24 Temmuz 2017 Pazartesi

mutluyum,çünkü galip gelmedim.










kalk bir ev yap bana

s-ousha:
“ “by αPopeye
” ”


uzun bir uykudan uyandım bu sabah
yüzümü yıkadım şöyle durup bir aynaya baktım
asmadım suratımı kendimi bırakmadım
hafif çatıktı kaşlarım 
öylece bıraktım

ben şimdi uzun bir uykudan uyanmış olarak 
geceden kalmış rüyalarımı anlatsam size
beni rüyalarımdan tanır mısınız
beni arkadan görseniz tanır mısınız
beni yürüyüşümden tanır mısınız
yalnız ellerimi tanır mısınız
bir şeyi kessem mesela
kesilen şeyden beni tanır mısınız

bir şey kesiliyorsa ben mutlaka orda olurum
bir anne sütten keser bir çocuğu
orda ben
aşk ayakları yerden keser orda da 
insanlar umudunu keserler ben
beni tanır mısınız orda oluşumdan 
geçip gitmeyip duruşumdan

ben şimdi kendimi anlatsam size
beni 
iyiliğim de kötülüğüm de vahşi atlar gibidir
vahşi bir ata dokunmak gibidir güzelliğim
tanır mısınız hiç sanmam
hiç sanmam çünkü
özenilmemiş ve kimseyi ilgilendirmez güzelliğim
suya düşse kimse eğilip almaz
yani almasın
çünkü her şeyden önce bir göz gerekir bir güzelliğe
aslında doğrusu şu
yalnızca bir göz gerekir bir güzelliğe

sen öpünce beni yüzüm inceliyor ya benim
ben güzellik yarışmasının birincisiyim
forma girmedim oysa 
elma yemedim süt içmedim
ekmek ekmek ve ekmek yedim
ve tabi ki güzelliğimi hep önemsedim

sana uzanan yüzümü ve üzüntümü
sen bana bak
beni tanı elimden ve yüzümden
dağıt yüzümü böl parçala kanat

beni kolumdan tut hırpala duvara fırlat
içimden geç sen iç içe geçen bulutlar gibi
elimi tut ve beni kendimden çıkart

kalk bir ev yap bana
ama beni tanı mutlaka 
taştan bir ev yap bana 
serin bir ev
sıcağı hiç sevmem 
tanı beni
serinliği severim
taşa basmayı severim çıplak ayakla
yazın yerde yatmayı severim
sabah ve akşam vakitlerini severim

bu vakitler dünyadan değilmiş gibi
bu vakitlerde beni iyilik ve yas tutar
bu vakitlerde kadınlar genellikle evde ve uyanık olurlar
bu vakitlerde evde ve uyanık olurum genellikle
bu vakitlerde sokağa atılan ilk adım gibi
serin ve acelesiz

ben en çok serin ve acelesiz sevmeyi severim
yas tutar gibi
iyilik yapar gibi
acelesi yoktur yas tutanın
ve iyilik yapanın
severim seni
acelem yok
serinim 
seninim
acelem yok.

Melek arslanbenzer









23 Temmuz 2017 Pazar

Çok heyecanlı ve sabırsızım.Semih Kaplanoğlu - Buğday (Grain)



nasıl tanımak bu?

çay tumblr ile ilgili görsel sonucu


Nusret Baba: Bu çocuğu tanıyor musun
Songül: Tanıyorum baba.
Nusret Baba: Çayına kaç şeker attığını biliyor musun
Songül: Bilmiyorum.
Nusret Baba: Nasıl tanımak bu

Ekmek Teknesi



çırpınırdı karadeniz bakıp Türk'ün toprağına



evlatları ölürken dağlar çekimser
kalırsa silinsin gökteki imzam!

çözdüm sargılarını yara almış ülkemin

terk eden okçuların bıraktığı yerdeyim.


Sadi Karademir



16 Temmuz 2017 Pazar

Allah gerçek yüzünü Wall Street ile yine yeniden gösterdi.



Allah a hamd olsun ki val sitrit var.Makalem yayinlansin diye binlerce dolar ver seccadeye ayakkabi ile bas (hop agar ol abla hocamiz koca malikanesinde ayakkabi ile gezmez.o bikerem ev ayakkabisi) wc ye bevletmeye girdigi ev ayakkabisi ile kirlet kibleye ters dur.parasi ile rezil olmak buna denir.işte bu da kaniti.beni guzel çek evladi, şakirtim.pr mi iyi yap.Iste olnadi fetullah  olmadi.seccadeye ayaklar altina almakla Allah cc bize senin kalbinin kirini pasini val sitritle gosteriverdi.seni gidi aceleci seni...



21 Haziran 2017 Çarşamba

Allah'ım tekrarımı da bağışla


muslim pray ile ilgili görsel sonucu


Yom vereyim hânım:
Yerli Karadağların yıkılmasın!
Gölgelice kaba ağacın kesilmesin!
Kan gibi akan görklü suyun kurumasın!
Kanatlarının ucu kırılmasın!
Kaadir seni namerde muhtaç etmesin!
Koşarken ak-boz atın sürçmesin!
Çaldığında kara polat öz kılıcın kedimlesin!
Dürtüşürken ala gönderin ufanmasın!
Aksakallı baban yeri cennet olsun!
Ak pürçekli anan yeri uçmak olsun!
Allahın verdiği umudun kırılmasın!
En sonunda arı imandan ayırmasın!
Ak alnında beş kelime dua kıldık kabul olsun!
Derlesin, toplasın, günahınızı,
Kaadir tanrı adı-görklü Muhammeddin yüzü suyunu bağışlasın!
Bu duaya amin diyenler Rabbini görsün!

Dede Korkut






Ey kelimem,sevgilim,beni savun.






İyi geceler efendim, geldim ve gittim
Kimseye bir şey demeyecektim
Bir kesik açılmış bir kütükte
Kelebekler fışkırmış gibi bir şey oldu, konuştum
Ey kelimem, sevgilim, beni savun.

Bunlar etiketlerim, biletlerim, yolcuyum
Bir adımı bir adıma
Bir ismi bir isme ekliyorum
Bunlar da kazınmış saçlar
Ayna önünde gencecik ellerce kazınmışlar
Diplerindeki kandan buldum.

Bir sırrım oldu, tuttum dilek diledim
Sonra bir dilek, bir dilek daha
Mavi bir çaputla bir ağaçta
Dudak bükmeceler işaret etmeler
Bin dallı bir ağaçtı, kovuğunda uyudum
Bir küçücek gönlü taşıyamıyordum

İyi geceler efendim, bir cümle yedim
Ölüm konmuştu sol omzuma, ipekten bir kuş
Gülün kokusu kimden gelir, döndüm ona sordum
Acıydı tatlıydı ekşiydi biraz buruk
Anlamını dupduru
Dilimde tutuyorum
Ey kelimem, sevgilim, beni savun.


 Fatma Şengil Süzer


ben zaten her acının tiryakisi olmuşum



Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. Yollar senin olsun diyorum, ben kenardan yürürüm. Üstümüze yıkılıyor dediklerimiz ve biz dediklerimizin üzerine yıkılıyoruz. Yaralı bir hayvan gibi, arkamızda bir kan ırmağını sürükleyerek, yıkılıyoruz ettiğimiz her lafın üstüne. “Gece gündüz tenhalarda bekleyenim var demedin” diyorum bakarak gözlerine ve baktığım herşey üzerime yıkılıyor.
Bütün suçlar, bütün aşklar, bütün kaçaklar, bütün ihanetler, bütün kırıklıklar üstümüze boca ediliyor ansızın ve kör ve yaralı ve sadık ve kalbimizi avuçlarımıza alarak yıkılıyoruz.
Bizi yıkıyorlar, eski bir binayı yıkar gibi, kadim bir bilmeceyi çözemeyip kenara atar gibi, bir çiçeği kopartıp koklamadan ezer gibi yıkıyorlar bizi. Ve dilsiz ve bütün kelimeleri elinden alınmış ve yenik bir şehir gibi duruyoruz “onların tarihi”nin önünde.
Daha fazla ölmemizi istiyorlar, daha fazla yenilmemizi, daha fazla unutmamızı. Ölmeye ve yenilmeye eyvallah belki, ama unutmak asla. Unutamıyoruz. Zihnimizden kovduğumuz şeyler, bir bakıyorsun çocuklarımızda yeşeriyor. Biz bıraksak onlar alıyor savaş meydanının kenarına yığılmış mızrakları. Mızraklı ilmihal gibi yaşıyoruz ve mızraklar üstümüze yıkılıyor. Bir ilmihal kalıyor geriye, ama ‘hal’imizi ‘ilim’ yapamıyoruz.
Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. “Gördüklerini unut diyorsun” bana ve herşeye rağmen bir cümle düşüyor ağzımdan: “Zet öldü bebeğim, Zet öldü”. Zet niye ölüyor bilmiyorum ve niye böyle bir diyalog geçiyor aramızda ve niye geçiyor bizim adamlar karşı orduya ve niye mızraklarına musaf bağlıyorlar, bilmiyorum. Hiçbirşey bilmiyorum ve bilmediğim şeyler üzerime yıkılıyor. Suç üzerime yıkılıyor ve detaylarını bilmediğim, belki de hiç yeralmadığım şeylerden dolayı yargılanıyorum “suyun önünde”. Su akıyor ve ben yargılanıyorum. Su akıyor ve biryerlerimiz kanıyor durmadan.
Su akıyor ve yeniliyoruz hep. Niye yeniliyoruz bilmiyorum. Niye yanımda yürüyen adam, sokağın köşesine geldiğimizde lüks bir ‘mercedes’e biniyor, bilmiyorum. Bunları bana sorma oğlum, bunları bana sorma. Ben olmadım hiç, biz de olmadık. Tahta kılıçlılar ve cüzamlılar ordusuyduk yeldeğirmenlerinin önünde. Yeldeğirmenleri dönmeye devam ediyor ve kırıldı kılıçlarımız. Niye ordaydık ve niye savaştık, bilmiyorum. Git ve aramızda sıyrılıp yüksek masalara kurulanlara sor herşeyi. Onların bir cevabı vardır mutlak. Çünkü biz sorulardan, onlarsa cevaplardan yontuldu. Biz sorularımızla kaldık ortada, onlarsa cevapların nimetiyle palazlandı. Belki bütün hikaye bu, belki de hikaye mikaye yok ortalıkta.
Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. Çocuklarımızı öldürüp önümüze atıyorlar. Avuçlarımızdaki kana benziyoruz ve giderek bir avuç kan oluyoruz kendi avuçlarımıza kilitlenen. Bizi kilitliyorlar oğlum.
Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. Kavuşamadığımız ‘Leyla’ların ve ihanet ettiğimiz ‘Mecnun’ların içine. Bizi kilitliyorlar oğlum ve tarih en büyük kilididir insanlığın. Bizi tarihin içine kilitliyorlar. Sana birşey sorduklarında asla konuşma oğlum, ağzını açıp birşey söyleme. Çünkü her cevap ihanetin kapılarını aralıyor. Her cevap biraz daha öldürüyor bizi ve yadellerin oluyoruz konuştukça. Yadeller, hepsi bu ve yıkılıyor üstümüze sıla, yıkılıyor üstümüze memleket, yıkılıyor üstümüze bir türkü. Geriye bir Leyla kalıyor hiç görülmemiş, bir de ‘Mecnun’ yüreğim. Ve belki de son yıkım onların güllesiyle geliyor. Bekliyorum. Sen bekleme ama!
Bizi kilitliyorlar oğlum. Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. Kavuşamadığımız ‘Leyla’ların ve ihanet ettiğimiz ‘Mecnun’ların içine.

İdris Özyol



tüm acı anıları bana bırakıp gitme!






Gitti.Bana iki küçük koli canııı gibi baktığı menekşelerini bana emanet edip
eşi ile bir sahil şehrinde yaşamaya gitti.Bir yaşımdan beri öyle böyle kaderime hep yalnızlık düştü.Ne deseydim "tüm acı anıları bana bırakıp gitme" mi deseydim.Acı buhran gözyaşı bencil insanlar kindar insanlar,anlayanlar anlamayanlar anlar gibi yapanlar lar lar lar.Uzatmıyım
bekliyorum işte sıradaki kaderimi bekliyorum.












20 Mayıs 2017 Cumartesi

Dilinin ucundan denize atlayan o adamı getirdim Efendim







Dilinin ucundan denize atlayan o adamı getirdim efendim

Kayalara çakıldı mı bilmem efendim ben sadece getirdim efendim



Siz istediniz diye değil siz istersiniz diyedir her eylediğim efendim

Efendim baş aşağı sallandım mağaralar içre yarasalarla efendim



Ayak ucuma düşse de getirirdim zor olsa da yaşarken sevmek efendim

Karşılamaya çıkardım deseydiniz kucaklarınıza düşerdi belki bu ölü efendim

Can havliyle koşturdum atım çatladı ben belki o olup da geldim efendim



Bir ölü nasıldır bu halli nasıl bilebilirim affınıza sığınırım efendim

Efendim dalından kozalakları düşünce çamların böyle düşüyor dibine



Ben belki dibiyim denizin belki yüzeyi efendim bu yağmur mu efendim

Ben diyeyim ki düştü başkası diyecek nasılsa atladı aşağı duruşu eğreti 



Ne varsa şu yeryüzünde insandan gayrı eğreti değil mi efendim

Üzerine sakız yapışmamış saçları etinden ayrık kalbi çatal efendim



Düştü kayboldu bir dişi serçe dokunmuştu belli ki ballı bir duta efendim

Üzerim ıslak koşan daha bir üşüyor yaşamın yalımından efendim



Dökülen dilimdendir uzun susmuşum çok mu konuşuyorum efendim

Biraz dinlensem dilim açılır konuşan ben kulun olmam korkarım



Düşerken sevdim bu adamı bir ümit işte yetiştireyim dedim efendim

Dili mi düştü ağzının mahzeninden mahzeni mi damladı dilinden



Ben seçemedim efendim boynu öpülesi uzundu serçelere efendim

Nasıl oldu da huzurdayım sevineyim mi bu kırık boynun omuzlarına



Efendim nasıl da severim efendim deyip durmayı efendim de efendim




Celal Fedai








Afrika'da ki kardeşlerinize GÜNEŞ KİTİ göndermek ister misiniz?


Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve açık hava


Aldıkları bu güzel hediye sayesinde, artık evlerinde mum ışığı yerine günde 13 saat kesintisiz elektrik sağlayan güneş kitli lamba ile aydınlanıyorlar. 150 TL karşılığında bir güneş kiti bağışlayarak bu mutlu tabloya siz de katılabilirsiniz.

www.tadd.org.tr adresinden online bağış yapabilir ya da banka hesap numaraları ile bağışta bulunabilirsiniz.

Desteğiniz için hesap bilgileri:

İş Bankası Fındıkzade şubesi (1068) Hesap adı:TÜM AFRİKA'NIN DOSTLARI DERNEĞİ Hesap no: 1026626 IBAN: TR11 0006 4000 0011 0681 0266 26
(Açıklama kısmına "Güneş Kiti" yazmanız yeterlidir) İletişim Tel. 0 (212) 533 28 20 Gsm. 0 (505) 452 12 42







ey acı şiddetlen nasılsa geçeceksin!







acıyan yerin üstüne acımasızca bastırıp; 
'çok acıyor mu?' diye soran bir kimsenin amacı ne ola ki..?






hazırlandın diyelim..



hazırlandın diyelim bir yolculuğa
“bu,yalnızlığıda olabilir”diyor birisi
dayanıklımısın bakalım
silahın nedir
ilkin asfalt ve beton
bir bakarsın önün ardın su kesilir
yüzme de bilmezsin ayrıca

“çocuklukdan kalma şeyler bunlar”
diyor matrağa düşkün biri
“nasıl olsa yenilir”
Oysa kavradığım herşeyin adını bilmek
biraz bunaltıyor beni
örneğin bir atom santrali projesi
Hollanda daki bir caz konseri
ölececeğimi biliyorum nasıl olsa
ama gölgemi önüme düşürüyor
güneş önümden gelirken
şaşırıyorum gövdemi

matrağa alışkınım aslında ama
ille kayayı delen incir,
suları aşan gemi!

Turgut Uyar



4 Mayıs 2017 Perşembe

'' Mine inan bana her şey yoluna girecek''













iyya kenabüdü ve iyya kenestain





Yalnız biri iste; başkaları istenmeye değmiyor. Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor. Biri talep et; başkaları lâyık değiller. Biri gör; başkalar her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar. Biri bil; mârifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır. Biri söyle; Ona âit olmayan sözler, mâlâyânî sayılabilir.




Eğer suyunuz tükenirse...

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, oturan insanlar, çocuk, bebek ve açık hava



“Sor onlara: Hiç düşündünüz mü; eğer suyunuz tükenirse, size temiz suyu kim getirecek?” 


(Mülk Suresi /30) 








Masum Eli Çad su kuyusu ve Kuran-ı Kerim yardımı



Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, açık hava


KURAN-I KERİMLERİMİZİ CAMİLERE GÖNDERİYORUZ NORMALDE.
SU KUYUSU AÇTIRDIĞIMIZ ÖĞRENCİ YURDUNDA İHTİYACI FARKEDİNCE YURDUN İHTİYACINA ÖNCELİK VERDİK.
DURMAK YOK YOLA DEVAM.
KURAN - I KERİM GÖNDERMEYE DEVAM EDİYORUZ. 
KURAN- I KERİMSİZ CAMİ KALMAYINCAYA KADAR İNŞALLAH.

BİR KURAN-I KERİM 20 TL

BANKA ADI:AL BARAKA TÜRK KATILIM BANKASI AŞ.

BANKA KODU:203

ALICI HESAP ADI:MASUM ELİ DERNEĞİ

IBAN NO:TR02 0020 3000 0290 1625 0000 01

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar

İsterseniz su kuyusu açtırabilir, ya da Gazze ve Afrika da kardeşlerinize iftar verebilirsiniz.
Kişi başı iftar 20 tl










Allah ondan razı olsun




Görüntünün olası içeriği: 1 kişi







14 Nisan 2017 Cuma

Küçük çocuğu olan onun hatrı için çocuklaşsın.Hz.Muhammed (asm)











baykuş uğursuz değildir

Otomatik alternatif metin yok.
Görüntünün olası içeriği: iç mekan
Görüntünün olası içeriği: masa ve iç mekan

(Mimar Sinan camilerindeki baykuşlar, ilki Süleymaniye, diğer ikisi Selimiye.)

Ka’bü’l-Ahbâr (r.a.) Hz. Ömer’in huzurunda şöyle anlattı:
“Ey Emîrulmü’minîn, geçmiş peygamberlerin kitablarında okuduğum en acayip şeyi sana haber vereyim. Bir peçeli baykuş, Süleyman aleyhisselâmın yanına geldi, selâm verdi. Hz. Süleyman selâmını aldı. Sonra aralarında şöyle konuşma geçti:
“Ey baykuş, neden topraktan bitenlerden yemezsin?”
“Hz. Âdem topraktan biten şey (buğday) sebebiyle cennetten çıkarıldı.” dedi.

“Niçin su içmezsin?” diye sordu;
“Çünkü Nûh aleyhisselâmın kavmi suda boğuldu.” dedi.
“Neden îmar edilmiş mâmur yeri terk edip harabeleri mesken tutarsın.?”
“Harabeler Hz. Allah’ın mirasıdır, ben de Hz. Allah’ın mîrâsında otururum.
“Harabe üstüne konduğunda ne dersin?”
“Burada yiyip içerek geçinenler hani nerededir?” derim.
“Ya îmar edilmiş yer üzerinden geçsen ne dersin?”
“Yazık Âdemoğluna ki önünde nice güçlükler varken nasıl rahat uyumaktadır?” derim.
“Gündüzleri niçin çıkmazsın?”
“Âdemoğlunun kendisine ettiği zulmün çokluğundan…” dedi.
“Öterken ne dersin?”
“Ey gafil, âhiret yolculuğun için azık hazırla! derim ve ‘Subhane hâlikun Nur” diye zikrederim.” dedi.
Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s.) şöyle buyurdu: “Kuşlar içinde insanoğluna bu kadar güzel nasihat eden ve bundan daha şefkatli olanı yoktur. Câhillerin ondan nefret etmeleri, onu uğursuz saymaları ne acayip şeydir..”




Müslüman kimseye boyun bükmeyecek...





Müslüman kendisini alçaltmayacak, kimseye şakşakçılık yapmayacak, kimseye boyun bükmeyecek. Rızkın Allah'tan geldiğini bilecek, hiçbir haksızlığa da katılmayacak, ortak olmayacak. "Şurdan bana menfaat geliyor." diye de, ciğeri beş para etmeyen heriflerin karşısında el pençe divan durup, menfaatten dolayı saygı gösterme durumuna gelmeyecek. Eğer böyle yaparsa, dininin üçte ikisi gider. 

Mahmud Esad Coşan