21 Haziran 2017 Çarşamba

Allah'ım tekrarımı da bağışla


muslim pray ile ilgili görsel sonucu


Yom vereyim hânım:
Yerli Karadağların yıkılmasın!
Gölgelice kaba ağacın kesilmesin!
Kan gibi akan görklü suyun kurumasın!
Kanatlarının ucu kırılmasın!
Kaadir seni namerde muhtaç etmesin!
Koşarken ak-boz atın sürçmesin!
Çaldığında kara polat öz kılıcın kedimlesin!
Dürtüşürken ala gönderin ufanmasın!
Aksakallı baban yeri cennet olsun!
Ak pürçekli anan yeri uçmak olsun!
Allahın verdiği umudun kırılmasın!
En sonunda arı imandan ayırmasın!
Ak alnında beş kelime dua kıldık kabul olsun!
Derlesin, toplasın, günahınızı,
Kaadir tanrı adı-görklü Muhammeddin yüzü suyunu bağışlasın!
Bu duaya amin diyenler Rabbini görsün!

Dede Korkut






Ey kelimem,sevgilim,beni savun.






İyi geceler efendim, geldim ve gittim
Kimseye bir şey demeyecektim
Bir kesik açılmış bir kütükte
Kelebekler fışkırmış gibi bir şey oldu, konuştum
Ey kelimem, sevgilim, beni savun.

Bunlar etiketlerim, biletlerim, yolcuyum
Bir adımı bir adıma
Bir ismi bir isme ekliyorum
Bunlar da kazınmış saçlar
Ayna önünde gencecik ellerce kazınmışlar
Diplerindeki kandan buldum.

Bir sırrım oldu, tuttum dilek diledim
Sonra bir dilek, bir dilek daha
Mavi bir çaputla bir ağaçta
Dudak bükmeceler işaret etmeler
Bin dallı bir ağaçtı, kovuğunda uyudum
Bir küçücek gönlü taşıyamıyordum

İyi geceler efendim, bir cümle yedim
Ölüm konmuştu sol omzuma, ipekten bir kuş
Gülün kokusu kimden gelir, döndüm ona sordum
Acıydı tatlıydı ekşiydi biraz buruk
Anlamını dupduru
Dilimde tutuyorum
Ey kelimem, sevgilim, beni savun.


 Fatma Şengil Süzer


ben zaten her acının tiryakisi olmuşum



Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. Yollar senin olsun diyorum, ben kenardan yürürüm. Üstümüze yıkılıyor dediklerimiz ve biz dediklerimizin üzerine yıkılıyoruz. Yaralı bir hayvan gibi, arkamızda bir kan ırmağını sürükleyerek, yıkılıyoruz ettiğimiz her lafın üstüne. “Gece gündüz tenhalarda bekleyenim var demedin” diyorum bakarak gözlerine ve baktığım herşey üzerime yıkılıyor.
Bütün suçlar, bütün aşklar, bütün kaçaklar, bütün ihanetler, bütün kırıklıklar üstümüze boca ediliyor ansızın ve kör ve yaralı ve sadık ve kalbimizi avuçlarımıza alarak yıkılıyoruz.
Bizi yıkıyorlar, eski bir binayı yıkar gibi, kadim bir bilmeceyi çözemeyip kenara atar gibi, bir çiçeği kopartıp koklamadan ezer gibi yıkıyorlar bizi. Ve dilsiz ve bütün kelimeleri elinden alınmış ve yenik bir şehir gibi duruyoruz “onların tarihi”nin önünde.
Daha fazla ölmemizi istiyorlar, daha fazla yenilmemizi, daha fazla unutmamızı. Ölmeye ve yenilmeye eyvallah belki, ama unutmak asla. Unutamıyoruz. Zihnimizden kovduğumuz şeyler, bir bakıyorsun çocuklarımızda yeşeriyor. Biz bıraksak onlar alıyor savaş meydanının kenarına yığılmış mızrakları. Mızraklı ilmihal gibi yaşıyoruz ve mızraklar üstümüze yıkılıyor. Bir ilmihal kalıyor geriye, ama ‘hal’imizi ‘ilim’ yapamıyoruz.
Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. “Gördüklerini unut diyorsun” bana ve herşeye rağmen bir cümle düşüyor ağzımdan: “Zet öldü bebeğim, Zet öldü”. Zet niye ölüyor bilmiyorum ve niye böyle bir diyalog geçiyor aramızda ve niye geçiyor bizim adamlar karşı orduya ve niye mızraklarına musaf bağlıyorlar, bilmiyorum. Hiçbirşey bilmiyorum ve bilmediğim şeyler üzerime yıkılıyor. Suç üzerime yıkılıyor ve detaylarını bilmediğim, belki de hiç yeralmadığım şeylerden dolayı yargılanıyorum “suyun önünde”. Su akıyor ve ben yargılanıyorum. Su akıyor ve biryerlerimiz kanıyor durmadan.
Su akıyor ve yeniliyoruz hep. Niye yeniliyoruz bilmiyorum. Niye yanımda yürüyen adam, sokağın köşesine geldiğimizde lüks bir ‘mercedes’e biniyor, bilmiyorum. Bunları bana sorma oğlum, bunları bana sorma. Ben olmadım hiç, biz de olmadık. Tahta kılıçlılar ve cüzamlılar ordusuyduk yeldeğirmenlerinin önünde. Yeldeğirmenleri dönmeye devam ediyor ve kırıldı kılıçlarımız. Niye ordaydık ve niye savaştık, bilmiyorum. Git ve aramızda sıyrılıp yüksek masalara kurulanlara sor herşeyi. Onların bir cevabı vardır mutlak. Çünkü biz sorulardan, onlarsa cevaplardan yontuldu. Biz sorularımızla kaldık ortada, onlarsa cevapların nimetiyle palazlandı. Belki bütün hikaye bu, belki de hikaye mikaye yok ortalıkta.
Üstümüze yıkılıyor herşey ve biz herşeyin üstüne yıkılıyoruz. Çocuklarımızı öldürüp önümüze atıyorlar. Avuçlarımızdaki kana benziyoruz ve giderek bir avuç kan oluyoruz kendi avuçlarımıza kilitlenen. Bizi kilitliyorlar oğlum.
Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. Kavuşamadığımız ‘Leyla’ların ve ihanet ettiğimiz ‘Mecnun’ların içine. Bizi kilitliyorlar oğlum ve tarih en büyük kilididir insanlığın. Bizi tarihin içine kilitliyorlar. Sana birşey sorduklarında asla konuşma oğlum, ağzını açıp birşey söyleme. Çünkü her cevap ihanetin kapılarını aralıyor. Her cevap biraz daha öldürüyor bizi ve yadellerin oluyoruz konuştukça. Yadeller, hepsi bu ve yıkılıyor üstümüze sıla, yıkılıyor üstümüze memleket, yıkılıyor üstümüze bir türkü. Geriye bir Leyla kalıyor hiç görülmemiş, bir de ‘Mecnun’ yüreğim. Ve belki de son yıkım onların güllesiyle geliyor. Bekliyorum. Sen bekleme ama!
Bizi kilitliyorlar oğlum. Sorularımızın, yenilgilerimizin ve suçlarımızın içine kilitliyorlar. Demirin, ihanetin ve yıkılan gecekonduların içine. Kavuşamadığımız ‘Leyla’ların ve ihanet ettiğimiz ‘Mecnun’ların içine.

İdris Özyol



tüm acı anıları bana bırakıp gitme!






Gitti.Bana iki küçük koli canııı gibi baktığı menekşelerini bana emanet edip
eşi ile bir sahil şehrinde yaşamaya gitti.Bir yaşımdan beri öyle böyle kaderime hep yalnızlık düştü.Ne deseydim "tüm acı anıları bana bırakıp gitme" mi deseydim.Acı buhran gözyaşı bencil insanlar kindar insanlar,anlayanlar anlamayanlar anlar gibi yapanlar lar lar lar.Uzatmıyım
bekliyorum işte sıradaki kaderimi bekliyorum.