutkanlık ve kibir…”
Konu:  Yusuf çocukluğundan beri âmâ olmasına rağmen kendisini geliştirmiş ve profesör olmuştur. Tedavi arasa da zamanla ümitleri tükenmiş ve tedavi aramayı bırakmıştır. Fakat yıllar ilerlemiş ve teknoloji de gelişmiştir, Yusuf’un gözüne Fransa’da çare imkânı çıkmıştır. Yusuf yıllar sonra gözlerini tekrar açma niyetiyle Fransa’ya ameliyat olmaya gider. Döndüğünde ise gözleri görmektedir.
Yusuf’un gözleri görmeye başlamıştır fakat gördükleri onu memnun etmemektedir. Çevresindekiler ona ait olanlar yetmemektedir artık. Daha çok ister Yusuf, daha… Kördü, görmeye başladı ama görmek zaten onun hakkıydı. Geç bile kalmıştı görmek için.  Ameliyattan sonra gözleri ilk görmeye başlayınca ki sevinci aynada kendini, yaşlı yüzünü görünce biter. Ansızın yerini suratsız bir Yusuf alır. Yusuf’un ilk memnuniyetsizliği böyle başlar Sünnetullah’a karşı.
Önce kendisini beğenmeyen Yusuf sonra karısını ardından akrabalarının devamında zenginlerin evini görünce kendi evini akabinde üniversite hocalığını beğenmez… Lakin gider genç bir kız beğenir.

Kahrolası insan, ne nankördür!(Abese17)

söğüt ağacı film ile ilgili görsel sonucu


Fakat bütün bunlar bir anda olmaz. Yavaş yavaş, tedricen… Yusuf’un gözleri düzelmeden önce bile bir bozulma/kokuşma/tatminsizlik süreci devam etmekteydi.  Filmin benim için en önemli yeri bu noktasıdır. Normal şartlarda Yusuf görmeye başlamasıyla bozulmaya başlaması bir anla gerçekleşiyor gibi gözüküyor lakin öyle değil.
Bunu Yusuf’un dualarından anlıyoruz. Bir duasında Allah’a şöyle yakarıyor:
“Sana söylemem gereken bir şey var. Yoksa beni tamamen unuttun mu? Ben Yusuf? Yarattığın bütün güzelliklerden mahrum olup şikâyet etmeyen kişi. Aydınlık ve parlaklığın yerine kasvet ve karanlıkta yaşadım. İtiraz etmedim. Mutluluğu ve huzuru bu küçük cennette buldum. Sıkıntı ve güçlükle geçen bunca zaman yetmezmiş gibi şimdi daha fazlasına mı katlanmamı istiyorsun. Bu yolculuktan sevgili annemin yanına dönebilecek miyim
? Yoksa bu hastalığa diz mi çökeceğim? Alın yazımı kime şikayet edebilirim ki? Bana biraz merhamet etmen için sana yalvarıyorum. Hayatımı bağışla.”

Başka bir duasında da şöyle yakarıyor:

“Hatalı olduğumu biliyorum. En büyük hatam senin büyüklüğünü yeterince bilememekti. Şimdi anlıyorum ki sen beni merhamet kitabından silip atmadın. Beni unutmadın. Sen benimlesin ve beni korursun. Bir de lütufların tamamlansa. Madem ki elimden tuttun. Yalvarırım yolumu aydınlat. Yalvarırım. Işığa herkesten daha fazla hasretim. Eğer bu karanlıktan çıkabilirsem daima seninle birlikte olacağım.”


Yusuf’un duaları karakterini, düşüncelerini ve hastalıklarını ele vermektedir. Bu dualarda zaten, nankörlük ve kibir bulunmaktadır. Nankörlük ve kibir Yusuf’un hayatına gözleriyle birlikte girmemiştir. Onda zaten hâsıl olan, içinde sakladığı/büyüttüğü, bazen küçük küçük kendisini gösterdiği, kendisinin tespit edip tedavi etmeye çalışmadığı hastalıklardı bunlar. Fakat Yusuf önce bunları tedavi etmek yerine, gözlerini tedavi etme mücadelesine girişmişti. Kendi etti, kendi buldu.
Ayrıca filmde işlenilen nankörlük de ibretlik. Bence filmi izleyip Yusuf’a hemen kızmamak lazım. Önce köşemize çekilip kendi hayatımızı sorgulayarak “acaba ben bu nankörlüğün bir parçası mıyım” sorusunu yöneltmek lazım. Allah insanoğlunu yarattı ve pek çok nimetler verdi. Kaçımız bu nimetlerin hakkını verebilecek güce sahip? Ya da kaçımız sadece görme nimetinin kefaretini ödeyebilir Allah’a?  Yusuf ailesine, anasına nankörlük yapıyor. Acaba bizler Allah’a nankörlük yapmıyor muyuz?
Kısacası film ailece izlenebilecek ve insana dair pek çok ders çıkarılabilecek bir film.

Numan Damar








Hiç yorum yok :

Yorum Gönder